AffetmiyorumAffet Albert Camus!

Spread the love

Yağmur az önce dinmiş olmalıydı, yağmur kokusu ise hala var gücüyle açık pencereden içeriye girerek odayı nemli bir serinlikle dolduruyor,  bir yağmur kuşu koyu mavi perdesi çekili açık pencereden içeriye giriyordu ki: aşağıdaki kapı kuvvetlice vurulmaya başladı, dünyaya yabancı bir sesti bu duyduğum: patapatataam, sesi duyan yağmur kuşu mavi perdenin kenarını havalandırarak korkuyla geri dönmüş ve hızlıca kanat çırpıp pencereden dışarıya çıkarak koyu mavi göğe doğru kanatlanmıştı, dumanı hala tüten oraletli kahve fincanımı yanımdaki küçük ahşap masanın üzerine bırakmaya gerek görmeden hızla koltuktan kalktım, fincanımdan iki uzun kahve yudumu alıp kapıya yöneldim, dünyadan çıkıyormuşçasına kapının eşiğinden geçtim, hızlı adımlarla merdivenlerden inip ardında hızlı hızlı soluk alıp veren birisinin olduğunu farkettiğim kapıyı yavaşça açtığımda kaza geçirdiği her halinden belli olan birisi karşımdaydı, ikiniz de epey korkmuştunuz,  iki defa öksürmüştün, bu sırada elindeki kahve fincanı yere düşecek gibi olmuş, onu son anda yakalayıp kapının sağındaki duvar dibine bırakmış; ellerini saçlarının arasında dolaştırmaya başlamıştın korkuyla, ne diyeceğine bir türlü karar veremiyordun, bir şey diyecek sanırım: karşındaki kimse bir şey sormana gerek kalmadan cebinden çıkardığı: henüz kullanılmamış gibi görünen bir tren biletini sana göstermek istemiyormuşçasına aceleci bir tavırla düzeltmeye çalışırken bu dünyanın ‘yabancısı’ olduğunu belli eden hafif umutla karışık tedirgin bir ses tonuyla seslenmişti:

“Affedersiniz, Oran’a gidiyordum… ”

Elindeki tren biletine bakarak düşünceli bir ses tonuyla devam etti;

“Aslında trenle gidecektim ama nedense son anda arabayı tercih ettim…”

Tozlu ceketinin sol kolunu silkeledi;

“Az önce aracımı bir ağaca çarparak intihar etmiş bulundum… Uygunsanız biraz burada…”

“Elbette kalabilirsiniz, kimsiniz, hastaneyi arayalım…”

“Hastaneye gerek yok, bu dünyanın yabancısıyım artık…”

“Ama bu olacak şey değil… Adınız nedir?”

“Bir yabancı… Albert… Camus…”

“Ama siz… Çocukken Kahveciler Odası’nın önünden geçiyordum, kapıdaki bir görevli sana bir şey soracağım; anlamsız bir şey, bilirsen bu kitap senin, demişti, sonra yandaki bir yuvarlanan kaya afişine bakıp sorusunu sordu, yamaçtan düşen kaya yuvarlandıktan sonra ne olur, birisi geri çıkarana kadar durduğu yerde durur gibi gayet normal bir cevap vermiştim…”

“Gayet normal bir cevap vermişsiniz… Görevli ne dedi?”

“Görevli önce; bu ne biçim cevap, demiş ama kapıdan içeriye giren takım elbiseli birisinin bir işaretiyle bir kitabınızı hediye etmişti, zaten sorum da soru değildi, bunları Camus kahveleri kampanyası için dağıtmak zorundayız, sakın bunu Camus’a söyleme, diyordu… İşte bu görevlinin hediye ettiği bir kitabınızı okumuştum; daha doğrusu yırtıp gemi yaptığımı hatırlıyorum… Onun içinde  ağaca çarpan o aracınızın fotoğrafını görmüştüm… Siz ölmüştünüz o kazada…”

“Hayır, yaşıyorum; sadece intihar etmiştim!”

 

 

O yağmurlu gece, aracını bir ağaca çarparak intihar ettikten sonra kapıya gelen dünyaya ‘yabancı’ kimse böyle birisiydi.

Sisifos’un tangosu bizce olsa olsa bu olmalı:

 

Affetmeyensanat: Selam Camus, o trafik kazası süsündeki intiharınızdan sonra zahmet edip geldiğiniz  için teşekkür ederiz.

Camus: Önemli değil, basit bir intihar sadece.

Affetmeyensanat: Anladım moruk, basit bir intihar, sonra bu dünyaya geldin, peki asıl oldu?

Camus: Le Grand Fossard’dan geçiyordum…

Affetmeyensanat: Gazetelere göre yayıncınız da sizinleydi…

Camus: Hayır, yalnızdım, o yüzden buraya gelebildim…

Affetmeyensanat: Fırsat olursa sizi yarınki Sisifos Kaya Yuvarlama etkinliğimizde de ağırlamak ve Sisifos keki ile bir fincan oralet teklifinde bulunmak isteriz… Şu an için fazla zamanınızı almamaya çalışacağız… Sizce en önemli felsefe sorunu nedir?

Camus: İntihar icabıydı, memnun oldum… Burada intihar edenlerle kimse konuşmak istemez nedense… Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır azizim, o da şu: İntihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varabilmek, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.

Affetmeyensanat: Pek kötümsersiniz…

Camus: Kimi zamanlar uzun uzun intiharı düşündüğüm olur ama bir iyimser çıkış bulmalı ve bu hayatı olumlamalıyım, biliyor musunuz: hayat yaşanmalıydı…Normal olan bu olmalı.

Affetmeyensanat: Normal birisiniz o halde…

Camus:  Öyle mi görünüyorum? Bazı insanların sırf normal olabilmek için olağanüstü enerji sarf ettiklerini kimse bilmez.

Affetmeyensanat: Ama birçok başarılı kitabınız çıktı…

Camus: Öyle mi sanıyorsun affetmeyensanat, başardığımız her iş bizi köleştirir ve daha iyisini yapmaya zorlar…

Affetmeyensanat: Kahveli oralet?

Camus: İçtiğiniz bu şeyden pek bir şey anlamadım ama bir tane daha alabilirim…Bu beşinci oldu sanırım… Tadı Oran’da içtiğim bir şeyi hatırlattı…

Affetmeyensanat: Neyi hatırlattı?

Camus: Hatırlamıyorum, hatırlamak için yavaşlıyor, unutmak için hızlanıyoruz.

Affetmeyensanat: Anlamlı bir şey miydi?

Camus: Bunu da hatırlamıyorum, neden her şeye bir anlam yüklemeye çalışıyoruz, insan kendisine anlam yüklemeye çalışan tek mahluk olmalı…

Affetmeyensanat: Belki de sanata ihtiyacımız var…

Camus: Dünya aydınlık olsaydı sanata ihtiyaç olmazdı affetmeyensanat, o yüzden var oluyorsunuz sanırım…

Affetmeyensanat: Ama yaşam da bir sanat olabilme biçimi…

Camus: Hayat bir şey değildir affetmeyensanat, onu itinayla yaşayınız.

Affetmeyensanat: Buyrun, işte oraletli kahveniz de geldi, bizden daha fazla oralet içiyorsunuz, bunun nedeni nedir?

Camus: Şunu bilmeniz gerekirdi, en zeki insanlar dahi yanındakinden bir şişe fazla devirmekten şeref duyar…

Affetmeyensanat: Böyle şerefiniz batsın, bu beşinci fincan… Biraz yavaş için siz yine de… Son oralet kavanozunu açtık…Mutlu musunuz artık?

Camus: Öyle, mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür, kahveli oralet de öyle…

Affetmeyensanat: Mutluluk kolay mı kazanılır, yükselince mi mutlu oluruz, yoksa alçalmaktan kaçınca mı?

Camus: Bilirsiniz, alçalmak yükselmekten daha kolaydır, o nedenle her zaman alçalarak mutlu olmak seçilir, oysa çoğu zaman yükselirken mutlu olmaya çabaladım…

Affetmeyensanat: Büyük olaylar da küçük alçalmalardan doğmuyor mu zaten…

Camus: Öyle sanırım, bütün büyük olayların, büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı var, ondan sonra mutluluk aranıyor…

 

GÜNCELLENİYOR…

ZOONUS 1:

ZOONUS 2:

Albert Camus: Dostoyevski ve Ecinniler Üzerine:

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 − 4 =