Affetmiyorumaffet David Lynch ve Mulholland Çıkmazı

Spread the love

 

Ciao David,

Silencio!

 

 

 

Soğuk ve yağışlı bir gece, açık gri bir Cadillac ile karanlık bir yolda ilerliyorduk, arka koltukta David Lynch diye birisi vardı, bunu duyunca şaşırmıştık, şu yönetmen David ile bir bağı var mıydı, bir bağı yokmuş, hatta bu yönetmenin dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilen Mulholland Drive adlı filmini izlemiş ama pek bir şey anlamamış, söylediğine göre muslukçuymuş ama film yönetmeni olmak istiyormuş, o yüzden buraya, Los Angeles’e gelmiş, anladığımız kadarıyla Los Angeles’a büyük bir muslukçu ve belki de bir yıldız muslukçu olma hayalleri ile gelmiş tuhaf bakışlı birisiydi, anti sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni’nin kaldığı villaya gelmek üzereydik, birden bir yol çeşmesinin yanında araç durdu ve şoför koltuğundaki gerçek yönetmen D., arka koltuktaki bu David denen adama bir musluk doğrulttu:

“Hemen aşağıya in seni lanet olası David, şu musluğu al ve şu sağdaki çeşmenin musluğunu bununla değiştir, aksi halde kendini boğulmuş bil!”

Bu tehdit gayet açık olduğu için fazla bir açıklama yapmaya gerek görmüyorum, bu David denen adam da fazla bir açıklama beklemiyor olacak ki musluğu korkuyla alıp araçtan inmek üzereydi.

O sırada şoför D. ve David’in beklemediği ama senaryoyu bildiğim için beklemekte tereddüt etmediğim bir durum olmak üzereydi, yolun karşı tarafından alkollü ve benzini fazla kaçıran iki araç son sürat bize doğru geliyordu, hemen kenara kaçtım ama ne olduğunu anlamadan karşıdan gelen araçlardan birisi Cadillac’a çarptı.

O sırada rol icabı bayıldım, David ve şoförde baygındı, sonra hafızasını kaybetmiş gibi bir hali olan bu David araçtan çıktı ve bütün Hollywood’a tepeden bakan bir manzara eşliğinde aşağıdaki çalıkların arasından inmeye başladı.

 

David ve Davud ya da Davut, Davut fotoğrafta pek net çıkmamış…

Araçtan inip yolun kenarındaki çalılıklara geldim ve şehrin ışıklı manzarasına bakmaya başladım, neler olacağını az çok tahmin edebiliyordum:

 

Tepeden bakınca manzara böyleydi… Stephanie Kloss tarafından da bakıldı…

Bu yönetmen olmak isteyen başarılı muslukçu David geçen ay bir musluk tasarımı yarışmasını kazanmıştı, zaten ileride yaşadıklarını filme çekecek ve filmini muslukların dansıyla açacaktı, hatta elimden gelse ona mor bir fon kullanmasını ve bu mor fon önünde blues müziği eşliğinde muslukları dans ettirmesini isterdim, ne kadar da hoş olurdu, bütün musluklar mutlulukla dolu olarak dans eder, hiçbir zaman belediye tarafından kesilecekleri kaygısına kapılmazlardı, ama filmde böyle yürümüyor işte işler, bu muslukların dansı da uzun sürmez ve aniden sular belediye tarafından kesilir, hiçbir açıklama da yapılmazdı, o nedenle David’i kesilmiş bir musluk önünde belli belirsiz görürdük ve kamera yavaş yavaş musluğa doğru yaklaşmaya başlardı, o da ne, musluktan birden kızıl bir sıvı akmaya başladı, David bunu görünce zorlukla nefes almaya ve hıçkırmaya başlıyor, musluktaki sıvı birden kesilirken ekran kararıyor. David musluğun karşısındaki mavi bir koltukta oturuyor ve bütün film de onun başının içinden geçiyor, onun büyük bir muslukçu olma hayallerine tanık oluyor, kırılan umutlarını seziyor ve onun başının içinden bir türlü dışarıya çıkamıyoruz.

Elimden gelse şu yamaçtan aşağıya inip David’e yetişir ve ona filmini iki bölüme ayırmasını isterdim, bu nedenle aşağıya seslendim, Hey David, birden hiç beklemediğim bir şey oldu ve yolunu kaybeden David hemen aşağıda belirdi, ona seslendim:

“Nereye gittiğini biliyorum…”

“Biliyor musun, nereye gidiyorum peki?”

“Hafızamı kaybettim numarasıyla birazdan buradan aşağıya inecek ve bir yönetmenin evinin bahçesinde uyuyakalacaksın…”

“Çok karanlıktasın, seni göremiyorum…”

“Görmene gerek yok David, sadece söylediklerimi dinleyebilirsin…”

“Peki dinliyorum… ”

“Eğer başarılı ve yıldız bir muslukçu olur da film çekmeye kalkarsan filmini iki bölüme ayır olur mu?”

“Nasıl ayırayım?”

“Ne bileyim, mavi bir musluk bul kendine, sonra birisi bu gizemli mavi musluğu açsın…”

“Muslukçuluk yaptığımı hatırlıyorum, ya sonra?”

“Bu musluk açıldıktan sonra her şeyi tersine döndür işte, ilk yarıda çektiğin bütün film akışını tersine döndür, ismi David olan Davud olsun, film yönetmeni aslında muslukçu olsun, daha doğrusu her şey gerçek hayata dönmüş olsun işte, filmin başında eğer musluk karşısında uyuyakalmışsan bu mavi muslukta senin bilinçaltını ikiye bölen bir simge olsun ve olmak istediğin David ile olduğun Davud arasında ikiye ayrılmış ol…”

“Dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum, başım dönüyor…”

“Hay canına yandığım, sen bir muslukçu yarışmasını kazandın ve yıldız bir muslukçu olup gelen parayla film çekmek istiyorsun, bunu da hatırlamıyor musun?”

“Hiçbir şey hatırlayamıyorum…”

“Hollywood’da midyeci olarak çalışan amcan sana bir ev bıraktı, fena bir yer değil, o nedenle sen de hayallerinin şehri Los Angeles’e taşındın, bunu da hatırlamıyor musun?”

“Bir şeyler hatırlar gibiyim ama…”

“Sonra bir musluk tasarım yarışmasına katıldın ve orada David Lynch diye bir yönetmenle tanıştın, hatta adama hayran oldun ve isim benzerliği avantajını kullanıp adamı ortadan kaldırarak onun yerine geçmek istedin, ne de olsa kimse ünlülerin gerçek yüzünü bilmez; o nedenle çok rahat yüzsüz bir ünlü olabilirsin…”

“Peki ya sonra?”

“Sonrası senin açından kötü oldu biraz, o musluk tasarım yarışmasında başarısız oldun, birkaç musluk contası tasarım işi aldın ama hiçbir zaman hayallerindeki gibi büyük bir yıldız muslukçu olamadın, bunu da bu yönetmen David Lynch’e bağladın çünkü bu David olacak adam senin katıldığın o büyük musluk yarışmasını düzenleyen organizatör kadına aşık olmuştu…”

“Vay canına… Bunun neresi kötü?”

“Kötü olan yanı şu, sen de o kadına aşık olmuştun, oysa bu David Lynch denen adam senin onun yerine geçeceğini anlamış ve bu uluslararası musluk tasarım yarışmasına hile katarak senin elenmeni sağlamıştı…”

“Sahi mi?”

“Sahi ya, bu kadarla kalsa iyi, sonra bu David Lynch denen yönetmen senin bu aşık oluğun kadınla evlenmeye kalktı, işte burada da film kopuyor zaten…”

“Ya sonra?”

“Sonra kiralık bir muslukçu tutuyor ve bu David denen adamı takip ettirmeye başlıyorsun azizim…”

“Bir şeyler hatırlar gibiyim, ya sonra?”

“Sonrası şu moruk, bu kiralık muslukçu ile bir çorbacıda anlaşma yapıyorsunuz ve adam sana bu David Lynch’i ortadan kaldıracağını söylüyor, bunun yapıldığını anlaman için de aranızda bir işaret belirliyorsunuz…”

“Ne tür bir işaret?”

“Mavi bir musluk…”

“Mavi bir musluk?”

“Öyle azizim, evine geldiğinde mutfak musluğunun maviye çevrildiğini gördüğün an bu David Lynch denen yönetmenin ortadan kaldırılmış olduğunu anlayacaksın…”

“Peki ya sonrası?”

“Sonrası yok işte, musluğun karşısındaki bir koltukta baygın yatıyorsun ve yan taraftaki dolabın üzerine koyulmuş büyük bir mavi kutu üzerine düşmek üzere…”

“Düşerse ne olur?”

“O zaman film biter.”

“Bu kutunun içinde ne var?”

“İkinci bir kutu.”

“Dediklerinden hiçbir şey anlamıyorum, üşüyorum, aşağıya inmeliyim…”

“Los Angeles ışıkları sana ve ünlü olmak isteyenlere bakıyor dostum, haydi durma, hayallerindeki hayallerine koş!”

 

David çoktan yamaçtan aşağıya inmişti, yolun kenarında ona bir şeyler söyleyen kimsenin dediklerinden hiçbir şey anlamamıştı, tek düşündüğü şey bir araba bulunduğuydu, araca birileri çarpmıştı ve hiçbir şey hatırlamıyor, sadece uyumak istiyordu. Bir taraftan da kendini David Lynch olarak görüyor ve kendini kendi evine sığındırmak için yamacın alt tarafındaki yolda ilerliyordu. Kendisi şu an ismi David Lynch olan bir muslukçu muydu yoksa tesadüfen işi muslukçuluk olmayan ünlü bir yönetmen olan David Lynch miydi buna emin olamadı ki biz de bu konuda pek emin olamadık, eğer aracımıza aldığımız bu kimse yönetmen David Lynch ise bu durum gayet işimize gelir, adama konusu kyabolmamış bir otobanda geçen birkaç film de çektirebilirdik.

Farkında olduğum bir şey varsa o da bu Davud’un hayal dünyasındaki David’in ona bir biçimde sığınak oluşuydu, koskoca yönetmenin ona muhtaç olması gerekiyordu o nedenle kendisindeki David-Davud’lardan birisinin yolun üst tarafında kaza geçirdiğini ve hafızasını kaybettiğini düşünmeye başlamıştı, çünkü bu David-Davud bu yoldan o organizatör kadının evine gitmiş ve orada David Lynch’in sevdiği kadın ile evleneceğini öğrenerek deliye dönmüştü, o nedenle bu kazayı hatırlamak isterken bir taraftan da hatırlamak istemiyor yoğun bir bilinç kaybı yaşıyordu, ki bu durumda da şöyle bir şey çıkıyor: eğer bu kaza olmadıysa şu an biz de yok olarak var oluyoruz. Bu durumdan pek bir şey anladığım söylenemez.

 

Neden bilinç yitimine yöneldi bu David-Davut buna pek emin değilim ama gerçek ve düş arasındaki ayrımı ortadan kaldıran bir işleve sahip olduğu kesin, filmin hangi zamanda ilerlediğini anlamamız biraz zorlaşıyor.

Mulholland Drive normal bir suç filmi kurgusunda ilerlediği için izleyenin kendini çok rahat olaya kaptırıp David-Davud arasındaki ayrımın farkında olmadan filmin sonuna gelebileceğini söylemek mümkün.

Mulholland Drive’da film ile ilgisizmiş gibi görünen çok fazla şey var.

Yine filmimize dönersek David-Davud şu an David Lynch’in evinin bahçesine girdi ve sabaha kadar orada uyuyakalacak, sonra eve girecek çünkü midyeci amcası az önce evden ayrıldı ve  taa Los angeles’dan kalkıp İzmir’e tatile gidiyor.

 

Sahne 1: David Lynch’in evi, sabah:

 

Los Angeles’da büyük bir balık restoranı işleten amcamdan bir ev kalmıştı, eve yerleşip Los’da birkaç film çekmeyi düşünüyordum, o nedenle valizleri toplayıp yola çıkmış ve uçakta da çok hoş bir çift ile tanışmıştım, tuhaf iki çiftti bunlar, büyük bir yönetmen olacağımı söylerken içten içe öyle korku veren gözlerle bakıyorlardı ki elimden gelse ikisini de uçaktan atardım.

Güneşli bir Los sabahı uçaktan indim, Hollywood’a geldim bir taksiyle, taksici daha uçaktan iner inmez valizlerimi almış ve gideceğim yeri biliyormuşçasına yüzüme bakıp nereye gitmek istediğimi sormuştu, ona söyledim ve buraya geldim, burası neresi mi: işte evim. Valizlerimi alıp evin bahçesinden içeriye girdim, bir balık restoranı işletmecisi için gayet iyi bir ev, solda bir kapı gördüm, site yönetici kadının kapısı sanırım, zile bastım, kıvırcık saçlı bir kadın kapıyı açıp selam verdi, kendimi tanıttım ve kadınla birlikte evimin kapısına doğru ilerlemeye başladım, kapıda kadınla vedalaştık ve içeriye girdim, eşyalarımı kapı girişine bırakıp kendime bir kahve hazırladım ve elimde kahve fincanı olduğu halde odaları dolaşırken banyoya geldim ve bir de ne göreyim, banyonun kapısından kendime benzeyen birisi çıktı:

“Sen de kimsin, amcam bir arkadaşının kalacağını söylememişti…”

“Söylememiş olmalı…”

“Söylemiştir belki de, kahve içer misin?”

“Olur, sütlü olsun…”

Sonra kendime benzeyen bu adamla biraz konuştum, kapı girişinde küçük bir çanta vardı, gidip çantayı aldım, tam halsiz yanına getirecektim ki çantanın içinden yüklüce bir miktar yere düştü:

“Bir muslukçuya göre iyi kazanıyorsun…”

“Muslukçu olduğumu nereden anladın?”

“Çantanın ön gözündeki karttan…”

“Kim olduğumu hatırlamıyorum sanırım…”

“Sahi, sen hafızanı yitirmiş olabilir misin?”

“Öyle olmalı…”

“Bundan sağlam bir film senaryosu çıkabilir aslında, hiçbir şey hatırlamıyor musun?”

“Davud diye birisini hatırlıyorum sanki…”

“Davud peygamber mi? Dur, bu ismin nerede oturduğunu öğrenebiliriz, kaza geçirmiştin değil mi?”

“Bunu nereden anladın?”

“Biraz filmlerimi izlemem yeterli bunu anlamak için…”

“Ne yapmalıyım?”

“Şimdi biraz dinlen, yarın bir kulübeden polisi arar ve dün gece bu civarda bir kaza olup olmadığını sorarız, sonra da bu Davud denen kimsenin evini bulmaya çalışırız…”

 

Sahne 2: David Lynch’in ikinci günü, öğleden sonrası:

 

Benzerimin söylediği Davud denen kimsenin kaldığı yeri öğrendik, bir site içinde tek katlı bir yapıydı, bir hafta kadar önce karşı binadaki bir arkadaşıyla yer değiştirmişler, Davud haftalardır evden çıkmıyormuş, pencereden girip odaları dolaştım ve mutfağın karşısındaki mavi bir koltukta oturan ve mavi bir musluğa bakan kendime benzer birisini görünce ne yapacağımı şaşırdım, korkuyla dışarıya çıkmışım…

Dışarıya çıkıp bunu dışarıdaki benzerime söylediğimde epey korktu ve içerideki benzerimi kendisinin delirttiğini düşündü ve eve döner dönmez görünüşünü değiştirmeye karar verdi, saç biçimini değiştirdi, burnuna tampon yaptı, aynaya baktı, şimdi tamamen Tarkovsky’e benzemeye başlamıştı.

İçten içe Tarkovsky’i intihara sürüklediğimi fark ediyordum, yaşadıklarım iki kişiye birden zarar vermeye başlamıştı sanki…

 

Bu konudan bir film çekmeye karar verdim, izleyen önce David Lynch ile özdeşleşecek ve bu zavallı muslukçu Davud’a acıyacak, sonra her şeyi tersine çevirecektim.

 

Sahne 3: David Lynch’in üçüncü günü, akşam üzeri:

 

Bugün Davud ile Silencio isimli bir senfoniyi dinlemeye gittik, orkestra gayet iyi çalıyorlardı ama hiçbir şey duyamadığımız için pek bir şey anlayamadık. Sonra dışarıya çıktık, Hollywood tepelerine bakan bir kahvecide birer oralet içtik, karşı masada iki kişi vardı ve sağ taraftaki korku dolu bakışlarla diğerine bir şeyler anlatıyordu, anladığım kadarıyla binanın arkasında bir hayelet olduğundan korkuyormuş, sonra dışarıya çıktılar ama daha sonra ne oldu pek hatırlamıyorum, gömleğinde Diane yazan bir garson kız yanımıza gelmiş ve ikinci oralet siparişlerimizi almıştı.

Sonra dışarıya çıktık, ne yapacağıma pek karar vermedim çünkü bu Davud denen adam tekin birisine benzemiyordu, kaçacak gibi bir hali vardı… Karşıdaki Hollywood tepelerine baktım, bir şarkı mırıldandım:

“Los Angeles ışıkları sana bakıyor dostum, haydi durma, hayallerindeki hayallerine koş!”

 

SORU:

Mavi koltukta kim vardı?

CEVAP:

Mavi anahtar mı? Anahtar mavi miydi…

ZOONUS 1: 

Mulholland Drive – Deleted Script Scene – Betty`s Backgroun

 

 

ZOONUS 2:

Olay örgüsü şemaları

http://mulholland-drive.net/pics/maps/

http://mulholland-drive.net/

ZOONUS 3:

Angelo Badalamenti’nin David-Davud-Davut temaları:

 

ZOONUS 4:

Behind the scenes…

 

ZOONUS 5:

Steady!

 

Buna göz atanlar, bunları da okumadı:

  1. Affetmiyorumaffet Leos Carax, Mireille ve Mauvais Sang
  2. Affetmiyorumaffet Michelangelo Antonioni ve Professione: Reporter, The Passenger

GÜNCELLENİYOR…

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × three =