Sanat ödülleri mi, san-at ‘nodülleri’ mi? “37. DYO RESİM YARIŞMASINDAKİ SKANDAL HAKKINDA!” diye başlayan bir mektup aldık

Soğuk ve yağışlı bir geceydi, karlı gök altında köpekler uluyordu, dostum sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni şömine başında oraletini içiyor ve pencere kenarındaki kuşa raptiye atmaya çalışıyordu, sonra kafese doğru yürüyerek iyice pencere kenarına yaklaştı, birden dışarıya baktı ve seslendi:

“Postacı bir şey bıraktı kapıya…”

Bunu duyar duymaz elimdeki gazeteyi dörde katlayıp ceketimin sağ cebine koydum ve hemen aşağıya indim, kapı altından atılmış bir zarfı alıp hızlıca yukarıya çıktım dostum masanın sol tarafındaydı, zarfın üzerine bakıp ona seslendim:

“Yanlış bir yere göndermişler sanırım, alıcı olarak affetmeyensanat diye bir adres görünüyor…”

“Affetmeyensanat mı, bu ne biçim bir isim…

“Anlayamadım ki, ama adres burası, zarf da açık…”

Zarfı tam yan çevirmiştim ki içinden bir yazı ile beş tane fotoğraf düştü:

Zarfın dışı şöyle bir şey:

Zarfın üzeri, affetmeyensanat diye birilerine göndermişler, isme bak yahu…

Dostumla göz göze geldik, dostuma seslenirken yere düşen fotoğraflara uzandım;

“Sayın affetmeyensanat ekibi, diye başlıyor mektup, niye buraya gönderdiler acaba, bizim sanatla ne işimiz olabilir ki?”

“Bilmiyorum, şu kara para kuratörü Guy Wildenstein göndermiş olabilir mi?”

“Sanmıyorum, gönderim tarihi iki gün önceye işaret ediyor, yakında bir yerden göndermişler, oysa o kara paracı şu an mektup gönderemeyecek kadar meşgul olmalı…”

Elimdeki zarf-mektup ve fotoğraflarla masanın yanına gittim, soldaki sandalyeye oturdum ve elimdekileri mektup hariç masaya bıraktım:

“Bir oralet daha içer misiniz?”

“Elbette, gelirken kapıya tekrar bakabilir misiniz, postacı bir şeyi unutmuş herhalde, yine aşağıda…”

Masadan doğrulup dışarıya çıktım, mutfaktaki ısıtıcıyı çalıştırıp aşağıya indim, hakikaten kapının altından bir zarf daha atılmıştı, zarfı alıp mutfağa ilerledim ve iki oralet hazırlayıp odaya geçtim, masanın başındayız şimdi:

“Bu zarf da aynı yerden gönderilmiş… Affetmeyensanat ekibine diyor”

“O halde bunlar bizi sanat ile ilgili vesaire sanıyor, bu yanlışlığı düzeltmemiz gerek, siz şu mektupları bir okuyun önce, sonra ne yapacağımıza karar verelim…”

İlk aldığımız zarfın üzerindeki mektuba uzandım ve bir süre kağıda göz gezdirdim, işte yazılanlar şöyle bir şey:

 

Sayın AffetmeyenSanat ekibi,

Size zor durumda kaldığımız bir meseleyi anlatmak, bir ses duyurabilmek ve yardım alabilmek için yazıyoruz. Umarız sesimizi duyarsınız. Yıllardır süregelen Dyo resim yarışmaları ve bu yılki şartname ihlalinin tespiti hakkında yazmak istedik.

Konu, bu yıl ödül alan (ödül alacağı çok önceden birçok kişi ve Yeditepe G.S.F. öğrencileri tarafından bilinen eser (Prof. Zahit Büyükişleyen’in odasının tam karşısındaki odada yer alan asistanı Filiz Piyale’nin tuval resmi) eserin/eserlerin yarışmanın etiğini ve şartname hükümlerini ihlal ettiği, jürinin (Prof. Zahit Büyükişleyen başkanlığında) taraflı değerlendirme yapıp birçok sanatçı ve gencin emeklerini erozyona uğrattığı iddiası üzerinedir. Konuyu sanat alanında cesurca gerçekleri savunan ve emeğe büyük önem veren bir kişi ve insiyatif olduğunuzu bilerek size yazmak istedik. Bir grup sanat öğrencisi olduğumuz için anonim bir grup olarak bu maili dile getiriyoruz.

Mailimizi sitenizde yayınlamanız da çabamıza güç verecektir, karar sizin. Elbette takdiri Kamuoyuna, Yaşar Holding’e, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı’na, sayın jüri üyelerine bırakıyoruz. İddialardan dolayı yarışmanın şaibeli olduğunu düşünüyor, yarışmanın kurumunun, Filiz Piyale’nin ve jüri üyelerinin ödülü iade etmesini ve özür dilemelerini bekliyoruz. Konu dedikodu içermemektedir ve gayet açıktır. Bu iddiaları gerçek bir duruma dönüştüren tespitler şunlardır:

1-) Yarışma şartnamesinde yarışmaya başvuran eserlerin daha önce hiçbir yerde sergilenmemiş olması gerektiği açıkça bellidir. Sözü geçen sanatçı Filiz Piyale’nin ödül alan eseri daha önce sergilenmiştir.

Şartname vaziyeti böyle bir şeymiş…

2-) Sözü geçen Filiz Piyale’nin ödül alan eserinin daha önce sergilendiği sergide 37. Dyo resim yarışması jürisinden Zahit Büyükişliyen’in de yer aldığı görülmektedir. Dolayısıyla adı geçen jüri üyesinin ödül alan eseri önceden bilmesi ve ödül vermesi bariz derecede kasıtlı bir ihlal ve dehşet verici bir tavırdır.

Sergilenme vaziyeti…

3-) Adı geçen jüri üyesinin yer aldığı daha önceki Dyo yarışmasında yine Yeditepe’de mesai arkadaşı olan Gülveli Kaya’nın ödül almış olması bu durumdan dolayı düşündürücüdür.

‘Sanatçı’lar birbirini desteklemeli elbette ama…

EPEY DÜŞÜNDÜRÜCÜ…

4-) Filiz Piyale’nin bile bile ayan beyan belli şartname hükümlerini çiğnemesi genç sanatçıların hakkını hiçe sayması durumu bariz bir şekilde aşikardır. Ek olarak ödül aldığı resmi de sosyal medya hesabından paylaşmıştır. Sanatçılığın doğası gereği çıkıp ödülü iade etmesi ve büyük bir özür dilemesi gerekir.

Bütün şartnameler ihlal edilmek için olmalı…

5-) Konu, kanaatimizce Dyo’nun gelenekselleşmiş ve Türk sanat tarihinde hatırı sayılır bir öneme sahip bu sürekli sanat yarışmasının özgünlüğüne gölge düşürmüştür. Dyo’nun, Yaşar Holding’in, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı’nın yarışmanın jürisini tamamen çağdaş şekilde revize etmesi gerekmektedir. Yukarıdaki durumdan dolayı açığa çıkan manzarada ilgili jüri üyesinin yer aldığı/alacağı bir yarışmanın işlerliğinin kalmayacağı ve hatta artık açıkça zarar verme olasılığı ihtimalini de güçlendirmektedir.

Bak sen şu işe…

6-) Ekteki dosyalarda ilgili resmin daha önce yer aldığı sergilerden birinin kataloğunun kapağı, katalogda yer alan ilgili eseri, ilgili jüri üyesini, ilgili sanatçıyı görebilirsiniz. Ek olarak ödül alan resmin ilgili jüri üyesinin karşısındaki odada zaten önceden beri asılı olduğuna dair fotoğraf da yer almaktadır. Öğrenciler ve herkes de bu resmi ve karşılıklı odaları bilir.

Saygılarımızla…

İstanbul Genç Sanatçılar İnisiyatifi

Bir süre sessizce pencereden dışarıya baktık, sonra Mellini ile göz göze geldik:

“Bu zarfı yanlış yere göndermişler herhalde azizim,” dedi, “Siz zarfı kapatın ve bunu tekrar postaneye iade edin.”

“Nereye göndereceklerdi acaba?”

“Bunu bilemem ama ‘saf’ sanatçıların ( Kant’ın saf aklı kadar saf sanat!), adaletli bir toplumun’ ve ‘duyarlı sanat çevresinin’ olduğu bir ülkeye gitmesi gerektiği kesin!”

İkinci zarfı açıyordum ki kapı tekrar çalındı, dostumla göz göze geldik, dosyayı önceki dosyanın kenarına yanlamasına bırakıp dışarıya çıktım ve aşağıya inip kapıyı açtım, dostumun beklediği kadın kapıdaydı; Zeynep Oral diye birisi:

Kendileri böyle birisi…

“Buyrun efendim, sizi bekliyorduk…”

Zeynep Oral isimli kadın hızlı bir baş hareketiyle teşekkür edip içeriye girdi:

“Size de o dosyalardan geldi mi?”

O sırada dostumun odasına girmek üzereydik:

Hangi dosyalardan diye sordum ama duymadı, dostum Mellini’nin yanına doğru ilerledi, selamlaştılar, Mellini Nomüzikoloni az önce oturduğum sandalyeyi gösterdi:

“Sizi dün bekliyorduk?”

“Affedersiniz, yine bir sanat jürisi toplantısı vardı…”

“İşiniz zor olmalı, her ay önünüze onlarca kitap geliyor; her birini okumak zorundasınız, sonuçta edebiyat ödülü vermek zor iş…”

“Bazen de hiç okumadan ödül verdiğimiz oluyor…”

Cumhuriyet yazarı, Türkiye PEN Başkanı,  birçok ödülün jüri üyesi olan Zeynep Oral, bir panelde: “Bazen de hiç okumadan ödül verdiğimiz oluyor…” demişti, elbette arada bir önlerine gelen kitapları okuyarak ödül veriyor da olmalılar…

Haber şurada:

AMERİKAN Publishing Perspectives dergisi Genel Yayın Yönetmeni Porter Anderson’un yönettiği panelde, Avrupa Birliği Genç Edebiyatçılar Ödülü Jürisi üyesi olarak katılan Zeynep Oral’la birlikte Fransa’nın en büyük ödüllerinden Goncourt’un jüri üyesi, Magazine Litteraire Genel Yayın Yönetmeni Pierre Assouline, Alman Kitap Ödülü jürisinden, TV kanalı ORF’nin Edebiyat Bölümü Şefi Katja Gasser ile Singapur’dan yayınevi yöneticisi (Epigram) Edmund Wee konuştu. Konuşmacılar, her yıl binlerce yazarın, binlerce kitabının yayınlandığı dünyada dağıtılan ödüllerin asla ‘adil’ olamayacağını vurguladı.

BU BİR TAVIR ( TAVRINIZA HAYRAN OLALIM! )
Bu çerçevede ödül jürilerinin nasıl çalıştığına dair bilgiler veren Zeynep Oral, “Bazen de hiç okumadan ödül verdiğimiz oluyor” dedi. Bunun zaman zaman yaşanan anti-demokratik gelişmelere tavır olarak gerçekleştiğini belirten Oral, resmi ağızlardan kadın düşmanı açıklamaların ardından kadın haklarıyla ilgili yayınlara verilen ödülleri örnek gösterdi.

YİNE ŞAŞIRTTI (  AFFETMEYENSANAT EKİBİ OLARAK NE ŞAŞIRDIK NE ŞAŞIRDIK! HATTA ÖYLE ŞAŞIRDIK Kİ O KADAR ŞAŞIRDIK! )
Zeynep Oral, “Türkiye’den yazarların bu kadar çok uluslararası ödül almasını istemiyorum” diyerek de dinleyicilere şaşırttı. Ancak daha sonra bu ödüllere aynı zamanda çok sevindiğini çünkü Aslı Erdoğan gibi yazarların bu ödülleri ‘çok iyi yazar oldukları’ için aldıklarını vurguladı. Zeynep Oral, ödüllerin birer ‘siyasi araç’ olarak görülmesine karşı çıkarken, hapisteki ya da baskı altındaki yazarların, gazetecilerin aldığı uluslararası ödüllerin elbette yararlı olduğunu vurguladı.

Dostum Mellini Nomüzikoloni Zeynep Oral’ın bu sözlerini duymazdan geldi, masanın üzerindeki önceki paketi gösterdi:

“Bize de geldi o paketlerden, bu ‘sanatı’ okumadan okumuş gibi yapsak çok iyi olacaktı aslında! Zaten bu sanat denen olgu nedir ki…”

 

Sanat; yanlış adreslere gönderilen cevapsız mektuplardan ibaret olmalı… İşte zarf yine açıldı; uyuyor musun-duyuyor musun?

SORU:

Sanat grupları hakkında ne düşünüyorsunuz?

CEVAP:

Bütün sanat gruplarını ‘kahkaha’ ile destekliyoruz efendim, kendi kendilerine ödül vermeyi daha da arttırmaları; hatta ressam olmayanlara ( asistanlarına, Almanya’daki kuzenlerine, İsveç’teki akrabalarına…) da ödül vermeleri gerekir ‘yüksek sanatın’ gelişmesi için, o ödül vermese; bu ödül vermese nasıl çıkacak bu boyalar piyadaki aydınlığa?

 

VE ZOONUS:

Ünlü ama meşhur olamamış sahteci Elmyr; bir koleksiyoner kadına duvarındaki sahte Gükasso tablosunu sattıktan sonra Kükasso’nun her imzasına milyonlar biçen sanat otoriteleri için Tikasso, Mikasso ve Lükasso üzerinde çalışırken:

GÜNCELLENİYOR…

 

Başka bir vaziyet: Sanat mı, kara para mı, küratör mü, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Başka bir vaziyet: Sanat mı, müzik mi, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Başka bir vaziyet: Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Başka bir vaziyet: Sanat mı, Monet mi, borsa mı, sanat otoritesi mi, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Başka bir vaziyet: Sanat mı, varsayın-tı mı, Modi mi, Elmyr mi, Heury mi, Bory mi, Sury mi, Zury mi, Nury mi, Myatt mı, Fiat mı?

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 4 =

Araç çubuğuna atla