Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı?

Spread the love

Contemporary İstanbul’un girişinde bir heykeli vurmuşlar…

Her şeyin gelen telefon ve bu söz ile başladığını söylemiştim sanırım, Ölümsüzlük Odası’nın etrafı çok fazla ölümlü tarafından kendini fotoğrafta dondurmak amacıyla kullanıldığı için içerideki fuar alanına girmiş, dünyanın birçok galerisi aracılığı ile gelen ‘sanat ürünlerini’ gezmeye başlamıştım, ( aşk, ihtiras, öne çıkma, en vesaire ‘sanatçı’ olma ile dolu dolu olan dizimizin ilk sezonunun ilk bölümü için buraya gidebilirsiniz,  ) etrafıma bakındım, sürekli kopyacılıkla suçlanan san-atçıların varolduğu ( linkteki dosyaya gidebilirsiniz… ), öyle olmayanlarında burada varolamadığı ve sanat konusunda fazla bir geçmişi olamayan! bir ülkede anlam arayışı içerisindeydim…

Fuar alanında dolaşmak çok zor oldu çünkü her yanda kendini çekme telaşındaki kalabalık zaten ne olduğunu pek bilmediğim sanatın anlamını daha da sorgulamama neden oldu, bir ara köstebeğin verdiği dosyanın ikinci sayfasına baktım,  83 galeri, 400’ü yabancı 650 sanatçının yaklaşık 2 bin eseriyle yer aldığı fuara bu sene 74 bin kişi katıldı, o nedenle işin biraz zor olacak, bu tür etkinliklerin temel varoluş nedeninden uzaklaştığını ( aslında varoluşlarını para ile bulduklarını… ) düşünüyordum, tüm ülke sınırlardan bağımsız olarak dünya vatandaşı bireylerin eserlerini bir alanda sergileyip birbirleri ile etkileşime girme çabaları dünya barışı için umut vericiydi, oysa bu tür etkinliklerde küratöründen galeri patronuna ve organizatörüne kadar o kadar çok kimse ‘para basmak’ için işin içindeydi ki son konuşan ya da hiç konuşamayan kimse, şu standların arasında eserini satmak ( ya da sergilemek ) amacıyla bekleyen ‘sanatçı’ oluyordu, galeriler parasını verince standını bu alanda açabiliyor, galericinin dilediği kimseler eserlerini sergilerken şampanya-havyar-koleksiyoner ( ŞHK ) çalışması sonrası sizin hiç önem veremeyeceğiniz eserler birilerine rahatlıkla pazarlanabiliyordu, tüketim kültürüne tepki olarak doğan çöp ve seri üretilen nesnelerin karşı sanatı: tüketim toplumunu sömüren modern sanat otoritelerinin para bastığı bir alana çevrilmişti, çözümü nedir, alternatif oluşumlar olabilir mi, etrafıma bakındım, pek bir alternatif göremedim, dosyayı kapatıp kalabalığın arasında zorlukla ilerlemeye çalıştım ama önüne bakmadan ellerindeki ekranlara bakanlara sürekli çarptığım için durmak zorunda kaldım, güzel bir oralet içebileceğim bir yer arıyordum ki birden birisi omzuma dokundu,

affedersiniz; siz sırada mısınız,

sıra mı, ne sırası acaba,

selfi çeken Herkül heykeli sırası,

ne heykeli,

Bir anons: Sanat eserlerine dokunmak yasaktır!

SONRA arkamdaki iki kadın sırada olmadığımı yüz ifademden anlamış olacak modern bir insanın gayet olağan kabalığı ile yanımdan geçip iki adım ötedeki kuyruğun arkasına geçti, sanat-çı olduğu her halinden belli olan iki kimse daha yanımda durup, sırada mısınız, dercesine bakınca hemen sağa doğru yürüdüm ve kuyruğun iki adım yanında ilerlemeye başladım, bu Herkül heykeli de ne olabilir ki, fuarın şu ana kadar en önem verilen ‘metası’ olduğuna göre gerçekten Herkül gelmiş olmalı, kuyruğun sonuna gelince göre göre şunu gördüm:

Özünüzü Çeken Herkül – Emre Yusufi:

 

 

 

 

Özünüzü Çeken Herkül – Emre Yusufi

Çile Çeken Herkül – Lysippos:

 

Çile Çeken Herkül – Lysippos

Özünüzü çeken yerli Herkül ( Şehzade )

Bu heykele olan talep işimi kolaylaştırmıştı açıkçası, burada kuyruğa giren hiç kimse ölümsüzlük odasının ortasında o heykeli vuran zanlıdan birisi olamazdı herhalde, sanat köstebeğinin verdiği dosyayı açıp bir kağıda baktım:

Her yıl modern Herkül heykelleriyle adından söz ettiren E. Y. bu yıl da “Divine Selfie” adını verdiği selfie çeken Herkül’ü sanat severlerin ( teknoloji tutkunlarının dese yeri değil miydi? ) beğenisine sunuyor. S. G. Note 9’un S pen’i ile direkt çekim yapan modern Herkül heykeli ( çekim yapan herkül heykeli modern sanat için bir devrim değilse nedir ki, sizin heykeliniz fotoğraf çekiyor mu? Çekmiyorsa bırakın bu sanat işlerini… )  yarı insan oluşunun tadını dünyevi zevklerle çıkaran Herkül’ün hikayesini anlatıyor. ( Pek bir hikaye göremedik ya neyse, bu da ikinci Göbeklitepe vakası… )  Galeri Baraz standında sergilenecek olan Herkül heykeli, Contemporary İstanbul’da geniş bir sanat izleyicisi kitlesinin odağı olacak. ( Öyle öyle… ) Ayrıca Herkül’ün çektiği tüm selfieler Herkül’ün instagram hesabı hercules.ist adresinden yayınlanacak ( Herkül bu, fazla sorgulamayın )…Kaynak Akşam

AFFETMEYEN SORU:

Sizin sanat eseriniz neden fotoğraf çekemiyor?

Bir sanat haberinden çok teknoloji haberine benzeyen bu satırlardan hiçbir şey anlamadığım için heykelin yanından geçip fuarın diğer alanlarını dolaşmayı sürdürdüm, sanat köstebeği verileri karıştırdı sanırım, yanımdan geçen ‘telefon kameraları açık sanat severlere’ bakarak ilerideki geniş alana doğru ilerliyorum,  neden fuara katılanların büyük bir çoğunluğu ( neredeyse tamamı ) eserlerin fotoğraflarını çekebilmek amacıyla telefonlarının kamerası açık bir şekilde geziyor, bunun cevabını bilmediğim gibi şu sorunun cevabını da bilmiyorum:

Neden ‘sanat eserleri’nin fotoğrafını çektikten sonra ‘sanat severler’ sanatçı tarafından kovalanıyormuşçasına hızla oradan uzaklaşıyor?  ‘Contemporary de sanat, bilmeden ve anlamadan sadece paylaşmak için mi?

O sırada fotoğrafı çekilirken kırılmış bir ‘sanat eseri’nin yanından geçiyorum, görevlilerden birisi,

kırılması normal, izdiham var, bu beşinci sadece, iyi kalabalık oldu,

malzemeden de çalmışlar,

heykeltraş mı bunu yapan,

yok sanatçı,

ANONS: ‘Sanat’ eserlerine dokunmak yasaktır!

bu sözlerden şunu anlıyorum,

Anlamaya ve bilmeye ve sorgulamaya pek ihtiyacımız yok, sürekli oradaymış gibi görünüp sürekli öyleymiş gibi davranmak ve bunu diğerlerine kanıtlama ve gösterme ihtiyacına girmek yetiyor. Ne olduğunu bilmiyor olabiliriz ama fotoğrafı varsa ne olduğuna pek de gerek yok…

 

“Bir sanat eserinin en kusursuz biçimde çoğaltılmış halinde bile bir öğe eksiktir: o sanat eserinin zaman ve uzam içindeki buradalığı, eserin meydana getirilmiş yerdeki biricik varlığı. Bu tarihin içine, yıllar içerisinde fiziksel yapının geçirmiş olduğu değişiklikler de girer, ona sahip olanların değişmesi de. Fiziksel yapıdaki değişikliklerin ancak kimyasal ya da fiziksel tahlillerle ortaya çıkabilirken ve bunu çoğaltılmış bir numune üzerine yapmak mümkün değilken; eserin mülkiyetine el koyanların değişmesi, izi “asıl”a kadar sürülmesi gereken bir geleneğe bağlı olacaktır.”  Walter Benjamin

 

Ticarethaneyi gezmeyi sürdürüyorum, ileride ne olduğunu bilmediğim bej rengi bir pano var, ucuz olursa alabilirim…

Şimdi taraflı bir gözden ‘lansman’ gecesine gitmeye çalışalım:

 

Contemporary İstanbul’da gözümüze çarpan ilgisiz bağlantılar:

Francis CHANCEREL:

Daha fazlası için: Buraya gidebilirsiniz.

Bill Wadman:

Ali Alışır:

Daha fazlası için: Buraya gidebilirsiniz.

Acaba sorgulamak, geçmiş ile yüzleşebilme cesareti göstermek ‘sanatçı’ kimliği içerisinde önemsiz bir yer mi oluşturuyor?

Neden her yanı saran total serializim içerisinde boğulmak zorunda kalıyoruz?

Gözümüze çarpan diğer ‘bağlantısızlar”:

Artist: Mehmet Ali Uysal ‘Paper Plane’, 2018, special commission for CI, steel, 235 x 285 x 100 cm

https://www.instagram.com/explore/tags/mehmetaliuysal/?hl=tr

Gonzalo Lebrija, Avión, 2005

Gonzalo Lebrija – Avión, 2005

 

Kaynak: http://www.artnet.com/artists/gonzalo-lebrija/avi%C3%B3n-7Oi7bmgN04bQbOlUthB8EA2

Bruce Gray – Paper Plane
1990

“Savaş öncesinde, Paris Borsası’nda, tahvillerin alım satımı açık havada, kemer altında yapılıyordu. Bir gün, burada alım satım yapan bir borsacının fotoğrafını çektim. Kiminde gülümsüyor, kiminde sıkıntılı bir ifade takınıyor, yuvarlak hatlı yüzünü siliyor, el kol hareketleriyle insanları çağırıyordu. Bu fotoğrafları Avrupa’da yayımlanan bir çok resmi dergiye gönderdim ve yorumsuz bir başlık seçtim: “Paris Borsası’ndan Görünümler”. Kısa bir süre sonra Belçika’da yayınlanan bir gazetenin küpürleri elime geçti ve fotoğrafların konudan bütünüyle farklı bir manşetin altında yayımlandığını gördüm: “Paris Borsası yükselişe geçti, hisseler inanılmaz fiyatlara çıktı.”… Birkaç gün sonra aynı fotoğrafları bir Alman gazetesinde bu defa şu başlığın altında görünce şaşkınlığım iyice arttı: “Paris Borsası’nda panik! Servetler eriyip gidiyor, binlerce kişi yıkıma uğradı.” Bu olaydaki iki farklı yayın organının da farklı politik eğilimlerle aynı fotoğraflara tamamen zıt anlamlar yüklemeleri, kitlelerin hakikatine göre kendilerine yön vermelerini olduğu gibi, hakikatin de kitlelere göre yeniden üretilebilirliğini göstermektedir. ” Gisele Freund

ANONS: ‘Sanat’ eserlerine dokunmak yasaktır!

 

AFFETMEYENSANAT KLİNİK KRİTİK

 

Sanatın ne olduğunu net olarak  size kimse söyleyemez, söylerse ona inanmayın, sanat bir spekülasyon ağı ile örülü durumda, spekülasyon göreceli bir bakış içerdiği için öznel yargılar bu alanda büyük oranda geçerli, buna rağmen ‘çağdaş güncel sanat’ neden sürekli işte sanat budur, dayatması ile karşınıza çıkıyor?

Neden, belli, ne olduğunun fazla sorgulandığı bir şeyi size satamazlar? Siz ne kadar sanatımı satmak için yapmıyorum, deseniz de bu sistemin dışında kalamazsınız, fuarlarda market gibi çalışan tamamen satışa ve geri iadeyi büyük oranda engellemeye dayalı bir pazar ekonomisi var, sanat artık alınıp satılan bir yatırım enstrumanı, siz ne kadar karşı çıkarsanız çıkın bu piyasayı değiştirmeniz pek mümkün değil, sanat satışı ve sanat metasından elde edilen rant, kişisel servetlerin çok üzerinde, sanatınıza odaklanmanızın, bir derdinizin bir varoluşsal bunalımın esere yansımasının bir önemi pek kalmadı, siz bundan bahsetseniz dahi sanat çevreleri size, bunları çok duyduk, diye bakan gözlerle bir süre bakıp başka bir sanat üreticisinin kapısını çalmayı tercih ediyor, sanatçı dilediği kadar hiç kimseye boyun eğmediğinden bahsetsin, eninde sonunda varolan sanat boyun eğiyor ya da sanatı bırakıyor, şu söz size ne ifade ediyor:

Van Gogh hayatı boyunca tek bir tablo dahi satamamıştır. Elbette The Red Vineyard adlı resmini 1888 yılında Belçikalı sanat koleksiyoneri Anna Boch’un 400 franka satın aldığını saymazsak, satıldığı söylenen ikinci bir tablo var ama pek önemli bir satış olmayacak ki bu tablonun durumu da belirsiz. ( Peki buğday tarlasında yaşadığı o dramı neye yormalıyız? )

 

Contemporary, fuar, bienal ve benzeri sergilemelere katılan çalışmalar bir sanat eseri midir, bir meta mıdır?

 

fuar: isim Belli zamanlarda, belli yerlerde ticari mal sergilemek amacıyla açılan büyük sergi T.D.K.

Bu tanımdan giderek bu tür etkinliklerdeki temel amacın ticari malın alıcıya sunulması olduğunu söylemeliyiz. Siz ne kadar sanatsal gayelerle dolaşsanız da Contemporary İstanbul’a çok büyük alan kiraları ödeyerek katılan bunca galerinin derdi size bir şeyi sergilemek değil, özellikle büyük yabancı koleksiyonerlere ulaşmaktır.

Contemporary Istanbul,  84 galerinin 23’ünün yabancı olduğu ve yaklaşık 650 sanat eserinin satışa sunulduğu bir fuar, tamamen parasal nedenler ile ( her ne kadar bazı galeriler bunu açıkça söylemese de… ) fuardan toplamda beş Türkiyeli galeri geri çekildi. Merkur, ArtSümer, Pilevneli Galeri, The Pill ve Rem Art Space.

Merkur Galeri ve ArtSümer fuara katılmak yerine Bilgili Holding işbirliğiyle Akaretler’de fuarla aynı zamanda gerçekleşen bir projede yer aldı bu yıl. Akaretler’de bir evin en üst katında karşılıklı iki oda sergi alanı haline getirilmiş,  fuardaki standlarda olduğu gibi burada da eserler sanat severlere sunuldu. ( O halde fuar yeterli satış imkanı sunmuyorsa daha uygun koşullar ile fuara koşut başka girişimlerin yapılması gayet doğal… )

Fuara katılmayan ve katılan galerilerin yaptıkları açıklamalardan fuarın temeldeki amaçlarını gözlemeye çalışalım:

  1. Rem Art Space’ın kurucusu Mehmet Kahraman şunları söylüyor: “Geçen sene katıldım, bu yıl katılmadım, gelecek seneyi ise öngöremiyorum. Maddi değişkenler yüzünden katılmadım. Fuara katılmayışımı galerimin yan kısmında yarattığım bir mekanda yapacağım sunumlar ve davetler ile telafi edeceğim.”
  2. Pg Art Galeri kurucusu Pırıl Güleşçi Arıkonmaz: “Bu yıl katılım ücretine gelen zam ve üzerine bir de oynayan kur işimizi hiç kolaylaştırmadı. Çok fazla genç sanatçı temsil ediyorum ve onların görünürlüğe ihtiyacı olduğu için her şeye rağmen katıldım. Fakat bizler de bu kadar fedakarlık ve özveriyi ne kadar daha sürdürebiliriz bilmiyorum. Buraya kuruluma gelirken şaka ile karışık da olsa bu yıl jübilemi yapacağım diyerek geldim. Fakat seneye bu fiyatlara rağmen katılır mıyım bilmiyorum çünkü Art Dubai ile aynı fiyata geliyor. Hesabını siz yapın.”
  3. Merkür Galeri Sabiha Kurtulmuş, “Son iki senedir fuar benim için iyi geçmiyor. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi durumunu ve koleksiyoner ilişkilerimi değerlendirdiğimde bu sene fuara katılmamaya karar verdim”
  4. ArtSümer Galeri Aslı Sümer, “Katılmıyor oluşumun, fuara veya fuar yönetimine karşı bir tutum değil kesinlikle. Beklediğini bulan galeriler katılmaya devam edecek, bulamayanlar ise katılmayacak” diye konuşuyor.

Görüldüğü üzere yapılan açıklamalar fuarın kime hitap ettiğini açıkça ortaya koyuyor, peki 13.sü düzenlenen fuar aslında kime hitap etmek istiyor?

ArtSümer kurucusu Aslı Sümer, “Biz zaten Türkiye’de yaşayan koleksiyonerlerin çoğu ile çalışıyoruz. Benim fuardan beklentim daha ziyade yurt dışından gelen koleksiyonerler ile tanışmak. Bunu sağladığını gördüğüm zaman tekrar katılmak bir ihtimal olacaktır. Şimdilik, bu fonu beklentilerimi sağlayacak farklı opsiyonlar için kullanmayı düşünüyorum”

 

Hem sonra yıkımın da bir işe yaradığı olur, dedim içimden… Son Bakışta Aşk, Walter Benjamin

 

Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli’nin kararı ile son iki yıldır İran asıllı İngiliz Kamiar Maleki fuarın direktörü. Maleki,  yılın her haftası İstanbul’da fuar için toplantılar yapıyor, yabancı fuarları sürekli ziyaret ediyor, dünya sanat piyasasına hakim ve Londra’da önemli isimler ile sürekli davetler düzenliyor.Buna rağmen sergiye katılan galerilerin aslında çaıkça sormak istediği şey şu:

Bu kadar dünya sanat piyasası ile iç içe  bir direktörün yönettiği  fuara neden hiç yabancı koleksiyoner gelmiyor?

İşte galerilerin sormak istediği bu sorunun cevabı fuarın düzenlenme gerekçesini ve bu çarklar içerisinde sanatçıdan beklenen şeylerin ne olduğunu da bütünüyle açığa çıkaracaktır.

Varan 1: Sanat=ticaret

o halde

sanat yapıtı=ticari mal

Varan 2: Sanatçı=üretici

Yargı: Bu değişkenleri yerli yerine koyar ve sanatçımızın da sesini çıkarmadığını fark edersek gayet tutarlı bir sanat dizgesini kurmaya başlamış oluruz.

Karşı Tez: Ama sanat varoluşsal bir bunalımı anlatır, seri üretimi olmayan bir algının dışa vurumu olmalıdır.

Anti sentez: Estetik teorileriniz, sanat kuramlarınız, sanat eleştirisi yönelimleriniz burada geçerli olamaz artık, burada bir ticari maldan söz ediyorsak sizin estetik teorilerinizin pek bir artı değeri kalmıyor. Kurduğunuz derin yapıları, varoluşsal bunalımı ve estetik değerlerinizi kendinize saklayın, eğer iyi satılıyorsa o iyi sanattır. Bir fuarda ne kadar çok satış yapılırsa o sanat fuarı şirketi o kadar başarılıdır.

Peki Contemporary İstanbul’un galerilere ayrılmış o alanların sanatçı bölümlerinde işlerini ( ticari malları desek… ) satmaya çalışan, röportajlar veren o sanatçılar, işleri satmaz damgası ile damgalanmış diğer sanatçılar arasında kendilerini nerede görüyor?

 

Bu soruyu cevaplamak için Türkiye Sanat Piyasasına makro bir bakış gerekmekte, bunun içinde analizimize dahil etmemiz gereken şeyler sırasıyla şunlar:

 

1. Contemporary İstanbul’daki temel satış planı ve parametreler dengesi ( siz hala sanatçının varoluşsal bunalımlarından bahsedin, burada her şey pragmatik ve marjinal faydanın en başta gözetildiği bir piyasa dengesi içerisinde… ) 

2. Satış beklentileri ile kurulan muhtemel yüzdeler ( Sanatçıya mümkün olduğunca az… )

3. Sanatçı desteği ve piyasa ( Arada bir destekleyin ya da az para ile sıyrılmak isterseniz PR şirketiniz bir sansasyon senaryosunu planlasın ve yürütsün… )

4. Ci ve uluslararası sanat galerileri ( Türkiye’ye nedense pek fazla yabancı koleksiyoner gelmediği için bu ilişkileri kurmak pek mümkün değil… )

5. Sanat piyasasının canlanması için yapılması gerekenler ( Kopya eserlere destek verin… )

6. Sanat ürünü fiyatlandırma ve eser satış ilişkisi ( Ekmeğin fiyatını baz alın… )

7. Uluslararası standartları yakalayan eserlerin satış ilişkileri ( İkinci dünya savaşı sırasında galerileriniz ve koleksiyonerleriniz yıkılmış Avrupa’ya hücum etsin, ya da şu anın geri kalmış ülkelerine ve orada sanat adına var olmaya çalışanları satın alın, eserlerine de 50-200 dolar verin… ) 

 

Tüm bu değişkenlere bakarak bir şeylerin değişebilmesi için metaya ihtiyaç olduğunu söylemek mümkün, eğer bu ticarethanenin sanat satmasını istiyorsanız…

 

AffetmiyorumAffet

İzleyicilerin yüzde doksan dokuzu Türk ve bu sene ‘yabancı izleyiciler’ yoktu. Bizim takip ettiğimiz çağdaş sanatı onlar neden takip edemedi?

AffetmiyorumAffet

Fuarı bir metanın satıldığı ticarethane olarak görüyorsunuz… Peki fuara katılan yabancı galeriler  dünyada önde gelen galeriler değilse gelen galerileri siz mi seçtiniz, gelmeyen galeriler sizi mi seçmedi?

AffetmiyorumAffet

Dünyanın sanat üzerinden para basan galerileri ( galericiler öyle diyor… ):  Cheim Read, Pace Wildenstein, Gagosian, Hauser&Wirth, Metro Pictures, David Zwirner, Gladstone, Paula Cooper, Sean Kelly, Mary Boone, White Cube… dikkat ederseniz hiçbirisi çağdaş ülke sanatına destek vermek için fuara katılma çabasına girmemiş… Gelenlerin amacı ise yatırım yapmaktan çok ‘ülke sanat piyasası’ndan pay almaktan ibaret gibi görünüyor…

AffetmiyorumAffet

Sadece bir ‘sanat eseri’ ile fotoğraf çekmeye gelenlerden oluşan bir kitle kitle üretim araçları ile öğütülmüş bir kitle değilse nedir?

AffetmiyorumAffet

Metasını satmak için alana gelen bir ‘sanatçı’ ile galeri arasındaki ‘adaletten uzak’ sözleşme koşulları bu çarka girebilmenin olmazsa olmaz koşulu mudur? Bu kuralları kim çiziyor?

SORU:

Tüketim toplumu ve sanatı nedir?

19. yy.’ın ikinci yarısından itibaren  gelişen teknoloji ile oluşan toplum tipi: “ Tüketim toplumu”. Ne kadar karşı olsak da içinde bulunduğumuz toplum bu toplumdur. Bu toplum tipi öyle hızlı oluşmuştur ki karşı çıkanların sesleri dahi sistemin çarkları arasında duyulmaz olmuştur. 20. yy.’ın başlarında gelinen durum ise, üretilen araçların dış dünyadaki her türlü nesneyi kayıt almasına rağmen nesnelerin varlık nedenine ulaşılamadığı ‘VARLIKSIZ BİR VARLIKLILIK” durumu olmuştur. Hiçbir fotoğraf makinesi, nesnenin görüntüsünü 4K – 8K da çekse derine inememiş, gösterilenin üzerinde: sürekli yüzeyde kalmıştır. Bu hızlı değişen toplumun varlık nedenlerinin sanattaki varolamama nedenleri ve yansımaları ise tüketim toplumuna bir tepki olarak doğan oluşumlarla biçimlenmiş: Marcel Duchamp, Schwitters, Beuys gibi isimlerin çalışmaları sistem karşıtı olarak yer edinmeye çalışmıştır…

 

Evet, aslında aramızda hiçbir şey yoktu, hiç kimse, kendimiz bile. Son İnsan, Maurice Blanchot

||

Günümüzün güncel çağdaş sanatı içerisinde çöpe atılmış basit nesnelerden seri üretim nesnelere kadar her türlü malzemenin sanat ürünü olarak kullanılmaya başlanması, ‘karşı sanat’ın başlangıçtaki ‘tepkisel’ tavrından tamamen uzaklaşmasına ve ‘sanatı’nın dahi neye karşı olduğunu bilmeden bir şeylere karşı gibi göründüğü bir ‘çoksatar alana’ dönüşmeye başlamasına neden olmuştur. Artık tutarsızlıklar iyi para getiren birer unsurdur. Artık güncel çağdaş sanatçıların eserlerinde gördüğünüz çöpten ürünler o ‘çağdaş sanatçının’ stilini oluşturmaya başlamış gibi görünür ki bu da üzerinde durulması gereken ikinci bir çelişki. Bu oluşumlara karşı olarak ise, teknolojiye tamamen karşı ( aslında öyle görünen ); arkaik söylemle ile biçimlenen ve insan emeğine dayandığı söylenen seri ama el yapımı ürünlerin yeniden gündeme geldiği tuhaf bir çağda yaşadığımız rahatlıkla söylenebilir…

 

ZOONUS:

Gayet ilgi çekici bir başlık olduğunu düşünüyoruz: “Sanat Eserinin Teknik Olanaklarla Yeniden Üretilmesi (Çoğaltılması)” , Benjamin 1940 yılında İspanya sınırındaki bir gümrükte sınırı geçmek üzere beklerken Nazilerin eline geçmemek için intiharı seçmese ve bu çağı görse, teknik olanak olarak görülen araçların bizzat kendisinin ‘insan denen varlık’ olacağını görse, ne düşünürdü acaba,  kitle kültürü tarafından öğütülen bireylere tanık olunca ‘sanat aurasının’ içi boş gösteriye çevrilmesine ne derdi, bunu bilmek isterdik, başka bir bağlamda Bensiz Benjamin:

ZOONUS 2:

Velázquez – Las Meninas

Eğer birisinden bir fikir alıyorsanız, ona övgüyü ( olmadı bir ithafta bulunmayı ya da ‘sanat aurası’na katkıda bulunmayı ) eksik etmeli misiniz?

Picasso – Las Meninas

Las Meninas, Picasso’nun Velazquez’e ‘övgü’ olarak yaptığı seriden  ( ve 57 kopyadan ) bir eser.  Las Meninas’daki tüm karakterler Picasso versiyonunda da bulunuyor.

ZOONUS 3:

Boş zamanlarımızda yaptığımız eylemler bizi zehirliyor mu? Arzuladığımız nesnelerin ( aurası kalmadığı-erken bittiği için total serial ‘sanat eserlerini’ de bu nesnelere dahil edebiliriz sanırım )  bize öyle öğretildiği için mi peşinden koşuyoruz? Frankfurt Okulu’nun hala çağımıza katacağı şeyler var. Kitle kültürünü anlamamak için  videoyu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederiz.

 

ZOONUS 4:

Boş zamanı olanlar ve sanatı bu bağlamda algılamak-sorgulamak isteyenler için Frankfurt Okulu’nun koridorlarında biraz dolaşabiliriz:

ZOONUS 5:

Ve yine Benjamin’e kulak verebiliriz. Sanatın ‘aurası’ neden kayboldu? Bensiz Benjamin, videonun ikinci bölümü ile:

 

Tüketim toplumundan çıkış yoksa hepimiz uzun dönemde konserveyiz. Kiminin ambalajı total serial sanat ile paketlenmiş olsa da…

Anlam arayışı içerisindeki AffetmeyenSanat böyle uludu: AffetmiyorumAffet!

 

GÜNCELLENİYOR…

 

 

 

Comments

comments

  2 comments for “Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı?

  1. 24 Ekim 2018 at 14:57

    Spot on with this write-up, I actually think this web
    site needs a great deal more attention. I’ll probably be back again to read more, thanks for the advice!

  2. 6 Kasım 2018 at 12:30

    Nice weblog here! Also your website so much up very fast!
    What web host are you the use of? Can I get your associate hyperlink on your host?
    I desire my website loaded up as quickly as yours lol

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen + five =