Sanat mı, intihal mi, akademisyenlik mi? Barnett Newman mı, Nurdan Karasu Gökçe mi?

Spread the love

Dumanı tüten bir oralet fincanına bir bisküviyi batırıp tam ülkenin akademisyen sanatçılarının etkileri galaksi sınırlarını aşan başarıları üzerine bir gazete makalesini incelemeye başlıyorduk ki aşağıdaki yaşam çalındı, inip kapıyı açtığımızda dışarıda yere düşmek üzere bekleyen bir mektup, yere düşmeden uzanıp aldık, üzerinde ‘sanat öğrencileri’ imzası var, kapıyı kapatıp yukarıya geçtik ve oraletlerimizi önümüze çekip gazeteyi bir kenara bırakarak mektubu açmaya başladık, mektubun içeriği tam olarak şöyleydi:

 

SEVGİLİ AFFETMEYEN SANAT,
NE OLUR SESİMİZİ DUYUN
BİZLER YÜKSEK LİSANSLILAR OLARAK
EKTE GÖRDÜĞÜNÜZ ŞAHISTAN BIKTIK.
MOBBİNGE UĞRUYORUZ.
İLGİLİ HOCA SÜREKLİ İNTİHALLER YAPIYOR.
HER YERDE BİZLERE ÇEKTİRİYOR, AŞAĞILIYOR.
SÜREKLİ HER İKİ CÜMLESİNDEN BİRİ “BEN AMERİKADAYKEN…”
DİYE BAŞLIYOR VE BİZİ AŞAĞILIYOR.
ATÖLYESİNDE BİR ALBERS KİTABI VAR.
JOSEPH ALBERS’TEN, BARNETT NEWMAN’DAN vb.
SÜREKLİ KOPYALIYOR. DİJİTAL BASKI ALIYOR.
AÇIĞA ÇIKINCA ANLADI VE
ŞAHSİ WEB SİTESİNİ KAPATTI. ELİMİZDEKİLERİ
SİZE GÖNDERİYORUZ. BİZ KENDİSİNİ AFFEDEMİYORUZ.
BİZİ YALNIZ BIRAKMAYIN. SENELERDİR NE ÖĞRENCİLER
HEBA OLMUŞ GİTMİŞ, BİZ DE ÖYLE OLMAK İSTEMEDİK
VE AFFETMEDİK. ne olur sesimizi duyun…
SAYGILARIMIZLA…

SANAT ÖĞRENCİLERİ

 

untitled-white spaceby nurdan karasu

Untitled-blue roomby nurdan karasu

Bu vakayı çözmeye çalışmadan önce Josef Albers’a dair biraz veriye ihtiyacımız vardı:

İşte veriler:

 

Josef Albers, (d. 19 Mart 1888, Bottrop – ö. 25 Mart 1976, New Haven, Connecticut), Alman asıllı ABD’li sanatçı ve öğretmen.

 

1888’de Almanya Vestfalya bölgesinde Bottrpop küçük şehrinde bir Katolik sanatkar ailesinin oğlu olarak doğdu. 1908 – 1913 döneminde doğum şehrinde bulunan bir öğretmen okulunda eğitim görerek Ruhr bölgesinde ilkokul öğretmeni oldu. 25 yaşına geldiğinden okulundan izin alarak Berlin Kraliyet Sanat Akademisinde iki yıl okuduktan sonra bitirme sınavlarını verip sanat öğretmenliği için gerekli sertifikayı aldı. 1916’dan başlayarak üç yıl Essen’de bulunan “Kunstgewerbschule” sanat okulundan gravurcukluk ve sanat hocalıgi yaptı. 1918’de ikk sanat eseri siparis olak Essen’de bulunan bir kilise icin “osa mystica ora pro nobis” adli bir vitray pencere hazirladi. 1919’da Münih’e taşındı ve burada Franz von Stuck’un resim öğrencisi oldu.

1920’de Weimar’da Bauhaus Tasarım Okuluna yazılarak 32 yaşında okulun en yaşlı öğrencisi oldu. Burada malzemelerini çöplerden sağlayarak ilk defa soyut cam resimlerle deneysel çalışmalara girişti; 1922’de cam atölyesini yeniden organize etti. 1925’te Bauhaus ile Dessau’a taşınan Albers, burada profesörlüğe getirildi. Aynı yıl içinde dokuma sanatları bölümündeki öğrencilerden Anni Fleischaman ile evlendi. 1933’de Nazi’lerin baskısı dolayısı ile Dessau’da bulunan Bauhasuus okulu kapatılınca ve Albers ve karısı ABD’ye göçtüler.

1933’te ABD’de Albers Black Mountain College’e atandi. Bu kurumda Albers 16 yıllık hocalığı esnasında pek çok genç sanatçıyı bu okula çekti. 1939’da Amerikan vatandaşlığına geçen Albers ilk kez değişmeyen bir biçimi renklerle çeşitlendirdi.

1950’de geçtiği Yale Üniversitesi sanat bölümünde mimarlık ve tasarım bölümlerini yönetti. 1958’de emekli olduktan sonra iki yıl daha konuk profesörlük yaptı.

Başyapıtı olan Kareye Saygıyı 1950’den sonra çalıştı. Burada Albers’in renk deneylerinin özü gösterilmekte ve Op-art, kinetik sanat, renklerin yan yana uygulandığı resimlerde ve Yeni Soyut çalışmaların gelişmesi üzerinde önemli bir etken olan algılama teorisine ilişkin düşüncelerini açıkladı. Değişmeyen geometrik bir tramı esas alarak renk etkisinin durum, çevre, ışık sayısı ve yoğunluğu gibi faktörlere bağlılığını gösterdi.

1961 yılında Amsterdam’da Stedelijik Müzesinde ilk retrospektif Albers sergisi açıldı. İki yıl sonra Renklerin Etkileşimi adı altında bilgilerini bir araya toplayan bir tür görmenin okulu olan kuramsal yazısı çıktı. ( Kaynak Wiki )

 

 

İşlerinden gözümüze çarpanlar şunlar oldu:

 

Olduğu yer:  http://www.tate.org.uk/art/work/T00783

 

İç içe, farklı tonlarda dört sarı kare görüyorum sanki, ardından bir optik yanılsama içerisinde olduğumu düşünmeye başlıyorum, Klimt’in The Kiss’indeki sarı tonları andırıyor, yeni soyut çizgideki çalışmaları algı biçimlerinize göre çok farklı biçimlerde sorgulayabileceğiniz için buna burada bir ara veriyoruz… Dilerseniz yukarıdaki sarı karelere bakmaya devam edebilirsiniz…

 

Josef Albers…

Josef Albers, Factory, 1925

Kendini sarı karelere hapsetmek istiyor sanki…

 

Josef Albers için elimizde yeterince veri oluştu, şimdi tekrar mektuba dönüyor ve diğer işarete bakıyoruz: Barnet Newman

 

Barnett Newman (29 Ocak 1905 – 4 Haziran 1970) ABD’li ressam ve sanatçıdır. Soyut dışavurumculuk akımının önemli isimlerinden biri olan Barnett Newman bu akım içerisinde “renk alanı” (color field) diye adlandırılan akıma da öncülük etmiştir.

1940’larda, gerçeküstücü eserler üzerinde çalışmıştır. Daha sonraları kendi sesi olacak stilini, dikey çizgilerle ayrılmış renk alanları, bu dönemde bulmuştur. Kendisiyle özdeşleşen bu dikey çizgileri fermuarlar ‘zip’ olarak tanımlamıştır. Newman fermuarları, eserlerini hem parçalara ayıran hem de onları birleştiren öğeler olarak yorumlar. İlk eserlerinde renk alanları homojen bir renge sahip değilken, sonraları tek bir tona sahip olmuşlardır.

Newman’ın eserleri, kendisi hayattayken çok fazla övgü konusu olmamışlardır. Daha renkli bir kişilik olan, Jackson Pollock’un gölgesinde kalan Newman, ancak ölümüne yakın dönemde eleştirmenlerin dikkatini çekebilmiştir.

 

Şimdi çalışmalarından ilk gözümüze çarpanlara bir bakalım…

Newman epey uzun ve ince kanvaslar üzerinde çalışmış genelde, tuvale bakıyorum ve ilk gözüme çarpan şey, tuvalin yukarısından aşağıya doğru inen epey ince çizgimsi bir yüzey oluyor, çizgi kıvrımlı değil, tamamen dikey biçimde aşağıya kadar iniyor, ilk aklıma gelen Rothko’nun çalışmaları oluyor, Rothko’da daha renkli yüzeyler ve karışan renklerin birbiri içerisinde dağıtıldığı; daha az belirgin geçişlerin olduğu yüzeyler var, bir süngerle çekilmiş boya tabakası izlenimini bırakıyor, oysa Newman’da tek renkli ve keskin geçişli yüzeyler tuvale hakim gibi görünüyor, aşağıdaki tuvale bakıyorum ve yan yana yatay çizgiler mi görüyorum; çizgilere baktıkça buna bir anlam mı vermeliyim, buna bir ara veriyorum…

İşte en ünlü ve büyük boyutlu eserlerinden birisi: vir heroicus sublimis.

 

Daha yakından bakalım bu fermuarlara; ziplere, yoğun bir kırmızı ton bizi karşılayacak gibi görünüyor:

Nasıl yapıldığına dair kısa bir anlatım da gözümüze çarptı:

 

Diğer bir ünlü ve ‘ucuz’ eseri, Onement VI, kendisi bu eseri ile doğduğunu belirtiyor:

 

Lacivert üzerine beyaz bir çizgiden, ya da iki lacivert arasına beyaz bir fermuardan oluşan bu eser yakın zamanda 43 milyon dolara satılmış. Haberi hemen şurada: Barnett Newman painting auctioned $43m daha ayrıntılı araştırma için ise şurası: Barnett Newman’s Onement VI sets records at Sotheby’s

Barnett Newman Onement ile doğduğu sırada…

Durum gayet ilgi çekici bir hal almaya başladı. Görüldüğü üzere soyut ya da ileri soyut bir eser yeri geldiğinde sadece gerçek olması zaten mümkün olmayan soyut ve boş bir tuval olabilirken yeri geldiğinde ‘çok şey anlatan’ ileri soyut ve gerçek bir sanat eseri olabiliyor.  Bu çalışması üzerinde kriminal araştırma yaparken şuna rastladık:

 

1949’da açtığı sergide sadece bir tablosu 84 dolara bir akrabası tarafından satın alınmış. Üç defa resim öğretmenliği sınavına girmiş ama kazanamamış. Gelen eleştirilere bozulup beş yıl boyunca sergi açmamış. Sonrasında ise gayet meşhur olmuş görüldüğü üzere.

 

Gelen mektuptaki bize asıl işaret edilen isme bakıyoruz: Nurdan Karasu Gökçe

Sanatçı Gazi Üniversitesi Eğitim FakültesiResim-iş, Resim Ana sanat dalı 1990 mezunudur. Yüksek Lisans derecesini 1994 yılında, devlet bursuyla gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde Claremont Graduate University Faculty of Fine Arts’tan alan KARASU aynı yıl Türkiye’ye dönerek Kayseri Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak göreve başlamıştır… ( Kaynak Lebriz )

 

Kriminal araştırma aşamasını ilerletmek için biraz daha delil toplamalıyız:

Bize gelen mektuptaki kolaj görsele dikkat ederseniz Barnett Newman’ın fermuarları ile Nurdan Karasu Gökçe’nin çalışmaları arasında bir takım benzerlikler olduğunu az da olsa çok da olsa seçebilirsiniz:

 

Nurdan Karasu Gökçe

Nurdan Karasu Gökçe

Bize gönderilen o kolajdaki üçüncü çalışmaya ise rastlayamadık kitle tüketim kültürü görsel havuzunda, zaten mektupta da bu durum şu biçimde bize işaret edilmekteydi sanırım:

ATÖLYESİNDE BİR ALBERS KİTABI VAR.
JOSEPH ALBERS’TEN, BARNETT NEWMAN’DAN vb.
SÜREKLİ KOPYALIYOR. DİJİTAL BASKI ALIYOR.
AÇIĞA ÇIKINCA ANLADI VE
ŞAHSİ WEB SİTESİNİ KAPATTI. ELİMİZDEKİLERİ
SİZE GÖNDERİYORUZ.

 

Tam durum tespiti yapacaktık ki aşağıdaki yaşam kapısı tekrar çaldı, Macar dedektif bürodan arkadaşlara kapıyı açabileceğime dair bir işaret yapıp masadan kalktım ve aşağıya indim. Kapıyı açtığımda yere düşmek üzere olan bir mektup daha vardı, hemen uzanıp yere düşmeden yakaladım, kapıyı kapatıp mutfağa geçtim, altı bardak oralet hazırlayıp sağ elimde tepsi; sol elimde yeni gelen bu mektup olduğu halde yukarıya çıktım, odaya girdiğimde içeridekiler başlarını kaldırıp bu tarafa baktı:

İki mektup daha geldi, dedim yine ‘sanat öğrencileri’ imzalı, oralet tepsisini masaya bırakıp mektubu açmaya koyuldum, gelen ilk mektupta şunlar vardı:

 

Tüm sınıf olarak çok ama çok içten teşekkür ediyoruz size..İyi ki varsınız.
Görüşmek üzere.
not: doçentliği çalıntı makale nedeni ile iptal edilen ama daha sonra
Estetik diye bir kitap çıkaran Aygül Aykut’un o kitabını da yakında
yollamış oluruz. Bilkent Üniversitesindeki intihal programından
çıktı gönderecekler. İntihalleri görseniz şaşarsınız, çok üzücü.
Demekki bir kere çalan her zaman çalıyor. Kitabın editörü ise
Nurdan Karasu Gökçe. Yani Newman ve Albers’tan kopya
yapan kişi. kopyacının şahidi kopyacı…
Yakında kitabı pdf olarak göndermiş oluruz.

 

Sonra ikinci mektubu açtım:

 

>> Sevgili Affetmeyen,
>> Az önceki kopya benzer işler mailimize ek olarak biz bir hack team ile çalıştık uzun uğraş verdik.
>> ve intihalli yayınlarını bulduk bu kişilerin.
>> Kaynak gösterilmemiş olan Ortak kitaplarını da
>> bir ücret karşılığı istedik. O kitap da gelince size göndereceğiz görürsünüz.
>> Ekteki dökümanı inceliyin lütfen. Çok iyi ingilizcemiz
>> yok ama intihal programı takır takır nasıl tespit
>> etmiş bir bakın. Kopyalanan her metnin
>> nereden copy paste yapıldığını bile buluyorlar.
>> Mesela bu kişiler kaynakçaya bir kaynak kitap
>> eklemiş. O kaynakçada yazan kaynağı bile
>> bir yerden kopyala yapıştır yapmışlar. Yani
>> tek tek yazmamışlar. Helal olsun cidden.
>> traces of islamic adlı makale yüzünden bu SANAT hocaSInın
>> doçentliği iptal edilmiş. Sonra nasıl doçent oldu bizde bilmiyoruz.
>> Diğeri de kankası diğer hocanın butoh makalesi.
>> hem alanı değil hem de o da kaynak göstermeden
>> birsürü intihaller yapmış. İki makale de
>> ekte yer alıyor. İncelerseniz çok memnun oluruz.biz affedemiyoruz, mobbinge uğruyoruz, sesimizi duyun lütfen…
>> Çok teşekkür ediyoruz size…

Mektuptakileri okumayı bitirip başımı kaldırdığımda tüm anti-sanat dedektifleri anlam arıyormuşçasına yüzüme bakıyordu. Mobbing’e uğramak kolay katlanılır bir şey olmasa gerekti, o sırada Serpico çantasından bir dosya çıkardı ve bize seslendi:

“Sadece başlıkları okuyorum…”

Masanın etrafına geçip oraletlerimizi yudumlamaya başlarken Serpico aradığı yeri dosyada bulmuş olacak konuşmaya başladı:

 

Mobbinge uğrayan beyaz yakalı intihar etti.

Adliye’deki intiharın nedeni mobbing çıktı!

Mobbing’e uğrayan MİT’çinin sır intiharı

Mobbing, intihar ve cinayet nedeni!

Mobbinge uğrayan dava açabilecek

 

Serpico burada durdu ve masadaki oraletine uzanıp iki yudum aldı, söylemek istediği şeyi anlamıştık, Mobbing’e uğradıklarını söyleyen ‘sanat öğrencileri’ vardı ve durum daha da kötüye gitmeden birilerinin onlara yardım etmesi gerekiyordu.

 

Bu durumu değerlendirip çözüm yollarına bakmaya başladık:

 

Varan 1:

 

Bu konuda bir Yargıtay kararı mevcut:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir üniversitenin bölüm başkanının fakülte dekanına karşı açmış olduğu mobbing davasında  vermiş olduğu 11.11.2015 tarihli kararda;  kişisel kusurlarından dolayı doğrudan amirin sorumlu olduğunu ve amire karşı dava açılabileceğine karar vermiştir. (Hukuk Genel Kurulunun Esas No : 2014/4-110, Karar No : 2015/2600 sayılı kararı)

Kişisel kusur kapsamındaki eylemler

Söz konusu Yargıtay kararında; davacıya üniversitede oluşturulan komisyonlarda görev verilmemesi, davacıya karşı gerçekleştirilen etkinliklere davet edilmeyerek dışlama ve tecrit etme politikası izlenmesi, onunla görüşmeyin, uzak durun şeklinde uyarıları, davacının mesai saatlerine gereken özeni göstermesine rağmen mesaiye riayet etmediğinden bahisle hakkında soruşturma başlatılması, davacının sarf etmediği birtakım sözlerin davalı tarafından rektörlük makamına davacı tarafından söylemiş gibi yanlış bir şekilde ya da çarpıtılarak yansıtılması ve davacıya sıklıkla resmi yazılarla gereksiz uyarılar yapılması, şeklindeki uygulama ve davranışların kişisel kusur şeklinde görülen eylemler olduğunu belirtmiştir. Bu tür davranışlara ve eylemlere karşı doğrudan amire dava açılabilecek.

Kapitalist üretim bedenlerini ve ruhlarını öyle bir kuşatmıştır ki önlerine konan her şeye direniş göstermeden kapılıverirler. Kültür Endüstrisi – Kültür Yönetimi, Theodor W. Adorno

Varan 2:

Kurum içerisinde ilgili kimseyi daha üst bir makama bildirmek…

 

Yanlış yaşam doğru yaşanamaz. Theodor W. Adorno

 

O sırada anti sanat dedektifi Mellini söze girdi ve önerilerimize ara verdik:

 

“Bir ‘hack team’ ile çalıştıklarından bahsediyordu mektup…”

Öyleydi, sonra diğer dedektifler mektuba geçmeden önce intihalin tanımlarına bakmamızı istedi ki gayet yerinde bir hareket olacaktı.

 

İnsanlık kurtulmadıkça, ezilenler ezenlerden intikam almadıkça, kültür de bir barbarlık belgesi olmaktan kurtulamayacaktır. Son Bakışta Aşk, Walter Benjamin

 

Tanımlamalardan devam etmek gerekirse;

– İntihal:
“Bugünün bilim dünyasında başkasına ait bir bilgiyi kaynak belirtmeden, işaret etmeden kendisine ait gösterme, bu bilgiye eserinde yer verme, bilgiyi aşırma karşılığı olarak daha yaygın kullanılsa da güzel sanatlarda da yüzyıllardır görülen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.”

– İntihal:
“Başka bir kimseye ait olan bilgi, fikir ve görüşlerin, gerekli hiçbir atıf yapılmadan sanki kendisi tarafından ortaya çıkarıldığı ve yazıldığı intibaını vermek, fikir ve bilgi aşırılması başka bir deyişle intihal anlamına gelir. Örneğin, atıf vermeden fikir, görüş ve bilgilerin aynen alınarak yazılması, internet veya başka kaynaklardan kopyalanarak tıpkıbasım (internet download) yapılması fikir ve bilgi aşırılması ve intihali kapsamındadır.”

– İntihal:
“Başkalarının düşüncelerini, görüşlerini bilgi kaynağını bildirmeden ve atıfta bulunmadan bilinçli olarak ya da farkında olmadan alıp kullanmak ve kendi görüşünüz gibi sunmaktır.”

– İntihal:
” Başka birinin eserini kendisinin gibi gösterme, çalmadır. Edebiyatta başka birinin eserini benimsemek demektir. Daha geniş bir ifade ile, herhangi bir eseri nereden ve kimden alındığım, kimin eseri olduğunu gizleyerek değiştirip yeniden yazmak manasına gelir.”

– İntihal Nedir:
” (TDK: aşırma) Bir kişinin eserinde başka kişilerin ifade, buluş veya düşüncelerini kaynak göstermeksizin kendisine aitmiş gibi kullanması. İntihal bir tür sahtekarlık ve hırsızlıktır. En kısa tabirle çalıntı içerik olarak tanımlanabilir. ”

 

Ne diyebiliriz ki, daha önce söylediğimiz bir kavrayışı hatırlayalım: Resim, dolayısıyla sanat ‘kara paranın’ sürekli içinde döndüğü büyük bir endüstri, o nedenle ‘sanat eseri’ olarak tanımlanan her şey, ‘sanatçı’ tarafından ‘kar edilme’ amacıyla yapılmakta, sanat endüstrisi; daha da genelinde ise ‘kültür endüstrisi’ böyle işliyor. Her yanda yoğun bir ‘özgünleşmiş serializm’ var, kopyanın kopyası, yapay kişiselleşmeler bu sanat ürününü iyi bir ‘kar’ olanağı yapıyor. Sanat büyük oranda geçmişin ‘büyük ustaları’ sayesinde standartlaşabildiği için bu standartlaşmaya karşı gösterilen en küçük bir tepki dahi ‘yeni bir dil’ gibi algılanmaya başlıyor, oysa tepkileri gösterenlerin sanatsal derinliği o kadar yüzeyde ki. Sanatsal materyal üzerinde hakimiyet, banka hesabı üzerinde hakimiyettir. Sürekli bu yapay karşı çıkışları çoğalttıkça karşı çıktığınız nesnenin kendisini dahi kaybettiğinizin farkında değilsiniz, bir şeye karşısınız ama neye karşı olduğunuzu kendinizde bir yerden sonra fark etmiyorsunuz…

 

Klee’nin Angelus Novus adlı bir resmi vardır. Bir melek betimlenmiştir bu resimde; meleğin görünüşü, sanki bakışlarını dikmiş olduğu bir şeyden uzaklaşmak ister gibidir. Gözleri, ağzı ve kanatları açılmıştır. Tarihin meleği de böyle gözükmelidir. Yüzünü geçmişe çevirmiştir. Bizim bir olaylar zinciri gördüğümüz noktada, o tek bir felaket görür, yıkıntıları birbiri üstüne yığıp, onun ayakları dibine fırlatan bir felaket. Melek, büyük bir olasılıkla orada kalmak, ölüleri diriltmek, parçalanmış olanı yeniden bir araya getirmek ister. Ama cennetten esen bir fırtına öylesine güçlüdür ki, melek artık kanatlarını kapayamaz. Fırtına onu sürekli olarak sırtını dönmüş olduğu geleceğe doğru sürükler; önündeki yıkıntı yığını ise göğe doğru yükselmektedir. Bizim ilerleme diye adlandırdığımız, işte bu fırtınadır. Pasajlar, Walter Benjamin

 

 

İşte, şimdi de elimize ulaşan o belgelerden birkaçı:

Klinik Kritik:

Renkli gördüğünüz kısımlar farklı kaynaklardan alınmış kısımlara işaret etmektedir.

İlk  belgenin başlığı: TheTracesof Islamic Mysticism – Aygül Aykut

 

Varan 1:

 

Varan 2:

 

 

Varan 3:

Varan 4:

Varan 5:

Varan 6: Anahtar kelime analizi gayet ilgi çekici gibi görünüyor.

 

Ardından diğer dosyaya geçiyoruz, dosya çağdaş Japon dansı butohtan bahsediyor:

Klinik Kritik:

Renkli gördüğünüz kısımlar farklı kaynaklardan alınmış kısımlara işaret etmektedir.

 

Butoh By Nurdan Karasu Gökçe

 

Varan 1:

Varan 2:

 

Varan 3:

Varan 4:

Varan 5:

Varan 6:

Vaka Analizi:

 

 

Şu an şaşkınız ve size doğru bakıyoruz…

1.OLAY YERİ GÜNCELLEMESİ:

 

Kaynak yerler: 1- https://www.deviantart.com/karasunurdan

2- https://karasunurdan.blogspot.com/2018/06/blog-post.html

 

 

Nice ressam şeylerin kendilerine baktığını söylemiştir ve Klee’nin ardından André Marchand şöyle der: “Bir ormanda, birçok kez, ormana kendimin bakmadığını hissettiğim olmuştur. Kimi günler, ağaçların bana baktığını, bana konuştuğunu hissettim… Ben oradaydım, dinliyordum… Bence ressam evren tarafından delinmelidir, onu delmek istememelidir… Ben, içten batmış, gömülmüş olmayı beklemekteyim. Belki de ortaya çıkmak için resim yapıyorum.” Göz ve Tin, Maurice Merleau-Ponty

 

GÜNCELLENİYOR…

 

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 × four =