Sanat yapıtı ve sanatçı biricik midir? İşte yine ikircik!

1.

Şöyle gelin azizim ve aslında kavramsal bir sanat eseri olan, kavramsız bir kelepirden aldığımız şu mavi kanepeye uzanın, sonra da söyleyin lütfen: Bireysellik var mı, siz bireysel misiniz, nasıl bireysel olduğunuzu söyler misiniz, sizi birisi mi bireysel yaptı, yoksa kendi bireysel seçiminiz miydi, kişisel bir kimliğinizin olduğunu düşünüyor musunuz, öze geleyim, siz gerçekten bir özne misiniz?

Bireysel bir karşı çıkış:

Birey yok artık azizim, özne özne tarafından vuruldu, failiniz meçhul!

Artık geleneğe karşı çıkarak bireyselleşemezsiniz çünkü geleneğe karşı çıkmak kurumsallaştı!

Kapitalizm bildiğiniz kapitalizm değil azizim, siz bildiğini düşündüğünüz hemen şu anda hemen anlamını değiştirebiliyor, artık uluslararası şirketlerin anlık kararlarının egemen olduğu bir kapitalizm çağındayız azizim, artık kişisel olmanız bir fayda sağlamıyor, sansasyon ön planda.

Birey yok artık azizim, özne özne tarafından vuruldu, failiniz meçhul!

2.

Kişisel olanlar keşfedildi, anlaşılmaz olan şeyler bile çoktan bir klasik oldu, itiraz mı ediyorsunuz, bizce Picasso artık ne bir kübisttir ne bir dışavurumcu, klasik sanata karşı da olsa o artık bir klasiktir.

James Joyce, okudunuz mu, okudunuz ama anlamadınız mı, boş verin azizim, o geleneğe karşı çıkmış değil, geçin bunları, James Joyce da artık bir klasik. Kişisellik ve biriciklik geride kaldı, artık öznesiz “sanat eserleri” var, sanatın “biricik biçimleri” yok, artık her yeni bileşim bir “seri üretim biricikliği” olma iddiası taşıyor, malzemeler çoğalıyor, yöntemler çoğalıyor, pazarlama yöntemleri çoğalıyor, artık sanat “estetik metası” üretiyor azizim…

Birey yok artık azizim, özne özne tarafından vuruldu, failiniz yine meçhul!

Artık sanat eserleri bir puro, bir bavul, bir konserve, bir şişe…  Anlamıyorsanız önce valizinizi bir bırakın, bir puro yakın, işte konserveniz, bir şişe viski?

Tüketim toplumunda sanat tüketilir. Artık bir imgeniz varsa şanslısınız çünkü imgenizden meta yapabilirsiniz. Yabancılaşacak bir özne kalmadı artık, parçalamış öznenizi ya toplayın ya da parçalarınıza saygı gösterin.

Birey yok artık azizim, özne özne tarafından vuruldu, failiniz yine meçhul!

3.

Sanat sürekli yeni bir “düzenlenmişlik” içerisinde size sunuluyor, imgeler metalaştıkça  ( Umberto Eco’nun söylediklerinin “yananlamlarından” gösterilensiz çıkarılacağı üzere ) toplumsal kodlar yapay yananlamlar oluşturuyor, artık kimse bu yapıtları yargılayamıyor. Çünkü yargılayacak kavramlarınızı gizliyorlar kendinizden korkmayın diye, bu kavramlar neler mi:

Nevrozlar, şizofreni ve laf salatası sanat tanıtım katalogları…

Artık sanatçılar sürekli “öykünme” tehlikesi ile karşı karşıya azizim çünkü kimse geçmişin yapıtlarına saygı duyamıyor, artık saygı duyacakları formlar kalmadı çünkü mevcut birey formsuz bir form içerisinde… Aristoteles’in gerçeğe öykünmesi kopyanın kopyasının kopya öykünmesine öykünme oldu.

Sanatçıysanız ve kişiselliğiniz yoksa hemen korkmayın yapabileceğiniz o kadar çok şey var ki, geçmişteki biçimleri ve akımları taklit edebilirsiniz, onlar vasıtasıyla bir “bileşke” kurabilirsiniz, artık bu sanatın belleği yok, çünkü çağdaş insan on saniyelik bellek dilimlerinden ibaret olmaya zorlanıyor, alıntıladığınız esere saygı duymak zorunda değilsiniz: özne özne tarafından vuruldu, failiniz meçhul!

4.

Ne çok imge var değil mi, benzin istasyonunda, kasapta, turşucuda, sanat galerisinde, köprüde… Her yanınız imgelerle çevrili çünkü belleksizleşmek zorunda bırakılıyorsunuz, çünkü bu imgeler artık imge değil: boşluk imgesi, kendinizi unutmak için size sürekli bilgi pompalanıyor, zamanın farkında değilsiniz çünkü sürekli gelen bilgiyi biliyor görünmek zorundasınız: özne özne tarafından vuruldu, failiniz meçhul!

Anı yaşamıyorsunuz, şimdiki zamanınızı geçmiş olarak unutmak zorunda kalıyorsunuz.

Eskiden eskiyen şeyler genelde eşyalar olurmuş, her şey çabuk eskiyor olmalı ki şimdi ve bu çağda en hızlı eskiyen şeye bilgi deniyor.

Dikkat, bunu hemen bilmelisiniz çünkü az sonra eskiyecek.

Gösterilenler kendini göstermemeye başladı, her şey imge boşluğu olmaya başladığı için ( imge=boşluk imgesi ) herkes artık yavaş yavaş dilsizleşiyor, kimse anlaşamıyor çünkü imgelerini ya anlayamıyorlar ya da anlaşmak anlaşılır biçimde gayet boş geliyor.

5.

Yaşamadığınız gerçekleri yaşayarak buna şimdiki zaman diyorsunuz ve gerçek size göz kırparak hızla kaçıyor.

Kendi sanatınızın da ayrımında olmamaya başlıyorsunuz, o kadar çok tekrar ettiniz ki imgesizliğinizi, şu tablonuzdaki renkler, aa hangisi, bende unutmuşum onu, ne zaman yapmışım…

Artık sanatçı kimliği ne beni ne bizi; belleksiz bir bencilliği sürekli ortaya sürmeye bağlı oluyor…

Sanatınız için bir nesne, size has “biçem” mi arıyorsunuz, fazla aramayın, bakın elimizde hazır yapılmışı var, nasıl nesneleri bir araya getireceğinizi anlatan bir de tanıdım videomuz. Tebrikler artık çağdaş sanatçısınız, dolu dolu boş gölge oyunları işte,  fiyatı mı; on bin dolar ama sizde ışık gördük dokuz bin 900 olsun.

Bağlamları birbirinden ayırmak kültürel yozlaşmanın belirtisidir, bir ülke sanatı ne kadar çok kolaj ve montaj endüstrisine dayalıysa o kadar çok hazır anlamlardan ibarettir, sanatı anlamanıza gerek olmaz, alın ve kullanın.

Saussure’un bir kağıdın iki yüzü gibi olan gösteren ile gösterileni artık boşluk imgesi ile çözülür, her şey çift okuma olur, her türlü açımlamayı yapabilir, selfi çeken selfi heykelini ( ve bunun da selfi çekeninin selfi çeken heykelini ) yeni bir sanat yapıtı olarak yorumlayabilirsiniz.

Umberto Eco anlatım ve içeriğin birbirinden bağımsız olduğunu söyler, bir kural değiştirildiğinde anlatım başka bir içerikle bağlantı kurabilir, her kural değiştirildiğinde kurulacak boş anlama büyük anlamlar vermek ise bizce “para eden” büyük bir boşluktur.

Ayna tutulacak bir bireyselliği kalsaydı çağdaş insan bu kadar çok fotoğrafını ve sanatının kopyasını çekmezdi.

Sanat artık paketleniyor çünkü bir değişim değeri var, nesnel dünyaya girmek istemezsen sanatı bırakmak zorunda kalırsın, artık sanat her yerde: Munch’ın Çığlığı ona uzatılan çikolata kutusuna bakarak reklamlarda mutluluktan çığlık atabiliyor, sanat: toplumsal gerçeğin anlamı yitirilmiş bir malı oluyor, mala sahip olan ( sanat ile ) olmadığı kadar çok kazanıyor.

Böyle bir sanat algısını eleştirebilir miyiz?

Eleştirinin dilinin değişken olduğu söylenirse onun nesnel bir gerçekliği olmadığı savı da pekala kabul edilebilir, nesnel gerçekliği olmayan ise sürekli simgeden simgeye atlıyordur, böyle olduğunda da gerçeği yansıtan hiçbir şeyin gerekliği kanıtlanamaz, oysa biz biliyoruz ki, post-modern sanatçılar her ne kadar eserlerinde doldurmamızı istedikleri boşluklar bıraksalar da bu boşlukları filmin kendisinin de “boş” olduğu düşüncesine yaslamazlar, o nedenle post modernite ikiyüzlülüğü de beraberinde getirir:

Boşluğu doldur, bak şurası, metnin-sanatın orası şu an dolu.

Lütfen kaybolmuş biricikliğiniz içerisinde bizi ikircikli bırakıp anlamazlıktan gelmeyin:

Anlam boşlukları bırakılan her metin anlaşılmak ister.

Bizi anlayın, yeni bir boş kuram öneriyoruz: özne özne tarafından vuruldu, failiniz meçhul! Siz yine de kendinizi en yakın bir nesneden sorun.

Bireysel karşı çıkış sona erdi, uyanabilirsiniz.

Kanepe lütfen kalsın!

 

 

 

 

Comments

comments

Araç çubuğuna atla