Yeni-Wittgensteincı Sanat Kuramının Bir Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır?

Spread the love

Yeni-Wittgensteincılık’ın Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır?

Sorular sorarak başlayalım dilerseniz:

Sanat adı altında bunca nesne olduğuna göre tümünü kapsayan bir sanat tanımına ulaşabilir miyiz?

Sanat tanımlanamaz mı yoksa?

Yoksa sanat, Umberto Eco’nun göstergebilim için söylediği aynı varsayıma mı denk geliyor: sanat yalan söylemek mi? “Yalan” ( anlatım ve içerikler ) ile uğraşan göstergebilim gibi sanat da bir şeylerin yerini tutmaya çalışan bir yalandan mı ibaret?

Bir sanat eserinde anlam nasıl oluşur?

Umberto Eco’nun biçime bağlıdır, görüşüne bir açıdan katılabiliriz, gereçler çoğu zaman anlatımın biçimini de belirler, anlatımlar gereçlere bağlı olarak sürekli değişebilir, hatta kültürel kodları yönetenlerin bize sundukları düzenleme biçimlerine göre de kendimiz için var saydığımız anlamı başkası aracığıyla kendimizde gibi oluşturabiliriz, burada bir şeyin farkında olalım: anlam sürekli anlam değiştiriyor farkında mısınız?

Anlamların ve yananlamların sürekli “değiştirildiği” bir dünyada yaşıyoruz, bana yananlamlarını söyle, sana ne anlamının olduğunu söyleyeyim.

Kültürel kodlar ve alt kodlar her zaman sanatçının zihnindeki anlamdan bağımsız bir anlamlama sürecini açığa çıkarır, sizin Adem ve Havva’yı temsil ettiğini söylediğiniz tuvaldeki elma, bir bahçıvan için sadece elmadır. Bahçıvanın kültürel kodları ve altkodlar sizin isteğiniz dışında biçimlenir çünkü yananlamlar ona bakanın yaşantısı, yaşadığı toplum ve yaşadığı döneme göre değişir.

O halde neden sürekli, bu da mı sanat değil, isyanı ile karşılaşıyoruz, var ki bir bildikleri, bize sanatın ne olduğunu işaret ediyorlar, işaret etmekle de kalmıyor: işte bu çağlar boyunca izini sürdüğünüz o gizemli gösterilenin ta kendisi diyorlar…

Bir şeyi eleştirmek istiyorsanız elinizde arada bir de olsa çalışan tanımlarınızın olması gerekir, o nedenle sanatın tanımını yapmaya çalışanların çoğunun “sanat felsefecisi” olduğunu söylemek mümkün, bir sanat felsefecisinin elinde az çok tutarlı tanımlar ve yargılar olmalı ki “eleştirel” bir eyleme girebilsin…

Sanatı sanat olmayandan nasıl ayırabilirsiniz, bizce elinizde bir tanım yoksa yeterince ayıramazsınız, tanım olduğunda ise gerçek olan bir şeyi kaçırma riski ile karşı karşıya kalırsınız, işte Yeni-Wittgensteincılık’ın bu çelişkilerle hiç uğraşmamak için, söylenemeyen hakkında susmalı, diyen Wittgenstein duyarlılığı ile bize önerdiği şey şu olur: Boşverin, sanat zaten hiçbir zaman tanımlanamaz.

Bahçe küreği yanlışlıkla sanat yapıtı sayılmış bir “yapıt” olabilir mi?

Birden kapınız açılır ve birisi masanıza bir bahçe küreği, bir turşu kavanozu bir de küçük bir tuval bırakır ve size sorarsa:

Söyle bakalım, bunların hangisi sanat?

Bahçe küreği ve turşu kavanozunu çok avangart birisi değilseniz seçmemeniz çok normal, çünkü o sırada sizden istenen tuvali seçmenizdir, farkında olmasanız da toplumsal kodlar size üstü kapatılmış olarak neyi sanat olarak seçmeniz gerektiğini gösterir, demek ki tanıma ihtiyaç duymadan biraz yol kat edebiliyoruz, bahçe küreğini masanıza bırakan kimse:

“Ama şu bahçe küreği bir sanat eseri, adı da: Kol Kırılması Olasılığına Karşı,” derse, ona şunu diyebilirsiniz gayet tutarlı bir biçimde:

“Bu bahçe küreğine sanat eseri diyebilmem için onu bir galeride-müzede görmüş olmam gerekir…”

Burada şunu fark ederim, bu sanattır, yargısına varmak için bir biçimde ortak bir yargıya ihtiyaç duymuşumdur, peki ortak bir yargı bahçe küreğini sanat eseri yapar mı, bunun cevabını ileride vermeye çalışacağız…

Burada şunu soralım, beklenen şeyleri üretenler sanatçı mıdır? Üretilen bekleniyorsa sanat eseri midir?

Eğer modern çağ insanı sürekli, bu sanattır, dayatması ile karşılaşıyorsa bilinmeli ki bu dayatmayı yapan kimse sanatın ne olduğunu bilmiyordur, sanat kavramı gösteren içinde belirsizleşmiştir, üstü kapatılmış bir ortak anlayış, yerini bilinçli bir belirsizliğe bırakmıştır.

Öncü sanat her zaman pusuda bekler, kültürel bir anlayış: kültürel kodlar ve alt kodlar oluşturmaya çalıştığınız an onu karşınızda bulursunuz. Öncü sanatçılar geçerli kuramların peşindedir, mevcut geçerli kuramı öğrendikleri anda ilk yapacakları şey o kuramı yıkacak işler yapmaktır, örnek mi: Duchamp’ın bahçe küreği…

Bahçe küreği tüm kuramlara karşıdır ama kendisinden o kadar çok söz ettirir ki; bu sayede tarihçilerin sürekli atıfta bulunduğu bir şey olurken: bir sanat değeri almaya başlar.

Peki neden sanatın ne olduğunu saptamaya çalışıyoruz?

Çünkü sanat eserleri değerleniyor, değerleri düşüyor, satılıyor, el değiştiriyor, gümrükten geçiyor ve elbette sınırları geçerken sanat eseri unvanını alırsa geçişi ona göre oluyor, görüldüğü üzere tanımı yapılamasa da sanat mevcut tanımlarla bir biçimde idare edebiliyor.

Masanızın üzerindeki bahçe küreği-turşu kavanozu-tuval üçlüsünü ele alalım, eğer turşu kavanozunu daha önce bir sergide görmüş ve bunun bir sanat eseri olduğuna karar vermişseniz elinizde bir “belirlenim” vardır, artık yapmanız gereken onu yorumlamaktır: içinde kaç sanatsal turşu var, kapağı neden sarı, camı nerede yapılmış, sanatçı bu turşu kavanozunu bir galeride sergilerken, ( üstelik tam da turşu fiyatlarının arttığı bir zamanda,)  neyi amaçlamıştır, ister istemez kendinizi o turşu kavanozuna karşı estetik bir tavır almış olarak bulursunuz, onu sınıflandırmak istersiniz, sonra elinizde turşu kavanozu ile bir müzeye gider ve bunu diyelim ki müze kataloğuna dahil etmek isterseniz, işler biraz karışır, görülüyor ki sizin turşu kavanozu “belirlemeniz” müze müdürünü memnun etmeyebilir, çok bilindik bir “turşu kavanozu” değilse bu öncü sanatı kataloğa dahil etmeye yanaşmayabilir… İtiraz edebilirsiniz:

Bu turşu kavanozu bir öncü sanatçının… İyi para verdim…”

“Normal kavanozdan ne farkı var?”

“Hiçbir farkı yok, sanat da burada ya işte.”

“Saydınız mı, kaç turşu var içinde?”

“Doğrusu bu hiç aklıma gelmedi, üzerinde yazmıyor mu?”

“Hep yanlış yazarlar, eğer bunun bir sanat eseri olduğunu söylüyorsanız onu net olarak sınıflandırabilmeniz gerekirdi…”

Görülüyor ki burada müdürün bir sanat tanımına ihtiyacı var, yoksa işin içinden çıkılmıyor, burada sanat tanımı konusunda Yeni-Wittgensteincılık’ın bize önerdiği kavramlar olan “açık kavram” ve “aile benzerliği” bizi nereye götürür?

Aile benzerliği kavramına bir göz atalım:

Her şeyi tanımlayarak yaşamam, ne az önce yolda gördüğüm elektrik direğinin ne de şu karşımdaki kapının tanımına ihtiyaç duyarım, tanımlanmadan da yaşayabilirim, eğer şu kapıdan daha küçük başka bir kapı görürsem onu başka kapılarla kıyaslar ve kapı olduğuna karar veririm, elektrik direği için de böyledir bu, betondan yapılmışsa, diğer elektrik direklerine benziyorsa, ortadan ikiye kırılmış ve yolun kenarındaki çimenlikte duruyor olsa da bir elektrik direğidir o, peki buzdolabı kapısı, bu da mı kapıdır?

Buzdolabı kapısı açılıp kapanıyor, demek ki kapı gibi, derim, ayrıca bir şeyleri gizlemeye; içeride ve dışarıda bırakmaya yarıyor, diye düşünürüm, tıpkı kapı gibi, buzdolabı kapısı oda kapısının tanımı içerisinde yer alacak tüm yeterli koşulları sağlamasa da onun bir kapı olduğuna karar veririm, fazla düşünmeye gerek yoktur, kapı kapıdır!

Burada Yeni-Wittgensteincılık bize sanatın tanımının da böyle oluştuğunu söyler, kapılar tanımlanamaz ve sınıflandırılamaz, tıpkı sanat gibi, buradan şu çıkar, Yeni-Wittgensteincılık bize sanat tanımını mantıkla yapılamayacağını söyler.

Bu gayet mantıklıdır.

Sanat açık bir kavramsa yeni sanat biçimleri sanat kavramının “açıklığını” daha da genişletmek zorunda kalacaktır, sanat kavramının ne kadar genişletilebileceği belirsizdir her koşul onu daha da genişletir…

Yeni-Wittgensteincılık’ın en dikkat çeken savı sanat kavramını “kapalı” değil, “açık” olarak ele almalarında gizli, eğer bir şeyi kapatırsanız bir başkası size neden öyle değil de böyle kapatmadığınız sorabilir, böylece sanatı belirleyen sizin “kapatma” ediminiz ve sanat kuramınız başarısızlığa uğrar, başka türlü de kapatılabiliyordur, en ideal kapatma biçimi bu değildir…

Yeni-Wittgensteincılık’ın sanat kuramını şöyle özetlemek mümkün: Sanat kavramı açıktır ve sürekli genişler, değişime açıktır, sanat olan bu değişime açık olandır, sürekli genişleyen ve değişen şeyin tanımı yapılamaz…

Peki Munch’ın Çığlık’ı sürekli genişleyen bir sanat edimi içerir mi, o bitmemiş miydi, bitmiş bir sanat eseri yeniliğe açık olamaz çünkü olduğu gibidir: tamamen bitmiş haldedir, o halde açık tanımın genişleme kavramı burada “iş yapmaz.”

2- Yeni-Wittgensteincılık sanatın tanımı yapmanın onu kısıtlayacağını öne sürer ama dilin tanımını yapmanız demek, dilin gelişmediği anlamına gelmez.

3- Sanatı tanımlamanın sanatı engellediğine dair bir düşünce yetersizdir, insanı tanımlamak onu engellemek değildir, insan mevcut sınırlı tanımların sınırını rahatlıkla geçebilir.

4- Her şey sanat olursa sanat tanımına ihtiyaç yoktur ama bu kuramın doğru olduğu anlamına gelmez. Her şey her zaman sanat olsa idi, onu sanat olarak kabul edecek ortak bir kitle hiçbir zaman oluşamazdı.

5- Sanatın açık kavram oluşu iddiası “önce gelen şeyler” açısından da yetersizdir çünkü her, “bu sanattır,” iddiası, kendinden önce gelen başka bir şeyi: bir iddiayı barındırır, Yeni-Wittgensteincılık’ın genişlemesi bağımlı bir genişlemedir.

6- Aile benzerliği kavramı yetersizdir çünkü işimiz benzetmek ise bahçe küreğinin ağacı ile Van Gogh sarısını da birbirine benzetebiliriz, turşu kavanozu pekala Picasso’nun saksılarına benzeyebilir, bunun sonu gelmez, böylece her şey her şeye benzetilebilir ve her şey sanat olduğunda yapacak tek şey kalır:

Konuşulamayan sanat kuramı hakkında susmak!

 

GÜNCELENİYOR…

 

Comments

comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

6 − 1 =