Nisan Ak ile Sanat: 10+10=100 Kapsamında Bir Röportaj

10 SORU, 10 KİŞİ, 100 CEVAP

Affetmeyensanat.com | librimondadori.it

Nisan Ak

  1. Kimilerine göre cevabı basit kimilerine göre ise basit olamayacak kadar bileşik olan bir soru ile başlayalım, bir meslek adı vererek kendinizi tanıtacak olursanız: a) “Kimsiniz?”, b)“Bu mesleğin-kimliğin günlük rutin işleri-davranışları nelerdir?” c)“Mesleğinizde-varlığınızda olmazsa olmaz dediğiniz ne tür etik kurallar var-var oluyor ya da olmalı-varoluşa bürünmeli?
  1. d) Bu etik kurallar nasıl doğmuş-yaratılmış olabilir?” e) Yukarıdaki şıklardan hangisi sizi en iyi tanımlar?

Ben Nisan’ım. Bazı şeyleri yapabiliyorum. Özellikle müzikle ilgili akademik bilgilerim var. Ama ne olduğumu neyden para kazandığım belirleyecekse eğer, o zaman müzisyenim diyebilirim.

Müzik daimi olarak ev ödeviniz olan bir meslek. Ben Amerika’da yaşıyorum, burada işleyişler biraz farklı. Her müzisyen freelance olarak çeşitli orkestralarda veya işlerde çalışıyorlar. Bu sebeple burada müzisyenlik=hussling. Böyle bir yasam tarzı olduğu için insanların pek egosu olmuyor. Ordan oraya koşuşturuyoruz nasılsa…

Bence olmazsa olmaz tek şey adalettir. İnsan hangi güçlü pozisyona gelirse gelsin kendini adaletsizlikten korumalı ve eşit olmalıdır. Adaletsizlik ve bile bile aptallık benim en çok canımı sıkan şeyler.

Benim bu etik kurallarımın sebebi tabii ki Türkiye ve politik geçmişimiz. Gözümü kapamam mümkün değil.

N’olursa olsun beni en iyi tanımlayan şey benim Nisan olduğum. Diğer her şey değişebilir…

  1. Son izlediğiniz-okuduğunuz, sergi-film-etkinlik-kitap nedir, ilk izlenimleriniz ve daha sonrasındaki bu izlenimleri yorumla biçimleriniz arasında ne tür farklar oldu, bu farkları sıralayabilir misiniz?

Su anda “Utopia for realists”i okuyorum. Aslına bakılırsa ekonomi/tarih kitabı. Ancak tarihteki garip ve su anda ütopik olarak sayılabilecek atılmış adımları bize basit bir dille hatırlatıyor. Ben o kadar da realist değilim aslında, ama argümanlarımı sağlam tutmak için okuyorum.

Beltracchi dosyamız için buraya tıklayabilirsiniz.

  1. Elinizde ünlü sahteci Wolfgang Beltracchi’nin yaptığı sahte bir Picasso tablosu var, sahte olduğunu bildiğiniz ama kimsenin sahte oluşunu tespit edemeyeceği bir tablo bu, bir müzayede de tablonun ön satışı yapılıyor ve bir milyon dolara satılıyor, size sahte tabloyu tek bir şartla veren Beltrachi’nin ise şartı şu: tablo satılırsa tüm gelirini; tek bir kuruşuna dahi dokunmadan Afrika yararına çalışan bir vakfa bağışlamak, iki seçenekten birini seçmek zorundasınız, ya gerçek yaşamdaki aşırı gerçek bir şeyi değiştirmek ya da kültürel yaşamdaki estetik bir değeri değiştirmek, seçiminiz ne olur, neden?

Picasso’nun eseri ona aittir, sanatçılar öldükten sonra eserleri ölümsüzleşir. Ancak ölümsüzleşmesi demek kültürel açıdan topluma ait bir parça haline gelmesi demektir benim için. Bir sanatçının ölümünden sonra, diğerleri onun sanatı üzerinden para kazanıyorsa bu bence hem sanatçıya hem de toplumsal kültüre haksızlıktır. Sanatın tanrılaştırılmasına karşıyım. “Sahte” sanat eğer talihsiz bireylerin yaşantılarını biraz da olsa konforlulaştıracaksa, bence satılmalı/bağışlanmalıdır.

  1. Sanatın, eş deyişle plastik sanatlar ya da edebi sanatların net bir tanımı yapılabilmiş değil, sanat felsefesi ve estetik kuram üzerine çalışan birçok felsefeci ve kuramcı tutarlı bir sanat tanımına ulaşamadı, bugüne kadar dışavurumcu sanat kuramından Yeni-Wittgenstein’ci sanat kuramına sayısız kuram mevcut, sanat tanımsız olduğu için mi “tanımı” yapılamıyor yoksa dil, sanat denen olguyu bütünüyle kavrayamadığı için mi sanatın tanımı sürekli eksik kalıyor, sanatın tanımını yapabilir misiniz, peki sanat olmayan şeyler nelerdir?

“Entitlement” İngilizcede kotu anlamda kullanılan bir kelimedir. Genellikle “hak görme” olarak değil de “boş yere hak görme” olarak kullanılır. Bence kelime isin içine sanat girdiğinde yeniden düşünülmesi gereken bir kelime. Bana göre sanatçı, üreten ve yorumlayan, bu iki asamadan sonra da ürününe korkmadan bu sanattır diyebilendir. Kısacası sanatçı, sanat yapmayı kendine hak görendir.

AffetmiyorumAffet Tarkovski!-3

AffetmiyorumAffet Tarkovski!-3

  1. A) 1 + 1= ? ( Sorumuzu cevaplamadan önce dilerseniz Tarkovsky’nin Nostalghia filmini izleyebilirsiniz. ) A-1: Filmi izlediniz mi? B ) Birey + toplum = ? ( Sorumuzu cevaplamadan önce dilerseniz bir kitap okuyabilirsiniz. ) B- 1: Okuduğunuz kitap nedir?

Tarkovsky Nostalghia’sinda 1+1=1 derken anladığım kadarıyla birliği vurguluyor. Bu durumda iki bireyin bir araya gelmesi tekrar “bir”e varıyor. Birey ve toplum da -bu açıdan bakıldığında- toplumda aslında bireyciliğin var olamayacağı anlamına gelebilir. Bana tüm bunlar annemin kendi gençliğini anlatırken “’ben’ diye bir şey yoktu eskiden, ‘biz’ vardı” derdi. Ancak bunu anlatmasının sebebi benliğin simdi bizlikten daha önemli olduğunu farkına varmasıydı. Annemin dönemindeki biz kavramını anlıyorum. Ancak “ben”i geliştirmek de önem taşıyor. Çünkü yeterince kendini geliştirememiş her birey toplumun ilerleyişini yavaşlatacaktır.

  1. Sonsuzluk bir kavram mıdır, öyle ise ne tür bir kavramdır, ne renktir, hangi sese benzer, hangi tadı andırır, hangi kokuyu hatırlatır, hangi dokunma algısını barındır, hangi düşünceyi anlatır? Eğer kavram değilse sonsuzluğu nasıl anlayabiliriz? Sonsuza kadar kalabilecek bir şey var mıdır, nedir-nelerdir?

Eğer, zaman bir kavramsa, sonsuzluk da bir kavramdır. Matematiksel olarak sonsuzluğun gerçekliğini bilsem de benim algılarım sonsuzluğu soyut bir kavram olarak algılıyor. Geleceği bilememek, gözümüzü uzaya doğrulttuğumuzda belirli bir noktadan sonra görememek ve duyamamak beni sonsuzluğun somutluğuna duyusal olarak ikna edemiyor. Ancak bilgiye olan “inancım” (burada inanç kelimesini bilerek kullandım) gereği, sonsuzluk kavramına da inanıyorum. Neyin sonsuz olacağını bilemem. Muhtemelen kati olmayan şeylerdir. Kültür, bilgi, inanç gibi soyut şeylerin sonsuza kadar kalabileceğini de sanmıyorum. Çünkü bunların hepsi “kati” olan insanlıkla bağlantılı şeyler. Bu durumda belki hiçbir şey sonsuza kadar kalamayabilir.

  1. Yaşamın anlamı nedir, sorusu sizce ne kadar anlamlı?

Benim için çok anlamsız. Böyle soruları bireylerin kendi kendilerine sormaları gerektiğini düşünüyorum, diğerlerine değil.

  1. Sanatın tüm dalları düşünüldüğünde topluma değil de size yön vermiş on ismi sorsak, cevabınız ne olurdu? Peki topluma yön vermiş on isim nedir?

Bana yön vermiş isimler:

Tolga Tüzün

Donald Portnoy

Safa Yeprem

Alma Mahler

Gustav Mahler

Ludwig van Beethoven

Rothko

Donna Doyle

John Cage

Sanata yön vermiş isimler:

Bach

Mozart

Beethoven

Wagner

Gustav Mahler

Alma Mahler

Klimt

Schoenberg

Rothko

John Cage

Boulez

  1. “Biliyorsunuz, dünyanın yarısı açlık-sefalet-kötü yönetim gibi sayısız olumsuzluk ile karşı karşıya…” yargısı ile, “İnanabiliyor musunuz, dünyanın yarısı açlık-sefalet-kötü yönetim gibi sayısız olumsuzluk ile karşı karşıya…” sorusu arasında sizce anlamı değiştiren öğe nedir, ( ses tonu, şaşkınlık, kabulleniş, kabullenememe… ) bu ayrıma sanatın katkısı ne olabilir, sanat neyi nasıl değiştirir?

Tabii ki iki cümle arasındaki tek fark bakış açısı. İlki “durum”u bilir, ve diğerlerinin de bildiğini varsayar. İkincisi “durum”dan yeni haberdar olmuştur, ve diğerlerinin de bilmediğini varsayar. İkinci arkadaşın hayat kalitesi daha iyidir muhtemelen.

Sanatın genellikle değiştirici gücü yoktur. Sanat bence bir çeşit haber platformu gibidir. Sanat, sanatçının bulunduğu günü, mentaliteyi, iç dünyasını, yaşayışını yansıtır. Ama bazen sanat birleştiricidir ve sanatçıyı yansıtmaktan daha fazla gücü vardır. Ender olsa da bazı sanatlar provokatiftir, düşündürür. Daha da ender olan ise düşündürmekten öte harekete geçirendir. Böyle bir sanat eseri üretebilmek için yalnızca insanları uyandırmak değil, onları harekete geçirmeye ilham vermek de gerekir.

10.Umberto Eco’dan aldığımız telefona göre insanlar Mars’a yerleşmeye karar vermişler, tüm ülkeler sanatın insanlara zararlı olduğunu düşündüğü için tüm sanat eserleri dünyada bırakılmış, yeni yazılacak kitaplardan sanat kavramı çıkarılacakmış, sanatı savunacak son kimse sizsiniz, bir köşeye sıkıştırılmış haldesiniz, bir yol ortasında birden araba farlarıyla karşılaşan bir geyik nasıl yolun ortasında öylece korkudan dona kalırsa sizde aynı biçimde donakalmış durumdasınız, sonra korkunuz azalıyor ve önce kendinizi sonra sanatı savunmaya başlıyorsunuz:

Öncelikle sanat nedir?

Sanatın olması kaçınılmazdır. Sanat bir ifade biçimidir. Yalnızca insanlar değil, tüm canlılar sanat üretir. Sanatı geride bırakmaksa imkânsızdır. Çünkü Mars’a giderken oturacağımız koltukların rengi bile bir sanattır. Bu durumda geride bıraktığımız şey sadece tarihtir. Tarih bize kim olduğumuzu hatırlatır, hatalarımızı öğretir, gelecek için ilham verdirir.

Ve son bildiri:

Sanatın 10 Emiri’ni sıralamanızı istesek, Sanatın 10 Emiri ne olurdu?

Üret

Gelenek tembelliktir

Geleneği bilmemek tembelliktir

Kendini keşfet

Diğerlerini keşfet

Kibir tembelliktir

İsçilerin tembellik hakki vardır

Sanatçı işçidir, kimseden yüksek ya da alçak bir mertebede değildir. Yaratmanın verdiği güç, seni egoist yapmasın.

Yardım almak güçsüzlük değildir.

Çalma.

Comments

comments