Türk resmi kopyacılıktan öteye geçememiş midir?

Spread the love

( Yorumlarınızı alt kısımdan bize ulaştırmanız dileği ile… )

 

Affetmeyen Anket. AffetmiyorumAffet:

 

Türk resmi kopyacılıktan öteye gidememiş midir?

Sonuçları görüntüle

Yükleniyor ... Yükleniyor ...

 

AF-22’den gelen sinyal sesi ile eş zamanlı olarak çalınan kapının zilini duyduğumda henüz ikinci oraleti içmek üzereydim, önceki yazıyı baskıya ( bknz: Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Ahmet Güneştekin mi, Jim Leedy mi; yoksa Contemporary İstanbul mu? ) bir önceki yazıyı  hediyelik eşya mağazasına ( bknz: Sanat mı, meta mı, alıntı mı, varsayın-tı mı? Contemporary İstanbul mu; ‘alternatif’ sanat fuarları mı? ) yeni vermiştik, keskin vişne kokusunun yükseldiği fincanı bırakıp Picasso’nun on dolarlık bir heykelinin yanından geçerek aşağıya indim, kapıyı açtığımda ilk fark ettiğim şey yüzüme çarpan meşe ağaçları kokusu ile dolu serin sonbahar rüzgarı oldu, bir dakika boyunca rüzgarı algıladıktan sonra kapıyı kapatmak üzereydim ki, neden kapıyı açtığımı hatırladım, dışarıda kimse yoktu, o yüzden kapıyı kapatıyordum, peki zil neden çalındı, gözlerimi yere doğru çevirince merdivenlerin üstten ikinci basamağında üzeri yırtılmış kağıt parçaları ile dolu pakete benzer bir şey gözüme çarptı, uzanıp paketi aldım, bir hafta boyuna yerine bakmak zorunda kaldığım anti-sanat dedektifi dostumun işlerinden biriydi sanırım…

Etrafıma bakındım, daha önce de etrafıma bakınan kendimin varlığını hatırladım, sürekli kopyacılıkla suçlanan san-atçıların varolduğu ( linkteki dosyaya gidebilirsiniz… ), öyle olmayanlarında burada varolamadığı ve sanat konusunda fazla bir geçmişi olamayan! bir ülkede anlam arayışı içerisindeydim…

Bana fırlatıp attığın şeyi söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Tüketim Toplumu, Jean Baudrillard

 Kapıyı kapatıp mutfağa geçtim, yukarıdaki vişneli oralet soğumuştur, bir fincan oralet daha yapıp sağ elimde gelen paket olduğu halde yukarıya çıkıp masanın yanındaki kadife koltuğa doğru ilerledim, sağ dizim o Picasso heykeline çarpınca heykelin az daha burnu kırılacaktı, bunu pek önemsemedim çünkü anti-sanat dedektifi dostumun dediğine göre bu heykel çok düşük bir fiyata Picasso’dan alınmış, birinci dünya savaşından çökmüş olarak çıkan Avrupa’ya giden Amerikalı büyük koleksiyoncular çok düşük fiyatlarla bugün ‘büyük’ dediğimiz sanatçıların eserlerini alıp Amerika’ya getirmişler, işte şu heykelde  inanamayacağınız kadar ucuzmuş, on dolarlık bir şey,  paketin sağına soluna bakınca yine bir san-at vaziyetinin içerisine gireceğimi sezdim, san-atı sevmeye çalışmama rağmen sanatçılardan o kadar uzak hissediyordum kendimi, tekrar başka bir vaziyete girmek katlanılır gibi değildi, pencereden açık mavi göğe baktım, bir bu eksikti, kurtulamayacak mıyım bu san-at işlerinden, AF-22’deki sanat köstebeği yine bir dosya gönderdi sanırım, oraleti içtikten sonra masanın üzerindeki pakete uzanıp açtığımda içinden birisi mavi, alttaki koyu sarı kapaklı iki dosya çıktı, üsttekini çekip aldım, ilk sayfasını açıp bakınca şunları gördüm:

Contemporary İstanbul’da vurulan heykelin faili hala neden bulunamadı ? Altı üstü 80 bin kişinin ziyaret ettiği bir Çağdaş Resim Fuarı’nda kendini kalabalığa kopyalamış birisini bulmak çok mu zor; üsttelik gelenlerin neredeyse tamamı ülke sınırları içinden gelmişken?

Galeri Baraz’ın sahibi Y. B. ile bugün buluşun, size bir adres verecek. Kendileri İstanbul’da sanat eğitimi aldıktan sonra Avrupa ve Amerika’da galeriler üzerine araştırmalar yapan ve bir müddet buralarda çalışan bir  galerici, size hem fuara hem de Türk resim sanatına dair veriler iletecek, zaten az isim olacağı için işiniz bu defa daha kolay… ( Ama o bir galericidir,  ona fazla güvenmeyin! )

İletişmeyen bir sanat çağındayım sanırım… Sadece görüntünün görüntüsü var ve görüntünün görüntüsü; sansasyon ile birleştiği için asıl görüntüden daha fazla para ediyor… O sırada AF-22’den başka bir sinyal geldi:

Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.

Düşünmüyoruz, düşünülüyoruz… Kendimize ait bir şeyimiz yok. Bakmıyoruz, şeyler tarafından bakılıyoruz. Bakışlarımız yönlendiriliyor, belki düşüncemiz de.

1 sayısını bilirsek 2 sayısını da bildiğimize inanırız çünkü bir bir daha iki eder. İlk olarak “artı”nın anlamını bilmemiz gerektiğini unutuyoruz. İnsanlığın geçmiş yüzyıllardan süregelen eylemleri onları aşama aşama yok edecek.

Vicdan. Artık burada mevcut değil. Bu da şu an itibariyle artık kimsenin “vicdan” sözcüğünün anlamını bilmediği anlamına gelir. Godard

Borges: Zaman beni oluşturan cevher, zaman beni sürükleyen bir nehir ama nehir benim, beni parçalayan bir kaplan ama kaplan benim, beni tüketen bir ateş ama ateş benim, evren ne yazık ki gerçek ben ne yazık ki Borges’im.

YORUMSUZ İKİ ÇAĞDAŞ SANAT ESERİ

( Sanatçıların kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız,

bizim yöntemlerimizi deneyebilir, sadece biraz araştırabilir,

sadece biraz sorgulayabilirsiniz! ) :

 

Sonra masaya doğru ilerledim, masadaki 5 dolarlık Van Gogh tablosunun yanındaki açık duran eski bir  gazetede üzerleri işaretlenmiş birtakım haberler gözüme ilişti:

Vaziyet 1: 

Zürih’teki Emil Buehrle müzesine giren silahlı üç kişi, güvenlik görevlisini yere yatırıp etkisiz hale getirdikten sonra Cezanne’ın Kırmızı Yelekli Oğlan, Monet’nin Vetheuil Yakınlarındaki Gelincik Tarlaları, Van Gogh’un Çiçek Açmış Kestane Ağaçları ve Degas’nın Ludovic Lepic ve Kızı adlı tablolarını alıp kayıplara karışmış.

Bu olaydan yine birkaç gün önce de yine Zürih yakınındaki Pfaeffikon kasabasında sergilenen Picasso’nun At Başı ve Sürahi ve Bardak adlı tabloları çalınmıştı. Kaynak Hürriyet

Türkiye’de büyük tablo hırsızlığı oldu mu?  Polisin devreye girdiği  büyük bir hırsızlık vakası biliyor musunuz? ( Sahte tabloları bunun dışında tutalım… Bu sorunun cevabı önemli bir kriter olamaz elbette ama önemsiz bir kriter olmasını da kimse engellememeli. )

Vaziyet 2:

Artist Actual ve Artist Modern dergilerinin yaptığı ilginç bir araştırmanın sonuçları yayımlandı.
Türk sanatçılarının 2007’deki durumunu konu alan araştırmada ikinci el piyasalarında hiçbir Türk sanatçı dünya listelerinin ön sıralarında yer alamadı.
Günümüze kadarki Türk Plastik Sanatının 4 kategoride incelendiği araştırmanın sonuçları, hiçbir kategoride dünya sıralamasında ilk 100’e Türk sanatçı girmediğini gösteriyor. Dünya ekonomisine yüzde 1 katkı sağlayan Türkiye dünya sanat ekonomisine ise binde 1 katkı sağlıyor. 2006 yılında dünya verilerine göre modern kategoride, Picasso 340 milyon dolar ile ilk sırada yer alırken, 100. sırada 10 milyon dolar ile Eugene Boudin var. Aynı kategorideki Türk sanatçı Fikret Mualla ise yıllık 2 milyon dolarlık satışıyla dünya sıralamasında çok gerilerde kalıyor.

AFFETMEYENSANAT KLİNİK KRİTİK:

Türk resmi kopyacılıktan öteye geçememiş midir? sorusunun cevabını vermek için bizce şu sorunun da cevabı verilmeli: Türk sanatçı adayları gerçek anlamda ‘okuyor’ ve okuduklarını dünya tarihi içerisinde anlamlandırabiliyor mu? ( Ya da ‘güncel çağdaş sanat’ piyasasında buna ihtiyaç duyuluyor mu? )

Tarkovsky… Dünya tarihinin en önemli yönetmenlerinden birisi… Onun ‘Zaman Zaman İçinde’ isimli günlüğünü okuyorduk geçen yaz, okudukça şaşkınlığımız arttı, okudukça ‘anlam arayışımız’ yön değiştirdi, bu günlükte sinemaya dair şeyler o kadar az; buna rağmen ‘yaşama ve varoluşa dair’ şeyler o kadar fazlaydı ki, yarısına geldiğimizde, sanatın ne olduğunu tam bilemesek de şu sorunun cevabını yavaş yavaş vermeye başladığımızı fark ettik: büyük bir sanatçı nasıl olur, nasıl yaşamalıdır?

‘Pratik’ dışında pek bir şeye ( okumak…sorgulamak, yine okumak; yine sorgulamak…) önem verilmediğinde bizce şu soru hala sorulmayı sürdürecektir: Türk resmi kopyacılıktan öteye geçememiş midir?

 

Bergman’ın ilk defa bir Tarkovsky filmi izledikten sonra nasıl etkinlediğini biraz aklımızda canlandırabilir ve hangi ‘yerli’ sanatçının eserleri karşısında buna benzer bir ‘etki’ duyabildiğimizi düşünürsek biraz yol katetmiş olabiliriz sanırım…
İşte Bergman’ın evrensel bir ‘sanat eseri’ karşısında yaşadığı o anlam dolu  kırılma anı:
“Andrei Tarkovsky bana hayatımın ve sinema yaşamımın en unutulmaz deneyimlerinden birini armağan etti. 1971’de Kjell Grede ile birlikte İsveç Film Enstitüsü’nde arşiv taraması yapıyorduk. Gece yarısına kadar çalıştık, izleme odalarından birinde projeksiyoncunun yanına çıkıp, biraz konuşalım dedik. Odada üst üste konulmuş film makaraları vardı. Elimi birine atıp “Bu hangi film?” diye sordum. “Vasat bir rus filmi” diye yanıtladı. Kiril alfabesinden “Tarkovsky” yazısını anlamayı başarınca biraz rüşvetle çalışanları da ikna ettik ve izlemeye başladık”
“Film Andrei Rublev’di. Gece yarısı izlemeye başladık. Sabaha karşı filmi bitirdiğimizde, yorgun gözlerle, etkilenmiş, sarsılmış bir şekilde perdeye bakıyorduk. Hayatımda beni bu kadar etkileyen bir film olduğunu hatırlamıyorum. Esas ilgi çekici olan ise filmde altyazı yoktu! Konuşulanlardan tek bir kelime anlamadan izledik ve yine de her dakikasından etkilendik. Gelecek yıllarda Tarkovsky beni bir kez daha böyle etkiledi. Zerkalo’yu (Ayna) izlediğimde de benzer duyguları yaşadım. Ama bu sefer alt yazıları izlemeyi unutmadım”

AFFETMEYEN SORULAR:

  1. Contemporary İstanbul için evde kopyalayıp dışarıda bastırarak gelebiliyor muyuz?
  2. Büyük koleksiyonerler tarafından ‘alınmak’ ve müzelere girmek; sanatçı olmanın kriteri midir?
  3. Türk resim tarihi neden çok kısa? Bu tarihi kim yazdı?
  4. Evrensel ‘çağdaş güncel sanatçı’ olmak ne demek?
  5.  Sansasyon ile sanatın ne tür bir ‘kabul edilebilir’ ilişkisi var?
  6. Sanat üzerinden kara ( yeşil diyelim ) para aklanabilir mi?
  7. Ne olduğunu bildiğimiz halde var olmayan şey nedir?
  8. Güncel çağdaş sanat neden diğerlerini kopyaladığını fark edemeyecek kadar günceli takip edemiyor?

 

GÜNCELLENİYOR…

ZOONUS 1:

Dünyada ne kadar fazla kötülük varsa ( kopyanın kopyalanmışı bir total serializmi de buna eklesek? ), güzellik yaratmak için de o kadar sebebimiz var demektir. Kuşkusuz çok daha zor, ama aynı zamanda çok daha gerekli bir şey bu. Tarkovsky

Nostalgia 1983 ‘Nostalghia’ Directed by Andrei Tarkovsky

Nostalgia 1983 ‘Nostalghia’Directed by Andrei Tarkovsky

The Film Snob paylaştı: 7 Ekim 2018 Pazar

ZOONUS 2:

Neden daha fazla eskiye gidemedik?

ZOONUS 3:

Bu kadar eskiye gitmemiz gerekir miydi?

ZOONUS 4:

Franfurt Okulu ve ‘eleştirel teori’ üzerinde ‘sorgulayıcı’ bir; iki saat geçirmek isterseniz eğer:

ZOONUS 5:

Tavsiye, Jean Baudrillard -Sanat Komplosu

Sanat Komplosu’nda Baudrillard da tam olarak şunu iddia ediyordu: Eleştiri bir eleştiri yanılsamasına, tüketim düzenine içkin bir karşı-söyleme dönüşmüştü. Günümüzde sanat, tıpkı herhangi bir ticarî işletme gibi, kariyer fırsatları, kârlı yatırımlar ve yüceltilmiş tüketim nesneleri sunuyor. Sanatla ilgisi olmayan her şey sanata dönüşmekte. Sylvère Lotringer:

https://www.iletisim.com.tr/kitap/sanat-komplosu/8359#.W8DjVWgzaUk

GÜNCELLENİYOR…

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

20 − twelve =