Dışa vurulan her şey sanat mıdır? Dışavurumcu sanat kuramının fenomenolojik analizi ve eleştirisi

Anahtar kelimeler: Dışavurumcu sanat kuramı, dışavurumculuk,  Munch, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ]

Özet: Dışavurulan her şeyin sanatsal amaçla da olsa sanat olması pek mümkün değildir.

1.

Eğer kişisellikten uzaklaşıldığını, “sanatçıların” tek tipleştiğini, kimsenin kendi sesinin olmadığını düşünmeye başlamışsam ve “dışavurumcu kuram” imdadıma yetişmişse ona dört elle sarılır ve en geçerli sanat ve sanat yapma kuramının dışavurumcu sanat kuramı olduğunu söyleyebilirim, peki bu doğru mudur? Dışavurumcu sanat kuramını fenomenolojik bir indirgemeye tabi tutalım:

Duyguları dışa vuran “her şeyin” sanat olduğunu söylemek pek mümkün değil, sevgiliniz için sürpriz bir evlilik teklifi videosu çeker, tüm duygularınızı ona aktarır, sizin aktardığınız duyguların onda yansımalarını görürsünüz, dışavurumcu kuramın temel koşulu olan “aktarım” gerçekleşir, videonuzu herkes anlayabildiği; bunun bir evlenme teklifi olduğunu görebildiği için dışavurumcu kuramın “izleyici için yapılıyor oluşu” koşulu da gerçekleşir, tüm koşullar dışavurumcu kuram açısından bir araya gelmiş olsa da çektiğiniz videonun sanat olmadığını söyleyecek birçok kimse olacaktır,en azından köşedeki manav Zihni:

Bu da mı sanat? Öyleyse bütün evlilik teklifi videoları sanattır. Sanat mıdır?

O halde dışavurumcu kuramın gerekliliklerini sağlayacak birçok olgu olsa da bu olgular ile sanatın ne olduğunu söyleyecek bir dışavurumcu kurama ulaşamayız.

O halde kendimi dışavuruyorum:  AffetmiyorumAffet

2.

Dışavurumcu sanat kuramı kavramsal sanat kuramı gibi birçok kuramı dışladığı için sanatın tüm alanlarını kapsaması mümkün değil, o halde dışavurumcu sanatın yeterli bir sanat kuramı olduğunu söylemek ”yeterince” mümkün görünmüyor, dışavurumcu sanat kuramı sanatı tanımlayamaz: sanatın kapsadığı alan içerisinde sınırlı bir tanımlılık içerisinde kalır.

 

Sanatçı içtenliğini ‘içtenlikle’ satıyor olabilir, hemen kanmamak gerekir.

Munch’ın Çığlık tablosunun aktardığı hissi sanatçı ne kadar yaşamıştır, sanatçı ve izleyici aynı şeyi hissetmez büyük oranda, o nedenle dışavurumcu kuramın özdeşlik ilkesi yetersiz kalır, bir sanatçı çığlık atan bir adam resmi yaparken Munch’ın durumunda öyle olmasa da pekala aslında kahkahalarla gülüyor olabilir, sanatçının ne kadar içten olduğunu tespit edebilmek epey zordur, sanatçı içtenliğini satıyor olabilir, o nedenle dışavurulan şeyin sahteliği, sahte bir özdeşlik ve sahte bir aktarım söz konusudur.

O halde kendimi dışavuruyorum:  AffetmiyorumAffet

3.

Bir duyguyu başka birisine “aktarmak” için yapılan şey bir sanat eseri olabilir mi, burada: neden duygu bir başkasına aktarılmak zorunda, sorusu gelebilir, pekala kendim için de bir duyguyu aktarıyor gibi yapabilirim, bir sanat eserinin herkese gösterilmesi onun niteliğini değiştirir mi, kendimin görmesi ile sayısız kimsenin görmesi arasında ne fark var?

Burada temel varsayım, ulaşılmak istemeyen birisi ulaşılabilir dil kullanmış ise aktarılmasını istediği bir şey yapmış olabilir, denebilir, eğer aktarmak istemediği bir şey yapmak istese idi, anlaşılmaz bir dil kullanabilirdi; o halde anlaşılmaz bir dil kullanılarak yapılan şeyin sanat olup olmama durumuna ihtiyacı da kalmaz, o halde yapılan şey tanımsız kalır…

O halde kendimi dışavuruyorum:  AffetmiyorumAffet

4.

Dışavurumcu kuramın özdeşlik koşulu yeterli değildir çünkü sanatçının izleyene aktaracağı duygunun aynısını o an ya da başka zaman “yaşamasına” gerek yoktur demiştik, yaşıyor gibi görünmesi de pekala mümkündür, tiyatrocular elli defa sahnelenen bir oyunda her zaman karakterin yaşadığı tüm duyguları hissetmezler, kimi zaman duygusuz oldukları halde izleyende korkmuş birisi izlenimi de bırakabilirler, o halde şunu soralım:

Hiçbir şey “hissetmeyen” birisi dışavurumcu bir sanatçı olabilir mi?

Buna kesin olarak hayır demek mümkün değil çünkü bir “çığlığın” ne olduğunu biliyorsa o duyguyu hissiz olarak da yansıtması mümkün, ya da bir tiyatro oyuncusunun hissiz bir biçimde korkuyor görünmesi de; buna rağmen burada dışavurumun niteliği karşımıza çıkar: içten olmayan bir sanatçı ne kadar o hissi aktarabilir?

O halde kendimi dışavuruyorum:  AffetmiyorumAffet

5.

Dışavurumcu sanat kuramının temel varsayımlarından bir diğeri duyguların aktarılmasıdır ama rastlantısal tekniklerle oluşturulan eserlerde duyguların aktarılması pek mümkün görünmez, Cage’in 4.33’ünde aktarılmış bir duygu yoktur, ortam sesleri eserin kendisini oluşturur, ortam sesleri ise duygudan duyguya değişebildiğinden eserin “bütünlüklü olarak aktardığı bir duygu” olduğunu söylemek pek mümkün olmaz.

Sanatçı duygusal deneyimlerini dışarıda bırakmaya dayalı bir yola girmişse ve oluşan şey bir sanat eseri olarak kabul edilmişse dışavurumcu kuram duvara çarpar, burada dışavurumcu kuramın sadece hisleri anlatmadığı öne sürülebilir ama karşı tarafta bir his uyandırmanın aktarım temelinde bir hissi mutlaka vardır, o nedenle kendi hislerini devreden çıkaran bir sanatçının şansa dayalı yapıtı dışavurumcu kuramın geçersizliğini ilan eder, duyguların bir aktarımı olmamıştır.

Dışavurumcu sanat her zaman kişiselleşmiş duyguların bir aktarımı olmamıştır, eğer bir çığlık atma edimini anlatmak ise durum; çığlık atan bir insan figürünü farklı biçimlerde sürekli yinelemek yeterli olabilir.

Eğer bir duyguyu hemen tanıyorsak o fazla kişisel olduğu için değil genel olduğu içindir.

Sanatçı kişisel duyguları mı yansıtır, tüm duygular genel ise sanatçının dışavurduğu duygunun kişisel olduğunu kim söyleyebilir, eğer bir duyguyu hemen tanıyorsak o fazla kişisel olduğu için değil genel olduğu içindir.

O halde kendimi dışavuruyorum:  AffetmiyorumAffet

6.

Kişiselleşmiş duygular en eşsiz olanlar mıdır, öyle ise bu duyguların ne kadar kişiselleşmiş olduğunu kim söyleyebilir, dışavurumcu kuramın sanatın en başta duyguları aktardığı savı biraz tartışmalı, çünkü öncü sanat çoğu zaman bir duyguyu aktarmaktan çok mevcut sanat kuramlarını sorgulayan eserler üretir ve çoğu “eser” modern ( ya da ötesi ) sanat eseri sayılır, burada öncü sanatçının bir duyguyu aktardığını söylemek yanlış olur, duyguları aktarmak da birçok sanat eseri için gerekli koşul değildir, düşünsel sorgulamalar da sanat eseri olabilir, burada şu söylenebilir, sanatçılar bu sorgulamaları yaparken, düşüncelerini aktarırken duyguları da ister istemez o esere yansır, tuvalin ortasında duran bir kareye baktığımızda bunun çürütülebileceğini hemen sezeriz, tuvaldeki bir kare bir duygu değil bir sorgulama barındırmaktadır, Malevich duygularını eseri olan o kareye ne kadar yansıtmıştır, sanatçının duyguları eserine sürekli sızar mı, bu sorunun cevabı pek olumlu gibi görünmüyor, öyle olsa idi, adı Capital olan bir eser yazan Marx’ın duygularının da kitaba yansıdığını söylemek gerekirdi oysa kitapta geçen bir formül hiçbir zaman duygusal bir aktarım oluşturmaz.

Eğer tuvaldeki siyah bir kareye bakıyor ve hiçbir duygu hissetmiyorsam dışavurumcu kuramın sanatın duyguları dışavurduğu savını geçersiz kılar, bu gerekli bir koşul değildir sanat için, kareye baktığımda yaptığım tek eylem kareyi düşünmekten ibaret olabilir.

Kavramsal sanat bir duyguyu açığa vurmaz, sanatı sorgular, çoğu zaman ortada bir düşünce vardır, bu düşünce kağıda yazılmıştır ya da kaydedilmiştir, bu sanat için duyguların aktarılacağı sanatsal araçlara gerek yoktur, bir kavramsal sanatçı o an aklından geçenlerin sanat olduğunu söyler ve bunları bir mikrofonla kayda alır ve insanlara sunarsa burada sanatsal araçların olduğunu söylemek pek mümkün değil, daha sanatın tanımı yapılamamışken; sanat yapmak için sanatsal araçlar kullanmak gerekir yargısında bulunmak epey zor çünkü kimse sanatsal araçların ne olduğunu bilemez, bir gitar sanatsal bir araç olabileceği gibi iki ağaç arasına gerili bir tel de “sanatsal bir araç” olabilir.

O halde dışa vurulan her şey sanat değildir, bir “şeyden” ibarettir, her şeyin bir sanat “şeyi” olmadığı ( ve Kant’ın “kendinde şeyi” olamayacağı ) söylenebileceği için dışa vurulan her şeyin sanat eseri olmaması gerekir.

 

Biraz  postmodern dışavurum:

 

Comments

comments