¿…AffetmiyorumAffet…¿… AFFETMEYEN REKLAMLAR: Yaşamınızın affetmeyen yayını bir affetmeyen kadar uzağınızda, bu yayında hemen yerinizi alın ve hiç kimse sizi affetmesin…Hayatınızın bu en büyük şanssızlığını SAKIN KAÇIRMAYIN…AFFETMEYİN!

AFFETMEYENSANAT-MANİFESTO AffetmiyorumAffet: Ağaç ye, entelllllektüel aptal sinsi insanlara bak, sokaklarda ciğerini dolaştır, rüzgarın sızlasın, lokal anestezi olarak yaşam, bir çocuk ciğeri yalıtılmış bilgisiyle beş kuruş, kendini akademik satan akademisyenlerin var ne kadar da şanslısın... Çağın iki yüzlülüğüne ve suratsızlığına en sağlam örnek değil midir: sürekli her yanda suratının fotoğrafını çeken insanlar... Kendini satan insanlara bak dünya tezgahında açık eksiltilen açık arttırmayla, karga ciğeri sömürenleri duy, bu çağda yaşamak kolay şey, insanını az kapatır mısın... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Duyuyorum: 'entelllllektüel aptal' bir çağdayım, entelllllektüel aptal insanlar uluyor... Benjamin'in en nefret ettiği sinsi-yoz kitle üretim biçimi... Sanal ironi ve belleksizlik üretimi... Bellek arttıkça belleksizleşmek dejenere çağa özgü bir duyarlılık biçimidir...Kendilik törpülenmesi... Kitsch duyarlılıklar üretim merkezi... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların da hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Haydi, gel ve ona hoşçakal de, bak: yaşam geldi... AffetmiyorumAffet!

Banksy’nin Kırmızı Balonlu Kız’ı 1.2 milyon euroya satıldıktan sonra kendi kendini imha etti!

Bugünün “anti-sanat” adına en güzel haberini çoğu zaman olduğu gibi Banksy’den aldık, Picasso dışında bir ‘sanatçının’ tablolarını çalmaya karşı olduğu için bu sanat zevkini hor gören ve: biraz da Türk ressamlarına yönelelim, diyen ortağını yedi defa bıçaklayan sanat hırsızı Z. dosyasını yeni bitirmiş; Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı? ( buradan…

Türk resmi kopyacılıktan öteye geçememiş midir?

( Yorumlarınızı alt kısımdan bize ulaştırmanız dileği ile… )   Affetmeyen Anket. AffetmiyorumAffet:     AF-22’den gelen sinyal sesi ile eş zamanlı olarak çalınan kapının zilini duyduğumda henüz ikinci oraleti içmek üzereydim, önceki yazıyı baskıya ( bknz: Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Ahmet Güneştekin mi, Jim Leedy mi; yoksa Contemporary İstanbul mu? ) bir önceki yazıyı  hediyelik eşya mağazasına (…

Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı?

Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar… Her şeyin gelen telefon ve bu söz ile başladığını söylemiştim sanırım, Ölümsüzlük Odası’nın etrafı çok fazla ölümlü tarafından kendini fotoğrafta dondurmak amacıyla kullanıldığı için içerideki fuar alanına girmiş, dünyanın birçok galerisi aracılığı ile gelen ‘sanat ürünlerini’ gezmeye başlamıştım, ( aşk, ihtiras, öne çıkma, en vesaire ‘sanatçı’ olma ile dolu dolu olan dizimizin ilk sezonunun…

Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Ahmet Güneştekin mi, Jim Leedy mi; yoksa Contemporary İstanbul mu?

  Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar… Her şey gelen bir telefon ile başlamıştı… Merkez bürodan telefon geldiğinde telefonu açıp açmamakta kararsızdım, telefonu açtığımda karşı taraftaki tedirgin sesin Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar, hemen oraya gitmelisiniz, dediğini duyunca iyice kararsızlaştım, kararsızlığımın asıl nedeni sanat ile hiçbir ilgisi olmayan birisi olarak anti sanat dedektifi dostumun yerine bir hafta boyunca bakmak…

AffetmiyorumAffet Lola, Lola Rennt! | Lola Koşuda Dopingli Miydi? Koş Tom Tykwer Koş, Run Franka Potente Run!

Soğuk ve yağışlı bir gece yarısıydı, kapı çalındı, ‘hay kör talih’ diye mırıldanarak ceketimi sırtıma geçirip aşağıya inerek kapıyı açtığımda yanında Krzysztof Kieślowski diye birisi olduğu halde bir parti bileti satmaya çalışan Tom Tykwer diye birisi kapıda belirmişti, ilgilenmiyoruz, kendisi burada değil, diye mırıldandım ama dediğimi pek anlamadı, kendisi nerede peki, şu an kendisinde değil, peki siz kendinizde misiniz, öyle diyelim; ne istemiştiniz,…

AffetmiyorumAffet Freud, Sigmund! | Bir bilim adamı mı yoksa bir şarlatan mı; bir teorisyen mi yoksa bir Süperid mi? Günsüz Yaşa­mın Psikopatolojisi

Soğuk ve yağışlı bir gece, birazdan Sigmund Freud diye birisi gelecekti ve bu kimse hakkında bildiklerim, herkesin bildiği kadardı: dolayısıyla pek bir şey bildiğim söylenemezdi, bir şüpheli miydi, yoksa bir tanık mı, bunu bilmiyordum, bir Darwin değildi, gerçek bir bilim adamı olmadığına dair çok şey duymuştum, neden  buraya gelecekti; onu da pek bildiğim söylenemezdi, günümüzde bütün azılı suçlular kitap türü…

AffetmiyorumAffet Maria e Blumoonchild

Otel odası ( öyle olmalı ), üst kattaki bu odanın ortasında tehlikesiz görünen iki kişi ( öyle olacaktı ), önündeki küçük masada bir daktilo olduğu halde karşıdaki duvara yansıyan koyu granit grisi gölgelere bakan bir kimsenin beş adım arkasında durmuş, amaçları ne bunların, şuraya bakar mısın, bir bu eksikti, eli baltalı olan baltanın kenarındaki odun parçalarını alırken daktilonun başında durana sesleniyor:…

AffetmiyorumAffet Albert Camus!

Yağmur az önce dinmiş olmalıydı, yağmur kokusu ise hala var gücüyle açık pencereden içeriye girerek odayı nemli bir serinlikle dolduruyor,  bir yağmur kuşu koyu mavi perdesi çekili açık pencereden içeriye giriyordu ki: aşağıdaki kapı kuvvetlice vurulmaya başladı, dünyaya yabancı bir sesti bu duyduğum: patapatataam, sesi duyan yağmur kuşu mavi perdenin kenarını havalandırarak korkuyla geri dönmüş ve hızlıca kanat çırpıp pencereden dışarıya…

Affetmiyorumaffet Ingmar Bergman

Önce karanlık vardı, sonra söz vardı; sonra kapı çaldı, sonra uyandım, daha önce olduğum yerde bir film izlemişçesine gözlerimi araladım, aşağıya inip kapıyı açtığımda, zayıf, uzun boylu birisi kapıdaydı: “Kime baktınız?” “Merhaba, adım Ingmar, yarım saat sonra geleceğime dair sözleşmiştik…Biraz erken geldim…” “Sahi, bir film izlemiştim, uyuyakalmışım efendim, buyrun içeriye gelin, sizi yukarıdaki salona çıkarayım…” Sonrasında kapıyı kapatıyordum ki bu Ingmar denen…

Affetmiyorumaffet Michelangelo Antonioni, Gazanfer Bilge ve Professione: Reporter, The Passenger

Soğuk ve yağmurlu bir geceydi, bir saat önce kapı çalındığında, kapıyı açmadan önce gelenin bir yolcu olduğunu ve adının da Antonioni olacağını söyleseler inanmazdım herhalde ama kapıyı açmıştım ve gelen kimse; adı Antonioni olan bir yolcu olduğunu ve peşinde birileri olduğunu söylemişti, o sırada anti-sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni elinde bir marul paketiyle dışarıdan geliyordu, adamın İtalyan olduğunu anlayınca onunla biraz…

Affetmiyorumaffet Leos Carax, Mireille ve Mauvais Sang

Ciao Leos. Don’t think about Yekaterina!   Soğuk denebilecek bir günün yağmurlu bir akşam üzeriydi, kapı çalındığında geleni tahmin edebilmiştim, dün öğleden sonra aramış ve bu saatlerde gelebileceğini söylemişti iki konuk ile birlikte, aşağıya inip kapıyı açtığımda dediğinde haklı olduğunu anladım, kapıyı açtığımda  güneş gözlükleri hafiften basık, kahverengi ceketli bir adam karşımdaydı, bu Leos denen adam olmalı, yanında iki kimse daha…

Affetmiyorumaffet David Lynch ve Mulholland Çıkmazı

  Ciao David, Silencio!       Soğuk ve yağışlı bir gece, açık gri bir Cadillac ile karanlık bir yolda ilerliyorduk, arka koltukta David Lynch diye birisi vardı, bunu duyunca şaşırmıştık, şu yönetmen David ile bir bağı var mıydı, bir bağı yokmuş, hatta bu yönetmenin dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilen Mulholland Drive adlı filmini izlemiş ama pek bir şey anlamamış,…

Affetmiyorumaffet kripto para; Sanatlarını satamayan(!) ‘sanatçılar’ için öneri: atölyelerinizde bitcoin-altcoin madenciliği yapabilirsiniz!

Soğuk ve yağışlı bir geceydi, bir saate kadar Satoshi Nakamoto diye birisi gelecekti, dostum san-at dedektifi Mellini Nomüzikoloni onu karşılamak için dışarıda olduğundan oturma odasının yanındaki salonda, ikili koltukların yerini değiştirmek gibi çok önemli denebilecek bir iş ile uğraşıyordum, pencere önündeki ikili koltuğu değişiklik olsun diye diğer pencerenin önüne çekerken yerde bir kağıt buldum, kağıtta yazanlar şuna benzer şeylerdi:  …

Bedenlerinizde yaşayacak yer yok | I don’t forgive you, forgive me: There is never any place in your bodies

BEDENLERİNİZDE YAŞAYACAK YER YOK | THERE IS NEVER ANY PLACE IN YOUR BODIES IN WHICH YOU CAN LIVE Bedenlerinizde yaşayacak yer yok, kendinizde yaşayacak bir yer yok hiçbir zaman. There is never any place in your bodies, in your bodys in which you can live. Başkasının gözlerinde açan mevsim yapraklarıyla yeşerecek, başkasının adım sesleriyle yürüyecek yer yok kendiliklerinizde. You have no…