Yaşamın anlamı ve anlamsızlıkları: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, Werckmeister Harmonies’in bir analizi

Anahtar kelimeler: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, affetmiyorumaffet ]

Özet: Bir gece bir şehre bir balina ve gizemli bir prens gelir…

Bela Tarr’ın Karanlık Armoniler’i bize neyin uyumunu “duyurur”?

Af.1:

Karanlık Armoniler: Werckmeister Harmonies filmi 1989 yılında László Krasznahorkai’nin Direniş Melankolisi adlı romanına dayanan Béla Tarr’ın yönettiği; komünist Macar yönetimi döneminde János, eski arkadaşı György, gizemli bir prens, bir balina ve bir şehir üzerine kurulu 2000 yılı yapımı siyah-beyaz çekilmiş bir Macar draması ve her şeyden önce bir “uyum” arayışı.

Filmde iki “baş kahraman” görüyorum, ilki epey “safça” bir “budala” olan Janos ve yeni bir uyum arayışındaki müzisyen Eszter, sonra şehre gizemli bir “prens” eşliğinde bir balina gelir, halk kışkırtılır ve bir hastaneyi basarak karşılarına ne çıkarsa yıkmaya; kırıp dökmeye başlarlar… Uyum arıyorlardır.

Anlamsız bir “yıkmada” bir uyum bulunamaz yalnız, yıkmak; uyumun sonraya ertelendiği bir “devrim” ile birleştiğinde anlamlıdır. Tıpkı bir civcivin kabuğunu “yıkması” gibi.

Filmin temel sorusu şudur: Uyum nerede aranmalı?

Bu filmi bütünüyle bir “alegori” olarak görmek pek mümkün değil, bize toplumsal bir “durum” öyküsü anlatırken yer yer gerçek dışı alanlara uzandığını sezdiriyor, büyükçe bir kamyon ile şehre gelen balina bir metafor değil gerçek bir balina, ancak bu gözle bakılabilirse filmde bir balinanın olduğu anlaşılabilir.

Film Krasznahorkai’nin Direnişin Melankolisi adlı kitabından uyarlama olduğunu söylemiştik ama bu epey serbest bir uyarlama, romana pek sadık kalındığını söylemek mümkün değil, film kitabın aksine Bela Tarr’ın favori “nesnelerinden” büyükçe bir sobanın aydınlattığı kasvetli denebilecek bir meyhane sahnesi ile açılıyor, postacı Janos az sonra meyhane müşterileri ile gezegenlerin “uyumlu” hareketlerinin bir temsilini yapacak… Kamera içeride dolaşıyor…

“Sen Güneş’sin. Güneş hareket etmez. Yaptığı budur. Sen de Dünya’sın. Dünya başlangıç için burada, sonra Güneş etrafında hareket eder. Şimdi de bizim gibi basit insanlar için bir açıklamamız olacak. Ölümsüzlüğü dahi anlayabileceğiz. Sizden tek isteğim; benimle sabitliğin, sessizliğin, barışın ve sonsuz boşluğun egemen olduğu uçsuzluğa adım atmanız…”

Sonra Janos ile birlikte batı müzik sisteminde “düzenlenmiş  klavyenin” ortadan kaldırdığı armonileri bulma amacındaki Eszter’in evine doğru hareket ediyor kamera, Eszter kendini aldatan eşi ile yaşayan bir münzevi gibi görünüyor, Eszter’in eşi filmdeki kilit karakterlerden: kentteki düzenin sağlamak için mücadele verecek kimseleri temsil ediyor… Film boyunca Janos ile birlikte ve onun gözünden şehrin sokaklarında bir postacı çantası taşıyıp paltomuza sarınarak dolaşıyoruz, karakterin yaptığı tek eylem sanki “görünümleri” bize göstermekten ibaret, meydandaki balinanın etrafında toplanmış kalabalığa ulaşmak için soğuk esen rüzgarın içinde ve çamurlu sokaklar boyunca ilerliyoruz, Janos ne bir tepkide bulunuyor ne de bizi bir tepkide bulunmaya yöneltiyor, o sanki kamerayı yerleştirilmiş ikini bir algılayıcıdan ibaret, biz gibi insan ama pek de insan gibi değil, arda bir yerde duruyor…

Her düzenlenmiş şey bir uyum mu açığa çıkarır?

Af.2:

Taşra şehrinin rutinini bozan şey bilindik bir balina olsa da o artık onlar için beklenmedik bir anda gelen tuhaf bir yaratıktan ibaret, şehrin uyumu artık bozulmuş durumda, kimine göre balina şeytanın bir görünümü, tüm şehir ikiye bölünüyor, oysa evinde piyanosunun akordunu bozan ve doğal bir biçimde yeniden “akortlamaya” çalışan Eszter balina ile hiç ilgilenmemektedir, onun aradığı uyum piyanosunu Aristoksenus’un öğretisine göre akort etmekte gizlidir, Janos ise onun tam aksine balina da kozmosun varlığını sezdiren derin bir uyum görmüştür…

Film boyunca şehre gelmiş olan gizemli prensi hiç göremez; kamyonun içindeki balinan etrafında Janos ile birlikte gezdiriliriz, etrafta tehlikeli bir kalabalık toplanır ve bu kalabalık neden orada toplandıklarını bilmedikleri için sırf “topluluk” oluşları gerçeği zaten büyük bir tehlike barındırmaktadır, bu kalabalık içerisinde dolaşan söylentiler ise birer “devrimci” unsur olur, mücadele edilmelidir, devrimciliğin mevcut tek yönü ise karşısına çıkan her şeyi yıkmaktan ibarettir, kalabalık harekete geçirilecektir artık; bunun planları ve çıkar hesapları yapılır…

Af.3:

Diğer yandan Eszter’in eşi, sarhoş sevgilisi polis komiseri ile dans adımları atmaya çalışırken polis şefinin şımarık çocukları paradileşen bir marşı “zil sesleri “içerisinde “adımlayarak1” duyulmaz kılmaya başlar, yılbaşı epey tedirgin ilerlemektedir, Janos tedirgindir, gece olmuştur ve meydana gider, kamyondaki balinanın gözüne bir uyum bulma amacıyla bakar, gizemli prens ise yıkım sloganları atmakta ve şehri bir mücadeleye çağırmaktadır…

Af.4:

Sonra içeriden iyice “aydınlatılmış” bir binanın pencereleri önünden geçen gölgeler görürüz, bir yılbaşı kutlaması için midir bu kalabalık, bir yere mi yetişmektedirler, fabrikada çalışanlar mıdır, en sonunda bunun bir “isyan” olduğunu anlarız, yine de pek isyana da benzemiyordur bu, kalabalıktakilerin yüzleri ifadesizdir, ne yumruklar sıkılı biçimde yukarıya kalkmıştır, ne bir slogan duyulur ne de yoğun bir öfke ifadesi: kalabalığın kalabalık bir isyanıdır sanki bu, ellerindeki tahtalar ve sopalar dışında herhangi bir isyan belirtisi göremeyiz, Bela Tarr’ın hareketli kamerası eşliğinde onları takip eder; geri geri giderek ilerleyip bize yaklaşanları görürüz, geceden göz kamaştıran ışığa geçeriz, hastane koridorlarıdır burası, kalabalık ifadesiz bir yüzle hastanedeki eşyaları parçalar, hastaları yerlerde sürükler, tüm bu yıkım boyunca isyancıların hiçbirinin yüzünü göremeyiz; onlar bir kalabalıktan ibarettir artık, hastanenin tüm odalarına girilir, her şey yerlere atılır, sonra bir duş perdesi çekilir ve öylece kalakalırız, beyaz seramik kaplı duvarın hemen önünde çıplak ve çok zayıf yaşlı bir adam bütün savunmasızlığıyla birden belirir, savunmasız oluşu öyle bir noktadadır ki artık kendisine bir zarar da gelmeyeceği bellidir, o kimsenin kendine zarar veremediği bir noktaya gelmiştir, kendini ya tamamen zararsız yapmış ya da tamamen kendinin bir zararı olmuştur, duş perdesini açanların yüzünü görürüz, artık bir şey yapamayacakları bir sınıra geldiklerini sezeriz, ondan sonra da zaten kalabalık sessiz adımlarla hastaneyi terk eder, artık isyanın temposu tekrar başladığı sessizliğe geri düşer, bir “diminuendo” bu,  bu sırada hüzünlü ve “karanlık” bir melodi tıngırdamaya başlar, artık gölgeler yavaş yavaş geldikleri geceye doğru uzaklaşmaktadırlar, elde edilen şey politik anlamda bir “zarar verme ediminin sergilenmesi”nden başka bir şey değildir, sergileme dışında bir amaç yoktur, duş perdesinin ardan bakan yüzün acizliği onları politik bir geri çekilme ile yüz yüze bırakmıştır, amaçsız, korkunç bir isyandan başka bir şey kalmamıştır artık ortada, sonra aklıma bir soru gelir, Janos neredeydi bu sırada?

Kalabalık uzaklaşırken Janos’u görürüz bir köşede, o da her şeyi görmüş ve hiçbir şeye engel olmamıştır, belli ki Janos artık eski Janos değildir, saflığın kaybetmiştir, geride duyusal yıkıntılar kalmıştır… Elbette bunu duymak isteyebilene…

Hangi uyum: Eşit düzenlenmiş klavyenin “yapay” uyumu mu, yoksa kozmosun  “doğal” uyumu mu?

Af.5:

Sonrasında her “iyi düzenlenmiş*” ( klasik tamperaman*) isyanda olduğu gibi isyancılar yargılanır, askeri mahkeme artık evrensel uyumu kaybetmiş Janos’u bir akıl hastanesine göndererek “kurtarır”, yıkıcılar her şeyi yıkamamıştır, cezaları yıkılmayan şeyler ile verilmiştir, artık bir dahaki sefer için beslenecek umutlardan başka bir şey kalmamıştır, buna: bu umuda kanıt arıyorsak işte Janos beyaz deli göleği ile karşımda, ona bakalım:

Janos, beyaz deli gömleği içerisinde bütün “evrensel uyumunu” kaybetmiş halde; bir sus işaretinin gür uyumu kadar hareketsiz, bakışları parıltısız, öylece hastane yatağının hemen kenarında oturuyor, uyumu olmayan bir evrene kapatılmış uyumsuz bir deli o artık, yanında eşit düzenli klavye ile düzenlenmiş bilinen uyuma döndüğü için evinden atılan Eszter de vardır ve bu defa roller değişmiş: onu ziyaret eden, yemek ve haber getiren Eszter olmuştur, ikisi de evrensel bir uyum bulamamıştır, yine de uyum vardır, o da şudur:

Bir uyum bulmaya “duyulan” tuhaf bir umut.

( *Klasik tamperaman: İki nota arasındaki bir tam aralığın iki eşit aralığa bölünmesi. )

 

AffetmeyenSanat Puanı: 7.9

Senaryo: 8.1 – Romana sadık kalınmaması yer yer tematik kopukluklar oluşturuyor.

Görüntü: 7.5 Sürekli Janos’un gözünden bakmaya zorlanmamız ister istemez bizi özdeşleşmeden çok bir yabancılaşmaya sürüklüyor.

Ses: 7.6 Karanlık armoniler dinlemeye değer.

Kurgu: 7.2 39 bölümlü sorgulamaya değer bir kurgu, her ne kadar gereğinden uzun tutulmuş “uzun planlar” olsa da.

Kritik: “Uyum” arayışı ve mutlak uyumun varlığı konusunda gayet anlamlı sorgulamalar ve gizem dolu bir 2 saat 25 dakika için tavsiye ediyoruz. 

Filmi izlemek için tek link: https://tafdi.org/film/izle/3555-werckmeister-harmonies.html

“Küçük bir Macar kasabasına bir sirk gelir. Bir kamyona yüklenmiş dev bir balina ölüsü “Prens” adlı sunucu tarafından kasaba halkına gösterilecektir. Ancak “Prens” ortaya çıkmaz. Sessiz bir kalabalık dondurucu soğukta kamyonun çevresine toplanır. Bu bekleyiş kasabada büyük bir gerginliğe yol açar. İnsanlar içlerindeki şiddeti dışa vurmaya hazırdır. Darbe söylentileri ortada dolaşmaktadır. Ortam insanları ayartmak, yoldan çıkarmak için çok uygundur. Karanlık Armoniler bir süre komünizmle yönetilmiş bir ülkede düzeni ve barışı yok edip anarşik bir ortam yaratmaya çabalayanlara karşı sessiz bir çığlıktır.” Film tanıtım metninden…

Macar Dedektif Şubeye bağlı İstanbul Dedektif Şubemizden Sheref Yaz‘ın Mikro Analizi ise şöyle:

“Küçük bir Macar kasabasına bir sirk gelir. Bir kamyona yüklenmiş dev bir balina ölüsü “Prens” adlı sunucu tarafından kasaba halkına gösterilecektir. Ancak “Prens” ortaya çıkmaz. Sessiz bir kalabalık dondurucu soğukta kamyonun çevresine toplanır. Bu bekleyiş kasabada büyük bir gerginliğe yol açar. İnsanlar içlerindeki şiddeti dışa vurmaya hazırdır. Darbe söylentileri ortada dolaşmaktadır. Ortam insanları ayartmak, yoldan çıkarmak için çok uygundur. Karanlık Armoniler bir süre komünizmle yönetilmiş bir ülkede düzeni ve barışı yok edip anarşik bir ortam yaratmaya çabalayanlara karşı sessiz bir çığlıktır.” Süper kurgu, çok lezzetli siyah beyaz kadronaj… Bayıldım…

Açılış sahnesi ve gezegenlerin “uyumu”:

 

Comments

comments