İyi insan neden pek kalmadı? Bertold Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı’nın bir analizi

Anahtar kelimeler: Bertold Brecht, Sezuan’ın İyi İnsanı, epik tiyatro, yabancılaşma, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ]

Özet: Bir başkasına iyilik yapmak olanaklı mıdır?

Bertold Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı Oyununun analiz ve eleştirisine başlamadan, üzerine açık grimsi güneş parçacıklarının düştüğü tarçınlı sahlepten iki uzun yudum alıp batmakta olan mayıs güneşinin açık sarımsı kızıl parıltılarına bakarak mırıldanıyorum: İyi insan neden pek kalmadı? Bunca iyi “duyarlılık” gösterisi ve tüketimi varken.

Cevabı belli sanki: Çünkü post-endüstriyel bir çağdayız. Her şeyin taklidi aslından daha hızlı üretilip sistemde dolaşabiliyor.

İyi insan pek kalmadı çünkü “yapay bir sırıtma” eşliğinde iyi görünmek olmaktan, olmanın özgürlüğünü ve “olmanın varoluşunu” sürdürmekten daha kolay.

İyi insan pek kalmadı çünkü zaten her şeye sahibiz.

İyi insan pek kalmadı çünkü defolu diye iade ettik henüz geri gönderilmedi.

İyi insan pek kalmadı çünkü çıkarı düşünce dostum diyenler; çıkarı kalmayınca işten güçten fırsat olmadı aramaya demek daha kolay.

İyi insan pek kalmadı çünkü elinden telefonu; yüzünden egoizmi düşürmemek kolay.

İyi insan pek kalmadı çünkü sorduğunda herkes iyi, sorulduğunda herkes kötü.

İyi insan neden pek kalmadı? ( Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı, analizi ve eleştirisi )

İyi nedir? Bu sorunun cevabı tam anlamıyla verilmese de iyinin ne olabileceği konusunda herkes en azından bir fikir sahibidir, kimine göre iyi, çıkarına uygun olan, faydalı olan, bir işe yarayan, ya da bilinen kötülerden birisi olmayandır, bu cevaplar toplum algısı oluşmuş bireyler için geçerlidir, küçük bir çocuk için ise bu cevapların anlamı belirsizdir, siz bozuk para yiyen birini gördüğünüzde ya da paralarını bir binanın çatısından aşağıya savuran birisini gördüğünüzde şaşırırsınız, oysa o küçük çocuk için bu normaldir, neyin normal olduğu konusunda bir yargısı oluşmamıştır, eline para verdiğinizde o da diğerine bakarak pekala parayı yemeye, yiyemedi ise de en azından binanın tepesinden aşağıya savurmaya çalışacak, bunda ne iyi ne kötü bir yan görmeyecektir.

İyi insan kaldı mı?

Brecht, Sezuan’ın İyi İnsanı’nda “basın metinlerinde” ve tiyatro tarihinde söylenenin tam aksine iyilik kavramını sorgular gibi görünmüyor aslında, bunu yapması için kavramın anlamına, oradan da gösteren ile gösterilenler arasında kurulan toplumsal kod ve onun iki yan ile olan ilişkilerine daha fazla değinmesi gerekirdi,  oyun boyunca bu mutlak iyidir ya da bu mutlak kötüdür gibi bir fenomenolojik indirgemeye tabi tutulmuş bir yaklaşım göremiyoruz, Brecht’in bu oyunda sorguladığı şey şundan ibarettir aslında: bir başkasına iyilik yapmanın olanaklı olup olmadığı.

İyi insan kaldı mı?

Peki iyilik nedir, oyunda görünen iyilik kavramının anlamları, bir komşusuna pirinç vermek, tütün vermek, para vermek olarak gösteriliyor, burada da iyilik kavramının fenomenolojik bir indirgemeye tabi tutulmadığını fark ediyoruz: bir kimseye bir şey vermek iyilik midir? Buna şu cevap verilerek itiraz edilecektir: İyi ama ya muhtaçsa? Oyuna baktığımızda kendilerine iyilikte bulunulan kimselerin mutlak anlamda yardıma muhtaç kimseler olmadıklarını görüyoruz, Shen Te’den para isteyen tütüncü dükkanının sahibi pek yardıma muhtaç biri değil: aksine mevcut sosyo-ekonomik sistemin bir oyuncusu durumunda: elindeki malını: tütüncü dükkanını ve tütünleri en iyi fiyata satabilmiş birisi. Sahneye dahil oldukları ilk andan itibaren oyun sonuna kadar bir daha sahneden ayrılmayan Shen Te’nin eski ev sahibinin ise yardıma muhtaç olması şöyle dursun kolaya kaçan birisi olduğunu söylemek mümkün, Shen Te’nin alter egosu ortaya çıkana kadar ne muhtaç bir durum sergiliyor ne de bir iş arama çabasına giriyor. O halde diyebiliriz ki Brecht oyunda iyilik kavramını sorgulamaktan çok, genel algıda biçimlenmiş “iyilik” kavramının işlerliği olup olmadığını sorguluyor. Bunu yapınca da daha oyunun en başından itibaren bu tür bir iyilikseverliğin mümkün olmadığını seziyoruz, gösteren durumunda iyilik timsali bir fahişe olan Shen Te konumlanıyorsa gösterilen durumunda da iyiymiş gibi görünen bir Shen Te konumlanıyor, aradaki ayrımı gösteren şey ise şu soruda anlam kazanıyor: Shan-te’yi Sezuan toplumunda neden iyilik timsali olarak görüyoruz?

İkinci bir soru: Bir kimsenin kendisine iyilik yapması ne demektir? Ben kendime iyilik yapıyor isem kendime muhtaç durumda mıyım? Yoksa iyilik tanımı gereği kendime yapamayacağım bir şeyi mi içeriyor, eğer kendime iyilik yaparak tüm dünyanın muhtaç durumundan kurtulacağını düşünürsem nereye varırım? Brecht’e göre bunun cevabı olumsuz: bir kimse sadece kendine iyilik yaparak yaşamaya kalkarsa kapitalist dünyanın bencil bireylerinden öteye gidemez. Tanrıları kimsenin bir gece kalmaları için evlerine almamalarının nedeni de bunda saklı aslında. Peki bir başkasına iyilik yaparsam ne değişir, Brecht’in oyunundaki “fenomenolojik” zayıf noktası da işte burada yatıyor. Brecht’in iyilik yaptığı başkaları aslında hiçbir biçimde ne yardıma muhtaç ne de iyilik yapılmayı hak ediyor, her biri kapitalist sistemin birer asalağı. Böyle olunca da Brecht’in oyununu kurduğu temel argüman olan: hem kendine-hem başkalarına iyilik yapmak olanaklı mıdır, sorusu yeterince gerçekçi biçimde cevaplanmıyor, olaylar ve kavramlar birer parodinin “yan anlamlarına” indirgeniyor, daha oyunun başından itibaren nereye gidildiğini seziyorsunuz, Shen Te ve pilot aşkı da iyilik ve kötülük kavramlarını bütünüyle sorgulamaya müsait bir yapıda belirirken bu sorgulamadan kaçınılıyor. Burada şunu düşünmeden edemiyoruz, aslında bu oyunda Brecht’in gerçek anlamda bir “epik” amacı var mıydı? Tümüyle evet demek mümkün değil, elbette tanrıların dünyaya inmesi; bunun karşılığında onları kimsenin evine almaması yeterince “epik”, ama bu bir tiyatro oyunu oluşturmaya yetmeyecek kadar kısa bir tema, Shen Te’ye gece evinde kaldıkları için para kesesi verdikten sonra tüm oyun boyunca tanrıların çok arka planda kalmaları iyiliğin tanrıdan gelip gelmediği” sorgulamasına engel olduğu için yine “epik” bir zayıflık içerisinde kalıyor oyun, oysa antik çağdan beri erdem ve iyilik-kötülük kavramları temel felsefi sorgulamaların ekseninde oyunda ise bu kavramlar eksen dışına çıkıyor ve biz Shen Te acaba kiminle evlenecek sorusu ile karşı karşıya kalıyoruz.

Brecht, neyin değiştirilmesi gerektiği konusunda epey kararsızdır ve sorar:

…Ne dersiniz, nasıl çözülür bu karmaşa?

İnsan mı değişmeli?

Sonra Shen Te’yi değiştirir ve ondan “mutlak bir kapitalist” yapar, bu yeterli midir, oyun boyunca görürüz ki yeterli olmaz, bu bencilleşme ile koşut gider, ardından ikinci soru gelir:

Dünya mı değişmeli yoksa?

Bu sorunun cevabı belirsizdir, çünkü dünyanın nereye-neye doğru değişeceği-değiştirileceği üzerine bize fazla şey söylenmez, zaten ondan sonra da diğer çıkış arayan soruları gelir:

Başka tanrılar mı olmalı? Yoksa hiç mi olmasın tanrı?

Bu soruların cevapları da verilmez çünkü oyunda gördüğümüz tanrıların “tanrısal” bir yanı yoktur, bir “paradi” unsuruna indirgenmişti, zaten her şey paramparça olmuştur:

Sözde değil, cidden olduk paramparça!

Brecht tek bir çıkış olduğunu söyler ama bunun ne olduğunu göstermez, bizi düşünmeye teşvik eder:

Siz kendiniz düşünün şimdi.

İyi bir insan nasıl getirilir bir sona ki o son iyi olsun.

Tüm sorumluluk yine seyircilere yüklenir, seyirci kendisiyle “yabancılaşır” ve Brecht seyircilere seslenir ve bir son bulunmasını ister:

Değerli seyirciler, hadi, bir son bulun!

İyi bir tane olmalı, olmalı, olmalı!

Peki Brecht’in bulduğu son bizce iyi midir, her şey “olacağına vardığı” için ne iyidir ne kötü. Breht’de bulamayız bu iyiyi ne yazık ki. Oysa Brecht bize şöyle demişti: İyi bir tane olmalı.

Oyunun “epik” başarısına gelirsek o da herhalde Shen Te’nin alter egosu olan kuzeninin bir tütün fabrikası açmasında gizli. Tütün fabrikası açılınca bu defa kapitalist dünyanın tuhaf bir görünümü ile karşı karşıya kalıyoruz, daha önce pek de yardıma muhtaç olmayan gönüllü işsizler bu defa fabrikada çalışan birer muhtaç emekçiye çevriliyor, zor şartlar altında makine gibi çalışıyorlar ve artı değer sürekli “kuzenin” kasasına gidiyor. Burada durup neyin iyi neyin kötü olduğunu sorgulamaya çalışırsak: Kuzen bize göre iyi olanı yapıyor çünkü çalıştırdıkları zaten onu sömürmeye çalışan asalaklardı. Öte yandan emeğinin hakkı verilmeyen ama bir “değer” üreten birisi nasıl aynı zamanda mutlak kötü olabilir? Bu oyunun tuhaf bir çelişkisi, Brecht, iyilik ve kötülük kavramlarını sorgulamaktan uzaklaştığı için emeği sömürülen emekçilere de yabancılaşmaya başlıyor, bize oyun boyunca bir çok yerde kapitalist patron dan yana durmamız gerektiğini söylüyor çünkü o daha önce mutlak iyiydi, iyiliğinin değerini bilmediler, bu durumda şunu da sorabiliriz: Her kapitalist sömürü düzeni mutlak olarak kötü değil midir? Oyun bize gösteriyor ki emekçileri sömürmek Sehen-te’nin psikolojk yapısına göre pekala da iyi görünebiliyor. Sonuçta sömürülenler de daha önce sömürmeye çalışıyordu, demese de bunun aksini iddia edecek bir şey de söylemiyor Brecht. O nedenle oyunun tematik açıdan belirli bir hedefe vardığını söylemek zor, Brecht’in bir çok oyununda gayet iyi işleyen “yabancılaşma” kavramının, ( bizi her şeye eşit oranda yabancılaştırmadığı için ) bu oyunda Shen Te’nin “iyiliksever”liğine kurban gittiğini söyleyebiliriz.

O halde Brecht’i tersine çevirip oyunu üzerinde bir hayalet gezdirelim: Bir hayalet dolaşıyor Brecht tiyatrosunun üzerinde: arada kalmışlığın hayaleti bu, ondan hemen korkmayın; şu an arada.

…Deriz ki çözülür bu karmaşa eğer kavramların anlamına varılırsa.

İnsan mı değişmeli?

İnsan değişmez denmedi ki, insan sürekli değişir, “ben”i dahi sürekli bir yönelimsellik içerisindedir; çevresinde eşyalar değiştikçe yeniden kurulur.

Dünya mı yoksa?

Her şeyi çözümsüz çatışmada gören Post-Marksistleri bir kenara bırakalım.

Dünya doğa değildir Brecht, dünya da değişir Brecht, sistemler de değişir.

Değerli AffetmeyenSanat affetmeyenleri, hadi bir son bulun!

Affetmeyen bir tane olmalı, olmalı, olmalı!

AffetmiyorumAffet!

 

Affetmeyen “Epik” Puanlama:

Yabancılaşma: 10/4.2

Dramaturji: 10/7.1

Affetmeyen Puanı: 10/7.6

 

 

Comments

comments

  15 comments for “İyi insan neden pek kalmadı? Bertold Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı’nın bir analizi

  1. 24 Mayıs 2019 at 01:10

    Thank you on your curiosity in Funding Recommendation.

  2. 25 Mayıs 2019 at 21:49

    A monetary advisor is your planning accomplice.

  3. 27 Mayıs 2019 at 10:15

    All kinds of investments include sure dangers.

  4. 29 Mayıs 2019 at 10:18

    Financial advisors business is individuals business.

  5. 31 Mayıs 2019 at 03:16

    All types of investments include certain dangers.

  6. 31 Mayıs 2019 at 19:08

    That is true for funding recommendation as effectively.

  7. 1 Haziran 2019 at 17:00

    You actually make it appear so easy along with your presentation however I to find this matter to be really one thing which
    I believe I’d by no means understand. It kind of feels too complex and extremely huge for me.
    I am taking a look forward for your next publish,
    I will try to get the cling of it!

  8. 1 Haziran 2019 at 17:11

    It’s remarkable designed for me to have a website, which is valuable in support of
    my know-how. thanks admin

  9. 1 Haziran 2019 at 23:11

    That is true for funding advice as effectively.

  10. 2 Haziran 2019 at 09:24

    Schwab Intelligent Portfolios invests in Schwab ETFs.

  11. 4 Haziran 2019 at 22:12

    A monetary advisor is your planning accomplice.

  12. 12 Haziran 2019 at 13:32

    Investors do pay direct and oblique costs.

  13. 13 Haziran 2019 at 03:08

    And this is an funding threat price taking.

  14. 15 Haziran 2019 at 08:02

    Take into account investments that offer quick
    annuities.

  15. 16 Haziran 2019 at 16:39

    A monetary advisor is your planning accomplice.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × 4 =