AffetmiyorumAffet Modi!

Spread the love

AffetmiyorumAffet Modi!

Hava epey serindi, dünya diye bir yerdeydim, Modi kanalın karşısından sol elinde kapalı gri bir şemsiye ile köprüden geçerek yanıma kadar geldi; “Jeanne kendini atacak,” dedi yanımdaki boşluğa doğru bakarken, “ne yapabilirim, resim yapmam gerekiyor,” dedi sonra, “kendini atacağını düşünmüyorum ama yine de ne olur ne olmaz sen onunla ilgilenir misin,” sonra sağ kolunun altındaki büyük bir rulonun içerisinden üzerinde çalıştığı resmi çekti, etrafa baktı, kanalın sol tarafındaki köprünün yanı epey sessizdi, o tarafa doğru yürüdük ve yürürken resmi iyice rulonun içerisinden çekti, kanalın yanındaki demir korkuluklara geldiği zaman resmi rulonun içerisinden tam olarak dışarıya çekmişti. Resmin alt tarafını gördüm:

AffetmiyorumAffet Modi!-2

AffetmiyorumAffet Modi!-2

Modi sessizdi, kanalın ilerisine doğru bakıyordu, sanki resmi göstermek ile göstermemek ara kararsız kalmıştı, resmin sadece sağ alt köşesini görebiliyordum, rüzgar resmi kıvırmış, diğer kısımları sol üst köşeden elinin üzerine doğru kıvrılmıştı, hangi resmini gördüğüm konusunda kararsızdım:

AffetmiyorumAffet Modi!-3

AffetmiyorumAffet Modi!-3

Sonra köprünün üzerine çıktık, dinleyicilerimiz yabancı dil de havlayabilen sokak köpekleriydi, onlara seslendim:
Hepiniz bir şeyleri açıklamaya çok meraklısınız, dedi sonra, sanki çevrenizdekiler sizin açıklamalarınıza çok meraklıymışcasına. Oysa bir şeyleri açıklayan olmayı hiç isteyemedim bir türlü, çünkü yaptığım şey biraz daha zordu. Açıklanamaz olmak, daha da kötüsüyse her yanda sürekli açıklamalar… dehşet dolusu dolaşıp dururken: açıklanamaz kalmayı başarabilmek…Yoksa susmak susmaya izin vermiyor mu; yoksa dünya diye bir yerden ve onun sessizliğinden çaldığım şey kendi yerim mi…e I grow morning in my eyes…Am I the morning who dwells there in the night, to reach the golden dawn…( You have no place within yourselves where you can flourish with season leaves grow in the eyes of others, where you can walk with the sound of footsteps of others. ) A scream, a silence, a quiet in your beings as if only calling out. To the point of dream…Getting lost within BLUU…Should we come to point for the blu…There is nothing more for you e me. e i wish, i dream, a dream of blu high, e we’re flying higher than before…e Alma, dirà Bella…Forse i sogni sono i ricordi che l’anima ha del corpo…Il mistero della scrittura…C’era la luna piena, di quelle che trasformano il mondo in fantasma, quando tutte le cose, le animate e le inanimate, Alma, dirà Bella…Zıp zıp…Alma, dirà Cousin…Baby baby baby don’t look back…Kapı zilleri olan insanlara basmayın…Bütün yaşamsal terimleriniz zihnimi açıyor: History is never written…Uh…Per sempre no, per sempre è sempre troppo tempo…Ehhh…Alma, Alma dirà Bella…

SAVAŞ HUKUKU NE DEMEK? diye sordum Modi’ye, yağmurda ıslanmasına aldırmadan elimdeki tren biletini bir teyir tehdidiyle istasyondaki görevlinin alnına doğru uzatırken…Limon kabuğu kesiği kumda yürüyen akasya kokusu; trenler koku taşıyor olabilir mi, uzaklardaki puslu köprüde kuşlar uluyor; kuşlar tehdit taşıyor olabilir mi…Dünya diye bir yere gidiyorduk…Savaşın ama kurallı savaşın, fazla birbirinizi vurmayın o halde, dedim Modi’ye trene bindiği zaman…Sonra dünya durdu, tren hareketlendi…‘Savaş’ın Temel Kuralları’nı basan yayınevinin aynı zamanda ‘İdeal Barış Mümkündür vesaire’ diye çoksatarlar basması…Çok ama çok hoşsunuz…

GÜNCELLENİYOR…

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 − 2 =