¿…AffetmiyorumAffet…¿… AFFETMEYEN REKLAMLAR: Yaşamınızın affetmeyen yayını bir affetmeyen kadar uzağınızda, bu yayında hemen yerinizi alın ve hiç kimse sizi affetmesin…Hayatınızın bu en büyük şanssızlığını SAKIN KAÇIRMAYIN…AFFETMEYİN!

AFFETMEYENSANAT-MANİFESTO AffetmiyorumAffet: Ağaç ye, entelektüel aptal sinsi insanlara bak, sokaklarda ciğerini dolaştır; rüzgarın sızlasın, lokal anestezi olarak yaşam, bir çocuk ciğeri yalıtılmış bilgisiyle beş kuruş, kendilerini akademik olarak (ve sanat olarak) satanların var ne kadar da şanslısın... Çağın iki yüzlülüğüne ve suratsızlığına en sağlam örnek değil midir: sürekli her yanda suratının fotoğrafını çeken insanlar ve suratsız sanatlar... Kendini satan insanlara bak; dünya tezgahında "açık eksiltilen" açık arttırmayla, karga ciğeri sömürenleri duy, bu çağda yaşamak kolay şey: insanını az kapatır mısın... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Duyuyorum: 'entelektüel aptal' bir çağdayım, entelektüel aptal insanlar uluyor... Benjamin'in en nefret ettiği sinsi-yoz kitle üretim biçimi... Frankfurt Okulu ki yine ve hep okul kaçkını değil mi... Sanal ironi ve belleksizlik üretimi... Bellek arttıkça belleksizleşmek dejenere çağa özgü bir duyarlılık biçimidir... Kendilik törpülenmesi... Kitsch duyarlılıklar üretim merkezi... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların da hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Haydi, gel ve ona hoşçakal de, bak: yaşam geldi! AffetmiyorumAffet!

Demir Abla ile “Zorba” Filmi Analizi, (İlk Yirmi Dakika) Nikos Kazancakis’in Zorba Romanı Eşliğinde

Demir abla ile Zorba filmi analizi; İlk yirmi dakika çıkarımları. ( Bu çıkarımlar filmin ilk yirmi dakikası izlendikten sonra, fenomenolojik film analizleri yöntem araştırmalarımız kapsamında “filmin yirminci dakikada durdurulması” ile yapılmıştır. ) 1: Yazar’ın bir değişim geçireceğini düşünüyor musun, filmin sonrası için yazarda olabilecek değişimler sence nelerdir? Yazar bu süreye kadar değişim geçirmeye başladı bile. Değişimin yazar ve izleyici açısından…

Nisan Ak ile Sanat: 10+10=100 Kapsamında Bir Röportaj

10 SORU, 10 KİŞİ, 100 CEVAP Affetmeyensanat.com | librimondadori.it Nisan Ak Kimilerine göre cevabı basit kimilerine göre ise basit olamayacak kadar bileşik olan bir soru ile başlayalım, bir meslek adı vererek kendinizi tanıtacak olursanız: a) “Kimsiniz?”, b)“Bu mesleğin-kimliğin günlük rutin işleri-davranışları nelerdir?” c)“Mesleğinizde-varlığınızda olmazsa olmaz dediğiniz ne tür etik kurallar var-var oluyor ya da olmalı-varoluşa bürünmeli? d) Bu etik kurallar nasıl doğmuş-yaratılmış olabilir?”…

Sanatın Anlam Arayışı. Sanat:10+10=100 Kapsamında Psikolog Ayfer Veli ile Röportaj

10 SORU, 10 KİŞİ, 100 CEVAP: AYFER VELİ Affetmeyensanat.com | librimondadori.it    RÖPORTAJ ÖNCESİ KISA BİR AFFETMEYEN ÇIKARSAMA: Bir “sanat” yapıtı “psikolojik”tir çünkü psikanalitik-algılama-bilgiyi alımlama olgularını  ve süreçlerini içerir. Her sanat yapıtı “herkes” için “sanat yapıtı” değildir çünkü her yapıtın “algılanma” süreci farklıdır. Bir sanat yapıtı “bireysel” olabildiği gibi “toplumsal” da olabilir. Sanat sadece sanat değildir, psikolojinin bir çalışma yöntemine…

Sanatın Anlamı. Sanat:10+10=100 Kapsamında İsmail Çoban ile Röportaj

10 SORU, 10 KİŞİ, 100 CEVAP Affetmeyensanat.com | librimondadori.it İsmail Çoban Soru cevap Kimilerine göre cevabı basit kimilerine göre ise basit olamayacak kadar bileşik olan bir soru ile başlayalım, bir meslek adı vererek kendinizi tanıtacak olursanız: 1 “Kimsiniz?” Soru bir köylü çocuğu için zor değil, çocukluğumda bildiğim iki şansım vardı bunlardan biri, babam gibi çiftçi olmak ikincisi ise öğretmen olmak.…

Fenomenolojik Bir Paul Auster Anti-Röportajı: New York Üçlemesi-2: “Hayaletler” Üzerine

  Anahtar Kelimeler: Paul Auster, New York Üçlemesi: Cam Kent, Hayaletler, Kilitli Oda, Özet: Benim adım Paul Auster. Bu benim gerçek adım değil.   Adı Mavi olan bir özel dedektif Beyaz diye birinden bir iş alıyor, iş ise şu: Turuncu caddede oturan Siyah’ı takip etmek ve bunu sürekli Beyaz’a raporlamak, olaylar ilerledikçe Mavi renk olarak da yaşamsal olarak da izlediği…

Sosyoloji bir dövüş sporu mudur? Pierre Bourdieu Çalıştayı İzlenimlerimiz

Anahtar kelimeler: Pierre Bourdieu, Dünyanın Sefaleti, La misère du monde Özet: Sosyoloji bir spor mudur?   Pierre Bourdieu’nun Dünyanın Sefaleti ( La misère du monde ) eserine göz atıyorum, 951 sayfalık epey hacimli ve yoğunluklu bir kolektif çalışma ve daha kapağından itibaren nedense bir “toplumsal müdahale” aracı olma izlenimini uyandırıyor, kitap 1990’lı yılların başında Bourdieu’nun yönettiği bir araştırma ekibi tarafından…

Bir Ali Lidar Röportajı, Edebiyat ve Felsefeye Dair: “Hadi Röportaj Yap da Okuyalım!”

Bir Ali Lidar Röportajı: Hadi Röportaj Yap da Okuyalım! ( Bu röportajın ses kaydı, Pierre Bourdieu’nun sosyoloji kuramı ve bu kuramın sosyolojik mülakat yöntemleri ekseninde “deşifre edilmiş olup” gerçeğe tamamen sadık kalınmıştır. ) Temmuzun üçü, günlerden çarşamba, saat dört olmak üzere, çantamızda “gizli” bir hediye ile Ali Lidar’ı Eskişehir Adımlar Kitabevi’nde bulduk, her zamanki gibi orta katta; pencere kenarındaki koltuğundaydı, “Aşağısı…

Sanat: 10 soru, 10 kişi ve 100 farklı cevap ( Ayrıntılar YAKINDA )

10 sorudan, muhtemelen 100 farklı cevaptan oluşan, 10 soru, 10 kişi, 100 cevap temalı röportaj-dijital kitap projemiz için kısa bir bilgi: Sanat kuramı alanında çalışacaklar için bir sosyolojik veri tabanı oluşturma amacını güttüğümüz bir projemiz bulunmakta. Aynı 10 soru, başlangıçta birbirini tanımayan 10 farklı kişiye sorulacak, cevaplar sitemizde yayımlanarak kullanıcıların erişime açılacak ve alınan 100 farklı cevap sosyoloji ve fenomenolojik…

Gülün Adı; Yaşamın Anlamı, Umberto Eco’nun “göstergebilim” (semiology) algısının fenomenolojik ontoloji temelinde bir analizi ve eleştirisi

Güneş batmak üzere dostum, on metre uzaktaki ıslak kayaların ( yağmur az önce dindi ) iyice ışıldattığı kıyının ötesi ışıyan deniz, ( ay ışığını doldurup içmek; geceye hiç kanmadan ) denizin daha ötesi ise sonsuzluk dostum, onun adı: Sonsuzluğun Adı. Masadaki kahve fincanından albatros sesi eşliğinde ( fufliuuup-fufliuuup ) bir yudum alıyor, martı seslerini kokluyor, denizdeki yosun kokularına dokunuyor, dudaklarımdaki vanilya…

Duygusal Şantajlar:”Beni artık sevmiyorsan eğer…”, Psikotik kişilikler ve nevrotik aşklar ile mücadele teknikleri

Duygusal Şantajlar:”Beni artık sevmiyorsan eğer…”, Psikotik kişilikler ve nevrotik aşklar ile mücadele teknikleri [ Anahtar kavramlar: Duygusal şantajlar, psikotik kişilik, nevrotik aşk, bilişsel psikoloji, psikoterapi, affetmiyorumaffet ] Özet: Beni artık sevmiyorsan eğer özet olarak sana şunu söyleyeyim ki…   Mayıs güneşinin koyu sarı üç dilim halinde düştüğü karşı duvara, duvardaki tabloya ve tablodaki mavimsi açık turkuaz denize bir an bakıyorum,…

İnsanlar neden sinsi ve ikiyüzlüdür? Karaktersizlik neden normalleşti?

İnsanlar neden sinsi ve ikiyüzlüdür? Karaktersizlik neden normalleşti? ( Aynen ya: aynen! ) [ Anahtar kavramlar: ikiyüzlülük, ethos ya da karakter, nevrotik kişilikler, bilişsel psikoloji, psikoterapi, affetmiyorumaffet ] Özet: İnsan ve “yüzleri”… Masamın ceviz “karakterli” sağlam yüzeyine az önce bıraktığım; fincan “karakteri” içindeki gür sesli salep dumanını koklayıp, bahar “karakterli” elma kokan pencereye bakarak; tarçın “karakterli” salepten iki yudum aldıktan ve yaz “karakterli”…

İyi insan neden pek kalmadı? Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı’nın bir analizi

[ Anahtar kelimeler: Bertolt Brecht, Sezuan’ın İyi İnsanı, epik tiyatro, yabancılaşma, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ] Özet: Bir başkasına iyilik yapmak olanaklı mıdır? Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı Oyununun analiz ve eleştirisine başlamadan, üzerine açık grimsi güneş parçacıklarının düştüğü tarçınlı sahlepten iki uzun yudum alıp batmakta olan mayıs güneşinin açık sarımsı kızıl parıltılarına bakarak mırıldanıyorum: İyi insan neden pek kalmadı? Bunca iyi “duyarlılık” gösterisi…

Yaşamın anlamı ve anlamsızlıkları: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, Werckmeister Harmonies’in bir analizi

[ Anahtar kelimeler: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, affetmiyorumaffet ] Özet: Bir gece bir şehre bir balina ve gizemli bir prens gelir… Bela Tarr’ın Karanlık Armoniler’i bize neyin uyumunu “duyurur”? Af.1: Karanlık Armoniler: Werckmeister Harmonies filmi 1989 yılında László Krasznahorkai’nin Direniş Melankolisi adlı romanına dayanan Béla Tarr’ın yönettiği; komünist Macar yönetimi döneminde János, eski arkadaşı György, gizemli bir prens, bir balina ve bir şehir…

Dışa vurulan her şey sanat mıdır? Dışavurumcu sanat kuramının fenomenolojik analizi ve eleştirisi

[ Anahtar kelimeler: Dışavurumcu sanat kuramı, dışavurumculuk,  Munch, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ] Özet: Dışavurulan her şeyin sanatsal amaçla da olsa sanat olması pek mümkün değildir. 1. Eğer kişisellikten uzaklaşıldığını, “sanatçıların” tek tipleştiğini, kimsenin kendi sesinin olmadığını düşünmeye başlamışsam ve “dışavurumcu kuram” imdadıma yetişmişse ona dört elle sarılır ve en geçerli sanat ve sanat yapma kuramının dışavurumcu sanat kuramı olduğunu söyleyebilirim, peki bu doğru…

Marksist Felsefenin ve Yeni Marksizmin Bir Analizi ve Fenomenolojik Çıkarımlar: 1

[ Anahtar kelimeler: Karl Marks, Das Kapital, Komünist Manifesto, artı değer, affetmiyorumaffet ] Özet: Post-Marksizm Marks’tan büyük ölçüde bir uzaklaşma barındırır. Bir hayalet dolaşıyor; Avrupa’nın ve sanatın üzerinde… 1. Komünist Manifesto’nun daha ilk sayfalarında dolaşan hayalet bize kapitalizmin bir buhrana girmekte olduğunu duyurur, yakında ezilen sınıfların başına geçecek olan işçi kesimi ( proletarya ) çok kısa bir sürede sınıfları ortadan kaldıracak ve radikal…

Gerçekçi sinema gerçek midir? Vertov, Bazin, Ayzenştayn kuramlarının bir analizi ve eleştirisi

[ Anahtar kelimeler: Gerçekçi sinema, Vertov, Kameralı Adam, Bazin, Godard, Umberto Eco, affetmiyorumaffet ] Özet: Gerçekçi sinema gerçek değildir. Gerçekçi sinema gerçek midir? Eğer bugün Vertov sineması üzerinden gerçekliği sorgulayamıyorsak bu durum, gerçekçi sinema yolundaki Vertov’u başarısız bir yönetmen mi yapar? Vertov sineması “bildiğimiz” sinemaya benzemez, senaryo yaşamın kendisidir, oyuncular yoktur, belki de oyuncuların en iyisi: çalışırken, türlü işler yaparken çekilmiş insanlar vardır,…

Paul Auster, New York Üçlemesi: Cam Kent’in bir analizi ve eleştirisi:

Eser on üç bölümden oluşan “belirsiz bir dedektif hikayesi” olarak kurgulanmış, eleştirimizde “kurgu” vurgusu çok önemli olmalı çünkü kitap okuyanı baştan sona kurgusal bir yanlış içerisinde bırakıyor, kurgu mu yanlış yapılmış, kurgusu mu kurgusuz bir kurgu, neden bu kadar kurgulu gibi kurgusuz, türünde bir çok soru, tüm bu soruların vardığı yer aslında çok basit: roman epey yapay ( ne gerçek…

Sanat yapıtı ve sanatçı biricik midir? İşte yine ikircik!

1. Şöyle gelin azizim ve aslında kavramsal bir sanat eseri olan, kavramsız bir kelepirden aldığımız şu mavi kanepeye uzanın, sonra da söyleyin lütfen: Bireysellik var mı, siz bireysel misiniz, nasıl bireysel olduğunuzu söyler misiniz, sizi birisi mi bireysel yaptı, yoksa kendi bireysel seçiminiz miydi, kişisel bir kimliğinizin olduğunu düşünüyor musunuz, öze geleyim, siz gerçekten bir özne misiniz? Bireysel bir karşı…

Yeni-Wittgensteincı Sanat Kuramının Bir Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır?

Yeni-Wittgensteincılık’ın Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır? Sorular sorarak başlayalım dilerseniz: Sanat adı altında bunca nesne olduğuna göre tümünü kapsayan bir sanat tanımına ulaşabilir miyiz? Sanat tanımlanamaz mı yoksa? Yoksa sanat, Umberto Eco’nun göstergebilim için söylediği aynı varsayıma mı denk geliyor: sanat yalan söylemek mi? “Yalan” ( anlatım ve içerikler ) ile uğraşan göstergebilim gibi sanat da bir şeylerin yerini…

Sanat galerileri mi, Nişart sanat galerisi mi?

Sanat galerileri mi, Nişart sanat galerisi mi? 1. Bir şeyin duvarda aslı durması o şeyi sanat eseri, bir şeyi asacak o “ışıklandırılmış” duvarı yapan kurum “bir sanat galerisi” olabilir mi? Ya da bir tanım arayarak sorumuzu farklı bir algı içerisinde yenileyelim: Sanat galerisin sorumlulukları nelerdir, duvarları beyaza boyanmış bir alan açıp orayı ışıklandırmak, birkaç tabloya sahip olmak yeterli midir? Hiç…