Paul Auster, New York Üçlemesi: Cam Kent’in bir analizi ve eleştirisi:

Eser on üç bölümden oluşan “belirsiz bir dedektif hikayesi” olarak kurgulanmış, eleştirimizde “kurgu” vurgusu çok önemli olmalı çünkü kitap okuyanı baştan sona kurgusal bir yanlış içerisinde bırakıyor, kurgu mu yanlış yapılmış, kurgusu mu kurgusuz bir kurgu, neden bu kadar kurgulu gibi kurgusuz, türünde bir çok soru, tüm bu soruların vardığı yer aslında çok basit: roman epey yapay ( ne gerçek ne “gerçekçi” ) başlıyor ve öyle ilerliyor. Fenomenolojik bir eleştiri öncesi kitapta biraz ilerleyelim:

1.

Quinn, William Wilson adıyla New York’ta polisiye romanlar yazan bir yazar, bir gece yarısı gizemli bir telefon alıyor, telefondaki ses dedektif Paul Auster’i aradığını söylüyor ve yardım istiyor, Quinn tereddüt etse de ikinci telefonda kendini dedektif Paul Auster olarak tanıtıyor, telefondaki kadın telefonda konuşamayacağını söylüyor ve oraya gelmesini istiyor, sonra anlaşıyorlar:

“Yarın olur mu?”

“İyi. Yarın. Yarın erkenden. Sabahleyin.”

“Onda?”

“Tamam. Onda.” Ses, Doğu 69. Sokak’ta bir adres verdi. “Unutmayın, Bay Auster. Gelmelisiniz.”

“Merak etmeyin,” dedi Quinn. “Geleceğim.”

Ve oraya gidiyor, işte böylece kitabın ikinci bölümü başlıyor, gittiği adres post-varoluşlara şenlik: dokuz yıl boyunca profesör babası tarafından deney amacıyla karanlık bir odaya kapatılmış Peter Stillman ile karşılaşıyoruz, Stillman parça parça başından geçenleri anlatıyor, konuşmayı henüz çözemediği belli:

Adım Peter Stillman. Bu benim gerçek adım değil. 

“Adım Peter Stillman. Belki kim olduğumu duymuşsunuzdur, ama duymamış olma olasılığı çok yüksek. Önemi yok. Bu benim gerçek adım değil. Gerçek adımı anımsamıyorum. Özür dilerim. Zaten fark etmez. Yani aslında fark etmez…”

2.

Ondan sonra da telefon eden kadın vaziyete dahil oluyor, kadın Virginia Stillman ve Peter’in eşi, onu “dışarıya” çıkarmak için evlenmiş bir konuşma terapisti olduğunu söylüyor, ondan Peter üzerinde yapılan deneyleri öğreniyoruz, sonra da binada çıkan yangın sonrası Peter yangında “aciz” olarak bulununca profesörün de mahkemeye verildiğini, sonra akli dengesi yerinde olmadığı için akıl hastanesine yatırıldığını, sonra serbest bırakıldığını, Peter’i tehdit eden mektuplar gönderince tekrar yakalandığını:

“Ne tür bir mektuptu bu?”

“Delice bir mektup. Peter’a şeytan çocuk diyordu ve hesaplaşma gününün geleceğini söylüyordu.”

En sonunda da tekrar serbest bırakılacağını öğreniyoruz:

“…Şimdi de Stillman’ın artık salıverilmeye hazır olduğunu düşünüyorlar. En azından yetkililerin görüşü bu, onları engellemem de mümkün değil. Bana kalırsa Stillman dersini aldı. Mektupların ve tehditlerin onu kilit altında tutmaya neden olacağını anladı.”

Adım Paul Auster. Bu benim gerçek adım değil. 

3.

Peki Quinn ne yapacak böyle kaçık bir profesör karşısında, onu bir söyleyin; kitapta neredeyse Hume vari bir karikatür olarak yer alan sayın Virginia Stillman:

“Gözünüzü onun üzerinden ayırmamanızı istiyorum. Neler tasarladığını ortaya çıkarmanızı istiyorum. Onu Peter’dan uzak tutmanızı istiyorum.”

Bu dedektiflik değil ki Virginia Stillman, zaten Quinn de bunun farkında:

“Başka bir deyişle saygın bir hafiyelik.”

“Sanırım öyle.”

Sanırımı manırımı yok, düpedüz hafiyelik bu. Kitapta Virginia Stillman çok zayıf çizilmiş, adeta varoluşsuz bir karikatür, tıpkı Umberto’nun “aceleye gelen” romanlarında olduğu gibi karakter yazarın ağzından kitap gibi konuşuyor, kitap gibi “kalıp” cevaplar veriyor, zaten Paul Auster’de kadını derinlikli olarak aktaramadığının farkında olacak ki roman boyunca karşımıza bir daha çıkarmıyor, bundan sonra Virginia Stillman sadece telefonlara bakıyor.

Adım Paul Auster. Bu benim gerçek adım değil. 

4.

Dördüncü bölüm Quinn’in “Peter analizi” ile geçiyor, benzeri vakaları aklından geçiriyor, birkaç sayfalık bu bölümden sonra beşinci bölüme geçiliyor, Quinn bu bölümde 112. Sokaktaki Heights Luncheonette’ de bir hamburger ve kahve söylüyor, tezgahtaki görevli ile Mets maçını konuşuyor:

“Quinn’le bu adamın arasında yıllardır aynı konuşma geçerdi, adamın adınıysa bilmiyordu. Bir keresinde bu lokantaya geldiğinde beyzboldan söz etmişlerdi. O gün bu gündür Quinn ne zaman oraya gelse beyzboldan söz etmeyi sürdürüyorlardı…”

Sonrasında Quinn’in aynı yerin kırtasiye rafından kırmızı bir defter satın aldığını görüyoruz, bu defter romanda kilit bir rolde çünkü aynı defterin biraz küçüğü Peter’a Stillman’da da olacak…

Bu deftere yazdığı ilk not dikkate değer:

“Stillman’ın yüzü. Ya da: Stillman’ın yirmi yıl önceki yüzü. Yarın göreceğim yüzün buna benzeyip benzemeyeceğini bilmek olanaksız. ( Virginia Stillman’dan profesörün yirmi yıl önceki bir fotoğrafını almıştır… ) Ama bu yüzün bir delinin yüzü olmadığı kesin… Başkalarının elbiselerini giymenin nasıl bir şey olduğunu anımsamak Bununla başlamalı diye düşünüyorum. Buna zorunlu olduğumu varsayıyorum…Bütün söyleyebileceğim şu: Beni dinleyin. Adım Paul Auster. Bu benim gerçek adım değil…”

Altıncı bölümde Quinn Columbia kitaplığında Stillman’ın kitabını inceliyor, Bahçe ve Kule: Yeni Dünyanın İlk Görüntüleri,  kitap Cennet Mitosu ve Babil Mitosu gibi bölümlere ayrılmış, sonrasında kitaptaki tuhaf tezlere tanık oluyoruz: Amerika ideal bir tanrı kent olacaktır, Stillman’ın oğlunu odaya kilitlemesinin bir takım gerekçeleri belirtilmektedir…

Yedinci bölümde Quinn, Grand Central Garı’ndadır ve altı kırk bir treni ile gelecek Stillman’ı beklemeye başlar…

Sıkı-varoluşçu Paul Auster hayranları için sonrasından bahsetmeye gerek yok, zaten sonrasını okuyacaklardır.

 

Affetmeyen sorular:

  1. Virginia Stillman romanın ortalarından itibaren neden “telefonlara bakan kadın” figüründen öteye gidememiştir?
  2. Sayın Auster, bir insanın ayakta uyuyacak kadar aylarca bir kimseyi takip etmesini hangi gerçekliğe hizmetle bize “gerçekçi” olarak sunmakta ve inanmamızı beklemektesiniz?

 

Üslup: 6.2, kısa cümleler, post-modern müdahaleler bulunuyor. Üçlemenin diğer kitapları ile bütünlüklü sade bir üsluba sahip

Karakter derinliği: 5.4, karakterler kitap gibi konuşuyor, yüzeysel bırakılmış. Zaten tüm Auster karakterleri sürekli şehirlerde dolaşır ve onları dolaşırken unutursunuz.

Olay örgüsü: 5.2, olaylar çok fazla kurgusal hata ve boşluk bulundurarak ilerliyor.

Akıcılık: 8.2, dili gayet akıcı, sekiz saatte ( biz sekiz saatte bitirdik ) bitirilebilecek bir kitap.

Atmosfer oluşturma: 6.8, konu New York atmosferinde geçmesine rağmen  geçilen sokak isimlerinin ve caddelerin tekdüze sıralanması dışında pek atmosfer göremiyoruz.

Betimleme: 4.6, betimleme neredeyse hiç yok, sadece yerler belirtilmekle yetiniliyor.

Gerçeklik-İnandırıcılık: 4.2 olay örgüsü kurgusal boşluklar içerdiği için: “bu gerçekte olmaz,” düşüncesi ile çok sık karşılaşıyoruz, Paul Auster sanki birçok şeyi bizce epey aceleye getirmiş gibi geliyor. Elbette bunda o sırada içinde bulunduğu “zor” yaşam koşullarının payı da büyük.

Post modern roman teknikleri: Üst kurmaca, metinlerarasılık, Stillmanlararasılık, Austerobia, BenimadımPaulAusterbubenimgerçekadımdeğilcilik, her romanda koca şehirde dolaş durculuk.

Affetmeyen Sanat Puanı: 10/7.1, farklı ve post-varoluşçu “biçem”li bir dedektiflik vaziyeti ve için okunabilir.

Göstergebilim şeması:

Paul Auster ( Gösteren ) —–> Toplumsal kod: yazarın yazarının zihni——>Quinn “Paul” ( Gösterilen )

Paul Auster her romanında kendine has bir varoluşçu şablon içerisinde ilerliyor, varoluş yaşamda değil, yazarın zihninde, zihinden yaşayan karakterler oluşturuyor, o nedenle kurgusal tutarsızlıklara sıklıkla rastlamak olası. Bunca aceleye getirmeye rağmen çağdaş Amerikan romanının “post moderniteye” fazla yaslanmayan en kendine has seslerinden birisi. Elbette okunacak çok fazla “çağdaş yazar” var ama kendine has bir “biçem” oluşturmuş bir yazar arıyor iseniz tavsiye ederiz.

 

“Bakın efendim, dünya parçalar halinde. Yalnızca amaç duygumuzu yitirmekle kalmadık, ondan söz edebileceğimiz dili de yitirdik. Kuşkusuz bunlar ruhsal şeyler, ama maddi dünyada karşılıkları var.”

Paul Auster Basın Bülteni’nden:

3 Şubat 1947 doğumlu Paul Auster, çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak temsilcilerinden. Yazı yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi’nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca’dan çeviriler yaptı. 1971-75 yılları arasında Fransa’da oturdu, 1977’de oğlu doğdu, 1979’da babasının ölümünden sonra, onu konu aldığı yaşamöyküsel romanı Yalnızlığın Keşfi’ni yazdı. Denemelerini ve şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınladı. 1981 yılında şimdiki eşi yazar Siri Hustvedt’le evlendi. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınladı. 1986-1990 yılları arasında Princeton Üniversitesi’nde çeviri dersleri verdi. Romancılık, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo yazarlığı gibi çeşitli yönlere sahip bir yazar olan Paul Auster, eşi ve iki çocuğuyla New York’ta, Brooklyn’de oturmaktadır.

 

 

Comments

comments

Araç çubuğuna atla