¿…AffetmiyorumAffet…¿… AFFETMEYEN REKLAMLAR: Yaşamınızın affetmeyen yayını bir affetmeyen kadar uzağınızda, bu yayında hemen yerinizi alın ve hiç kimse sizi affetmesin…Hayatınızın bu en büyük şanssızlığını SAKIN KAÇIRMAYIN…AFFETMEYİN!

AFFETMEYENSANAT-MANİFESTO AffetmiyorumAffet: Ağaç ye, entelllllektüel aptal sinsi insanlara bak, sokaklarda ciğerini dolaştır, rüzgarın sızlasın, lokal anestezi olarak yaşam, bir çocuk ciğeri yalıtılmış bilgisiyle beş kuruş, kendini sanat olarak satanların var ne kadar da şanslısın... Çağın iki yüzlülüğüne ve suratsızlığına en sağlam örnek değil midir: sürekli her yanda suratının fotoğrafını çeken insanlar... Kendini satan insanlara bak dünya tezgahında açık eksiltilen açık arttırmayla, karga ciğeri sömürenleri duy, bu çağda yaşamak kolay şey, insanını az kapatır mısın... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Duyuyorum: 'entelllllektüel aptal' bir çağdayım, entelllllektüel aptal insanlar uluyor... Benjamin'in en nefret ettiği sinsi-yoz kitle üretim biçimi... Sanal ironi ve belleksizlik üretimi... Bellek arttıkça belleksizleşmek dejenere çağa özgü bir duyarlılık biçimidir...Kendilik törpülenmesi... Kitsch duyarlılıklar üretim merkezi... Bir şey bildiğimi düşünebilsem bunların da hiçbirini bilmek istemezdim oysa... Haydi, gel ve ona hoşçakal de, bak: yaşam geldi... AffetmiyorumAffet!

Fenomenolojik ontoloji temelinde Ulus Baker ve Bakerizm

1. Ulus Baker neden vardı? Ulus Baker nereye vardı? Buradaki “var” en az iki anlamda kullanıldı, anlambilimcilere göre ise zaten sonsuz bir anlamı vardı, Umberto Eco’yu hesaba katar isek bu “varlık” toplumsal bir kod olmuştu çoktan, o halde toplum yok olmadan varlığı “yok” olamazdı. Barthes’i hesaba katar isek billur gibi bir metnin tadıydı. En azından fotoğrafında çakışmıyordu.   “Kendim” hiçbir…

Sanat kuramları ve felsefesinin fenomenolojik eleştirisi ve kuramsız bir öneri

1. Sanatı tanımlama çabalarına fenomenolojik bir göz atma ile başladı bu dosya, tıpkı tüm sanat kuramlarının da yola ilk olarak sanatı tanımlamaya kalkarak başlamaları gibi, sanat felsefesi kuramlarına birer ikişer değinmeden önce, sona geldiğimizde yine en başa geleceğimizi belirtmemiz gerektiğini şimdiden söylemeliyiz, başladığımız yerde yer alan soru ise burada bağsız oluşun ‘bağlamı’ olarak şu sorudan ibaret: Sanatın tanımı nedir?  …

Trier, Jack’in Yaptığı Ev, Fenomenolojik Eleştirisi ve Puanlama

  Adını ünlü bir çocuk masalından alan Film 1970’lerin Amerika’sında geçiyor, 12 yıl içerisinde bir mimar olmamış bir mühendis olan Jack’in işlediği beş seri cinayet olayı üzerine kurulu. Jack işlediği cinayetlerin bir sanat eseri olduğunu düşünür ve daha da ileriye gitmekten pek çekinmez.  (Sıla’ya… ) Jack’in Yaptığı Ev Yönetmen: Lars von Trier Senaryo: Lars von Trier Sinematografi: Manuel Alberto Claro     İLERİSİ SPOILER İÇERİR  Filmde felsefi olma gayesi ile…

Sartre, “Varlık ve Hiçlik”te Başkası Olarak Ben ve Husserl’den “Ben”ime Bakıyorum – 2.kısım

Peki “ortak bir yaşam” için diğerlerinin “varlığında oluşu” ne anlama gelmektedir? Bu soruyu sormuştuk en son buradan devam edelim )   Aşağıda irdeleyeceğimiz sorunlar: Cogito ergo sum, düşünüyorum o halde varım, dediğimde kaç ‘varlığı’ var ediyorum? Husserl’in kendini başkasının yerine koyarken kurduğu apprezentatio ( eşsunum ) kavramı neden “eşleşmiyor”? “Ortak yaşamın ortaklığı” ve “yaşayan anonimlik” kavramlarımız olursa nereye varırız? Bir…

Sartre, “Varlık ve Hiçlik”te Başkası Olarak Ben ve Husserl’in Fenomenoloji Felsefesi’nden “Ben”ime Bakıyorum

  Başkasının “kim olmadığını” görebilmek için başkasına “varlık” kadar önem vermiş olan Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik” indeki “görünen” başkasına “göz atmam” gerektiğini seziyorum, dışarıda ‘çakıl taşı’ iriliğinde kar yağıyor, Varlık ve Hiçlik’in üçüncü kısmının daha ilk bölümü başkasının “bir biçimde” varoluşunu öngören: “Başkasının Varoluşu” bölümü ile başlar, ardından “Tekbencilik” engelinin etraflı bir irdelemesine geçilir, bilincin başkasının bilincinden örtük bir biçimde…

6. KEZ GÜNCELLENDİ! Sanat mı, intihal mi, akademisyenlik mi? Barnett Newman mı, Nurdan Karasu Gökçe mi?

Dumanı tüten bir oralet fincanına bir bisküviyi batırıp tam ülkenin akademisyen sanatçılarının etkileri galaksi sınırlarını aşan başarıları üzerine bir gazete makalesini incelemeye başlıyorduk ki aşağıdaki yaşam çalındı, inip kapıyı açtığımızda dışarıda yere düşmek üzere bekleyen bir mektup, yere düşmeden uzanıp aldık, üzerinde ‘sanat öğrencileri’ imzası var, kapıyı kapatıp yukarıya geçtik ve oraletlerimizi önümüze çekip gazeteyi bir kenara bırakarak mektubu açmaya…

Sanat Camiasına Açık Çağrı! ( Bir Sanat Derneğinin Bir Öneri Karşısındaki Tutumu )

  Affetmeyen Konuk: Vecdi Uzun  SANAT CAMİASINA AÇIK ÇAĞRI ! UPSD tarafından EVİPERON adıyla sanat eserlerinde çalıntı ve sahtekarlığı önlemek amacıyla kamuoyuyla paylaştıkları belge ve işleyiş hakkındaki önerilerimin ilk kısmı olan metini UPSD ile paylaştım. UPSD ‘ne Gönderdiğim e-mailde de bu öneri yazısını sosyal medyada paylaşacağımı açıkladım. Bu paylaşımdan sonra UPSD Başkanı Bedri Baykam imzalı cevap yazısı aldım. 1- Mektubun…

Albrecht Dürer’in Gizemli ve Beklentili Gravürü Melencolia 1 ve Felsefede ‘Melankoli’ Kavramı

Masadaki oralet fincanına uzanıp kendime doğru çektikten sonra soldaki paketten bir bisküvi çekip oraletin içine batırdım ve ardından bisküvi kokusu eşliğinde Albrecht Dürer’in Melencolia 1 ( ya da i ) adlı gravürünün içine doğru bir yolculuğa başladım… İşte şu an olduğum yer:     Gravürün içerisinde bir yerdeyim ama tam olarak nerede olduğumdan pek emin değilim, İsa’yı hatırlatan bir kadın…

Edvard Munch ve ‘The Kiss’ ya da Gustav Klimt ve ‘The Kiss’; sanat ve dolaysız görünen dolaylı etki

Biraz sıcak su ile ‘demlenmiş’ bir oralete bir bisküviyi batırıyorum ve tabloların arasında bilinmeyene doğru seyahat ediyorum-ediyordum sanırım: secdiğim ressamlardan Gustav Klimt’in penceresi açık evinin önünden geçiyordum ki ilerideki uçurumun kenarında öpüşen iki çifti görünce bir an duraladım, gördüğüm manzara şöyle bir şeydi:   Analiz: Bir kadın ve bir erkek dizleri üzerinde durmuş halde bir uçurumun kenarında öpüşüyorlar, etraflarında ‘yaldızlı’ bir gece…

Banksy’nin Kırmızı Balonlu Kız’ı 1.2 milyon euroya satıldıktan sonra kendi kendini imha etti!

Bugünün “anti-sanat” adına en güzel haberini çoğu zaman olduğu gibi Banksy’den aldık, Picasso dışında bir ‘sanatçının’ tablolarını çalmaya karşı olduğu için bu sanat zevkini hor gören ve: biraz da Türk ressamlarına yönelelim, diyen ortağını yedi defa bıçaklayan sanat hırsızı Z. dosyasını yeni bitirmiş; Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı? ( buradan…

Türk resmi kopyacılıktan öteye geçememiş midir?

( Yorumlarınızı alt kısımdan bize ulaştırmanız dileği ile… )   Affetmeyen Anket. AffetmiyorumAffet:     AF-22’den gelen sinyal sesi ile eş zamanlı olarak çalınan kapının zilini duyduğumda henüz ikinci oraleti içmek üzereydim, önceki yazıyı baskıya ( bknz: Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Ahmet Güneştekin mi, Jim Leedy mi; yoksa Contemporary İstanbul mu? ) bir önceki yazıyı  hediyelik eşya mağazasına (…

Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı?

Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar… Her şeyin gelen telefon ve bu söz ile başladığını söylemiştim sanırım, Ölümsüzlük Odası’nın etrafı çok fazla ölümlü tarafından kendini fotoğrafta dondurmak amacıyla kullanıldığı için içerideki fuar alanına girmiş, dünyanın birçok galerisi aracılığı ile gelen ‘sanat ürünlerini’ gezmeye başlamıştım, ( aşk, ihtiras, öne çıkma, en vesaire ‘sanatçı’ olma ile dolu dolu olan dizimizin ilk sezonunun…

Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Ahmet Güneştekin mi, Jim Leedy mi; yoksa Contemporary İstanbul mu?

  Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar… Her şey gelen bir telefon ile başlamıştı… Merkez bürodan telefon geldiğinde telefonu açıp açmamakta kararsızdım, telefonu açtığımda karşı taraftaki tedirgin sesin Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar, hemen oraya gitmelisiniz, dediğini duyunca iyice kararsızlaştım, kararsızlığımın asıl nedeni sanat ile hiçbir ilgisi olmayan birisi olarak anti sanat dedektifi dostumun yerine bir hafta boyunca bakmak…

AffetmiyorumAffet Lola, Lola Rennt! | Lola Koşuda Dopingli Miydi? Koş Tom Tykwer Koş, Run Franka Potente Run!

Soğuk ve yağışlı bir gece yarısıydı, kapı çalındı, ‘hay kör talih’ diye mırıldanarak ceketimi sırtıma geçirip aşağıya inerek kapıyı açtığımda yanında Krzysztof Kieślowski diye birisi olduğu halde bir parti bileti satmaya çalışan Tom Tykwer diye birisi kapıda belirmişti, ilgilenmiyoruz, kendisi burada değil, diye mırıldandım ama dediğimi pek anlamadı, kendisi nerede peki, şu an kendisinde değil, peki siz kendinizde misiniz, öyle diyelim; ne istemiştiniz,…