Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi? (Jean Baudrillard’a Birtakım Sorular)

1.

Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi? (Jean Baudrillard’a Birtakım Sorular)

Hiçbir şeye sahip olmayanın elindeki alınacak diyor Matta incili, her şeye sahip olanın da hiçliği çoktan alındı zaten demeliyim, bir şeylerin olması onların gerekliliğinden mi, oldukça zaten gereklilikleri de oluyor sanki, bir şeyin olması gerekliliği her istediğimizin de olacağı gerekliliğini doğuruyor ama olanların çoğu isteklerimizden bağımsız, metafizik düşünceler nasıl bağımsızlığını kazanabilir ki?

Varlık da var; hiçlik de, demeliyim sanırım, hiçlik araştırmaları bürosundan aradılar bugün, işler yoğunmuş, hiç hiçine yaşıyorlarmış, hiçlik araştırılmalı, bulunacak ne çok hiçlik var değil mi Borges, peki hiçliğin sahip olduğu ayrıntılar neler?

Hiçliğin sınırını kim görmüş ki onu genişletebiliyor?

Baudrillard mı yoksa?

İyiliği ve kötülüğü bir kenara bırak, sonra sonsuzluğu ve zamanı, geriye kalan her şeyin ve hiçliğin bırakılması ile olan şeyler mi yoksa?

Sürekli bir şeyleri bir araya getirmeye çalışıyorsunuz, sürekli kötülüğü saf dışı etmek istiyorsunuz, ikiliği tekliğe indirgemeye çalışıp bunla da yetinmiyor: hiçliği tümden yok etmeye çalışıyorsunuz, size göre her şey var ve bir anlamı da var olmalı, anlamları kendinizin yarattığını hiç hatırlamasanız da, her şeyin bir anlamı oluyor böylece, peki nasıl yaşayabilirim tamamen var olan bir hiçlikle? Göğe mi bakmalıyım yoksa yere mi?

Bir şeylere direnmek zorundayım çünkü kuşlar havanın onlara direnci olduğu için uçuyor, her türlü direncin aşıldığı yer hareketsizliğin olduğu yer değil midir?

Hiçliğini unutan birisi benim gözümde bir hiçtir, ona Nihilist dahi diyemem.

Seni her şeye duyarsız yapan şeylere bak, gördüğün tüm o şeyler senin cehennemindir ve ona senin sistemin denir.

En büyük hiçlik, sürekli kendinin bir hiç olduğunu inkar ediyor.

2.

Bak, her şey sana meydan okuyor, ve sen hiçliğin peşine düşüyorsun.

Masanın üzerindeki süt şişesine bakıyorum, onu zihnimde canlandırıyorum, onu adlandırıyor ve süt şişesi diyorum, onu bir şişe kavramına hapsetmeye başlıyorum, onu bir kavram içerisinde var ettim şimdi, peki süt şişesi daha önce hangi saf  gerçekliğin içerisindeydi de onu oradan çekip alabildim, ya bunu şöyle sorsam, onu bir gerçekliğin içerisinden alabildiğime göre onun daha önce olduğu yerde  yok olmuş olmasına neden olmadın mı…

Kavramlar arttıkça temsil edilen şeyler ortadan kalkmaya mı başlıyor yoksa?

Artık var olduğunuza tanıklık edecek hiç kimseniz kalmadı, nesnel görüntülerden ibaretsiniz.

İyinin var olabilmek için artık kötüye ihtiyaç duymadığı bir dünyada ya her şey çok iyidir ya çok kötü, gecenin var olabilmek için artık gündüze ihtiyaç duymadığı bir evrende ya her şey çok gündüzdür ya çok gece…

İnsanın varlığına artık gerek duyulmayan bir dünya inşa ediliyor…

Sanki artık insanlar, birileri tarafından belirlemiş hayatları hayata geçirmek zorundaymış gibi yaşıyorlar, yine de biliyorum birileri benim için yaşanmış bir hayatı henüz belirlemedi.

Kendi kendimi var etme sürecini başlatmak…

Sen olmadığında dünya neye benzer, bunu hiç düşünmemişsen sen artık bu dünyanın bir nesnesisin demektir.

Artık ideolojiler yok, kesin hedefler, kesin gerçekler de yok çünkü değerler çözüldü.

Sanat ortadan kayboldukça mı var olabiliyor artık, çimento gerçeği beton olabilme gerçeğini üretebilmek için kum gereği ile birlikte ortan kaybolabiliyor.

Sanat diye bir şey var kendinin sanat olmadığını fark etmeyen, sanat: olmadığının farkında değil mi…

Artık hiçbir şeyin fotoğrafı çekilemiyor, filme kaydedilemiyordu…

Duvarın sıvasındaki gizli imgelerdir, bakan bir yüzü andıran çimento pütürleri…

Aynı görüntülerin defalarca çekildiği bir dünyadayım çünkü her şey farklıymış gibi aynılaşıyor…

Seri halde çekilen her görüntü sürekli birbirini yok ediyor…

Artık ölümsüz olabilmek için teknolojik anlamda ortadan kaybolmanız, sayısal düzenin bir parçası haline gelmeniz gerekiyor…

Bir şeyler olması gerekirken neden hiçbir şey yok, bir paradoks mu?

3.

Affetmeyen çıkarımcı: Varlığından söz ederken hissedemediğin şey ne?

Zaman sanırım, diyor Baudrillard, bir yerden söz ettiğim sırada zaman gibi o yerde ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Affetmeyen çıkarımcı: İnsan ortadan kaybolup gideceği bir dünyayı mı inşa etmeye çalışıyor?

İnsanın kaybolup gittiği bir dünyadan söz etmek mümkün.

Affetmeyen çıkarımcı: Bir tükenme mi bu?

Söz konusu olan şey kaybolmadır; yok olma ya da ortadan kaldırılma değil…

Affetmeyen çıkarımcı: Kaynakların tüketilmesi?

Fiziksel süreçler ya da doğal olgulardır bunlar… Zaten bütün fark da burada yani insanoğlunun kesinlikle özgün bir ortadan kaybolma biçimi icat etmiş yegane varlık olup, bunun doğa yasalarıyla hiçbir ilişkisinin bulunmamasıdır.

Affetmeyen çıkarımcı: Doğa yasaları ile ilgisiz ama içinde bir yasa barındıran… Gerçek nasıl ortadan kayboldu?

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledilmesinden yeterince söz edildi.

Affetmeyen çıkarımcı: Gerçek ne zaman ortaya çıktı?

Gerçek dünyanın bilimsel, analitik yöntemle değiştirilip dönüştürülme ve bu işin teknoloji aracılığıyla gerçekleştirilme kararının verildiği modernleşme çağında ortaya çıktığı görülmektedir.

Affetmeyen çıkarımcı: Bir paradoks var sanki…

Bir yandan dünyayı çözümlemeye ve dönüştürmeye çalışan bir insanın aynı zamanda bir gerçekliğe benzettiği dünyadan kopmaya başladığı andır. Öyleyse paradoksal bir şekilde gerçek dünyanın ortaya çıktığı andan itibaren ortadan kaybolmaya başladığı söylenebilir.

Marks’ın öngördüğü dünya çelişki üzerine kuruluydu, oysa Baudrillard’ın saptamalarına göre bu artık böyle değil, olumsuz sürecin itici güç görevi yaptığı bir yer değil: “Giderek abartılı boyutlara ulaşan kusursuzlaşma çabasıyla şeylerin var olabilmek için artık karşıtlarına gerek duymadıkları, ışığın var olabilmek için artık gölgeye, dişinin var olabilmek için artık erile (ya da tersi) ihtiyaç duymadığı, iyiliğin artık kötülüğe, dünyanın ise artık bizim varlığımıza gerek duymadığı bir yer haline gelmiştir.

Ortadan kaybolma sanatı da nedir Baudrillard?

Ortadan kaybolma olayı başka bir şekilde, tekil bir olay ve belli bir şeyi arzulama, yani bu dünyaya ait olmama arzusu gibi de düşünülebilir…

Affetmeyen çıkarımcı: Bu olumsuz bir şey mi, daha doğrusu olan şeyi bir çelişki üzerinde mi kurar?

Bu olumsuz bir şey olmayıp tam tersine bizim yokluğumuzda dünyanın (fotoğrafı) nasıl bir yere benzeyeceğini ya da sonun ötesine neyin bulunduğu…

Affetmeyen çıkarımcı: Kelimelerin ötesinde desek ve öz bilinç ya da kendilik denen olgunun…

Öznenin ötesine geçildiğinde neyle karşılaşılacağı, her türlü anlamlama biçimiyle her şeyin ortadan kaybolduğu ufuk çizgisinin ötesinde neyin bulunduğu…

Affetmeyen çıkarımcı: Adı olmayan bir çizgi, soyut olan somut bir çizgi göstergesi diye düşündüm şimdi bunu…

Dünyada hala olup biten bir şey olup olmadığı…

Affetmeyen çıkarımcı: İnsanların dünyasında…

Şeylerin önceden programlanmamış bir şekilde ortaya çıkıp çıkmadıklarını öğrenme arzusu şeklinde de ifade edilebilir.

Affetmeyen çıkarımcı: Ortadan kaybolma içkin mi, aşkın kayboluş mu?

Ortadan kaybolma tamamıyla dış görünüş ile ilgili bir şey olup, dünya o ilk ortaya çıktığı haline ( yoksa yalnızca dil aracılığıyla yeniden canlandırılabilen gerçek dünyanın değil) benzeyen görünümüne ancak kendisine sonradan eklenen tüm değerlerin ortadan kaybolmasıyla yeniden kavuşabilecektir.

Affetmeyen çıkarımcı: Ya değerler, amaçlar, ideolojiler?

Burada değerler, gerçek ideolojiler, nihai amaçlar çözülüp gitmiştir.

Affetmeyen çıkarımcı: Yine de değerleri dışarıda bırakıyor gibi görünen bir oyun içerisindeyiz sanki… Ya en büyük rakiplerimiz?

En büyük rakiplerimiz artık bizi ortadan kaybolup gitmekle tehdit ediyorlar.

4.

Burada kitaba biraz ara veriyorum.

Sanal dünyada sanırım hiçbir şey öteye geçemez, sanalın en gerçeği en sanal gerçektir. Sanal töz ancak başka bir sanalın tözü kadar tözdür. Gerçeklik gerçekleşmez, sürekli iç içe geçerek birbirinin kopyası biçiminde kendini sıralar, tekrar eder ve kopyalar durur. Özne vardır diyemiyorum, sürekli bölünen bir şey artık, sürekli bölündüğü için öznenin yerini tespit etmek zor, çünkü az öce işaret ettiğim özne, şimdi ikiye, üçe bölünmüş durumda…

Sıradan nesnellikler ile sanatı birbirinden ayıramıyorsanız sanat yüzeyseldir, o yüzden net olarak olmadığı biçimde: sanat olmayan olarak görünür.

Şimdi tekrar kitaba dönelim:

Affetmeyen çıkarımcı: İmgenin gerisinde ne var?

Bakılan her imgenin gerisinde kaybolup giden bir şey vardır.

Affetmeyen çıkarımcı: Nedir bu, dediğine göre resmi açıklamalara göre gerçek ve gerçeklik ilkesi bir külte dönüştürüldü, bu külte dönüştürülen gerçek mi,  gerçeklik ilkesi mi yoksa gerçeğin ortadan kaybolması mı?

Burada birbiriyle çelişen ikili postüla bir çözüm üretilmesini olanaksızlaştırmaktadır.

Affetmeyen çıkarımcı: İmgenin gerisinde kaybolan şeyi kaybolmaya zorlayan nedir?

İmgenin maruz kaldığı en son şiddet biçimi sayısal hesap ve bilgisayar aracılığıyla yoktan var edilen sentetik imgedir.

O halde her şey referansını yitirmiş durumda, kimse gerçek mi referans göstermeye ihtiyaç duymuyor çünkü ortalıkta dolaşan referansların zaten referans aldığı bir gerçeklik yok,  böyle bir durumda gerçeğin var olmasına gerek kalabilir mi?

Artık düşlenebilen bir gerçeğin varlığına izin verilmiyor, diyor Baudrillard, dijital ve sayısal işlem sırasında imge ortadan kaybolup gitmekte ve mekanik olarak üretilmiş bir şeyden ibaret olmasına neden olmaktadır.

5.

Kitaba devam edelim:

Affetmeyen çıkarımcı: Gerçek ile imgesi birbirinden ayırt edilemez hale gelirse ne olur?

Bu büyük bir tehlikedir, çünkü gerçekle imgesi birbirinden ayırt edilemez hale geldiğinde, boğazına kadar gerçeğin içine batan imge ondan imge olarak yararlanmaya kalkıştığında en azından istisnai bir şey, bir illüzyon, paralel bir evren olma özelliğini yitirerek, yok olup gitmektedir.

Affetmeyen çıkarımcı: O halde?

İçinde yüzmekte olduğumuz imgeler denizinde, imge, imge olarak adlandırılabilecek kadar uzun bir süre izlenememektedir.

Affetmeyen çıkarımcı: Oysa?

Oysa ben dünyayı tüm özgünlüğüyle otomatik bir şekilde yansıtabilecek bir imge düşlüyorum. Negatif film şeridi üstündeki görüntünün kayda geçirilmesi türünden bir şey…  Acheiropoietique: elle yapılmamış ya da el değmeden yapılmış…

Acheiropoietique: Yunanca’da elle yapılmamış anlamına gelen sözcük. Hıristiyanlıkta insan emeğinin ürünü olmayıp, mucizevi biçimde yaratıldığı varsayılan kutsal resimleri anlatır. Özellikle çok erken dönemde yapılmış İsa ve Meryem ikonlarıyla ilgili bir tür söylenceler oluşturmuştur.

Affetmeyen çıkarımcı: Halı yüzeyindeki gizli imge?

Sayısal teknolojiye sahip fotoğraf makinelerinin olanaklarının sonuna kadar zorlanmaya çalışılması kaçınılmaz bir şekilde seri halinde fotoğraflar çekilmesine yol açmaktadır. Dünyaya özgü bir ayrıntıyı yakalayabilecek önsezilerden yoksun olup, bu dünyanın sahip olduğu anlam ve görünümleri bitirip tüketemeyen bu çok sayıda aynısından oluşan seriyel ve sayısal imge boşluk doldurmaya yaramaktadır. Günümüzde insanlar kendilerini çok sayıda aynı görüntüyü çekmekten alıkoyamamak gibi bir uç duyguya sahiptir.

Affetmeyen çıkarımcı: Nedir peki bu?

Bun artık bir fotoğraf olduğu söylenemeyeceği gibi sözcüğün gerçek anlamında bir imge olmadığı da söylenebilir.

Seçenek yapay zekanın üstünlüğü mü…

Baudrillard’a göre istemli ortadan kaybolma biçimi gidebileceği en uç noktalara kadar götürüldüğünde karşılaşılan manzara bu teknolojinin evrensel düzeyde kabul görmekle birlikte nasıl çalıştığını hala kimsenin bilmediği ve insanı şaşırtan, paradoksal sorular sorulmasına yol açtığıdır.

Affetmeyen çıkarımcı: Nedir bu paradoksal sorular?

Her şey ortadan kaybolmaya mı mahkum edilmiştir ya da daha kesin bir ifade kullanmak gerekirse neden her şey hala ortadan kaybolmamıştır? (Böyle bir soru hiç var olmamış bir felsefe tarafından sorulan ve buradakiyle çok az benzerlik taşıyan bir paradoksa yol açmaktadır: Bir şeyler olması gerekirken neden hiçbir şey yok?)

Ya da:

Neden her şey evrensel bir niteliğe sahip değil?

Neden sürekli evrensel olma peşindeyiz, evrensel olunca daha fazla onaylandığımız için mi? Dünya nüfusu sürekli arttığına göre her onay eksik bir onay olarak kalacak, o halde her evrensellik arayışı eksik bir evrensellik durumu taşıyacaktır denilemez mi?

Başka bir soru:

Karşı konulması olanaksız küresel güç nasıl olur da, dünyanın, en özgün yanlarının yok edilmesine karşı duyarsız kalmasına yol açabilir? Küresel güç çok küçük ya da kendi başlarına bir anlam ifade etmeyen ( terörizm ya da Ebu Galip olayının fotoğrafları, vs.) olaylar karşısında neden güçsüz ve savunmasız bir durumda kalmış gibi görünmektedir?

Baudrillard’a göre bunlar içinden çıkılması ve yanıtlanması olanaksız sorular…

Affetmeyen çıkarımcı: Peki bu oyunun kuralı?

Oyunun kuralı ikiliktir. O bir tür şeylerin kesinlikle tersine çevrilmesini sağlayan karşı çıkılması olanaksız sözleşme kuralıdır.

Affetmeyen çıkarımcı: Başlangıçta ne vardı?

Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı.

Affetmeyen çıkarımcı: Peki dünyanın sonu?

Artık ortada son denebilecek bir şey kalmadı…

 

Aklımdan geçen bir kaç düşünce:

Bu ülkeden “büyük”ressam çıkmamasının en büyük nedeni okumuyor ve düşünmüyor olmalarıdır. Resim sanatı “benzetme”yi bırakıp “andırma”ya yöneldiği ölçüde zanaattan özgür sanata dönüşür. Bir şeyin hiper gerçekçi benzetimi Baudrillrd’ın da belirttiği üzere referansı olmayan kopya bir gerçekliktir. Foucault’un farklı bir bağlamda söylediği “andırma özgürlüğü” bu bağlamda da geçerlidir. Az benzetip çok “andırmak ise çok okumayı, çok düşünmeyi ve az benzetilmeyi içerir. O nedenle ülkemizden çıkan ressamlar kopyacı olmuştur, çünkü birbirlerine çok benzerler, hiçbir şeye benzemediklerini düşünmeleri ise onların en büyük düşüncesizliğidir.

 

Güncelleniyor…

 

 

 

 

 

 

Comments

comments