İnsan Kullanmama Kılavuzu ve Mavi Saçlı Kız | Tefrika Roman, Birinci Bölüm

İnsanları kullanma kılavuzu yayımlanır, sonra da İnsan Kulanmama Kılavuzu:

GİRİŞ: İnsanları kullanma kılavuzu diye bir kitap karalamaya çalışıyor ve ne yapacağımı bilemiyordum, tıpkı şu an olduğu gibi, şu an denize bakan bir bahçeli kafenin sol dip masasındayım ve öğleden sonrasının açık turkuaz parıltılı boğaz kıyılarına bakıyorum, az önce seslendiğim garson kız yaklaşıyor, uzunca boylu, kısa kıvırcık saçlı, keskin bakışlı birisi, soruya kendimi hazırladım, ne alırdınız, sorusunu duymadan önce söze giriyorum: insan kullanma kılavuzu var mı?

GELİŞME: İşte böyle başlamıştı her şey, ben insan kullanma kılavuzu istemiştim garson kızdan, o ise hemen getiriyorum demiş ve menü getirmişti, böyle bir şey var sadece, fazla sorgulamadık, işe menüyle başlamaya karar vermiştim: şunlar buzlu mu, isterseniz buz koyabiliriz, peki ondan olsun, kaç buz istersiniz, kılavuzda en uygunu neyse o kadar olsun, keskin bakışları ilk defa yüzüme dikkatle bakmış, tanıdık bir şey aramış ve sizi tanıyor muyum, diye sormuştu, ne iş yaparsınız, gazeteciyim diyelim, masadaki kağıtlara baktı, gazete için mi, yok değil; insan kullanma kılavuzu…

O sırada yan masadan birisi seslenince hafifçe gülümseyip az sonra gelirim diyerek uzaklaştı, karşı masa, iki tost, bir de kahve istedi, birisini bekliyormuş, diğer kahveyi daha sonra alacaklarmış, insan kullanma kılavuzu için ne yapacağımı bilemiyordum, o yüzden ben de çevremdeki insanları insan kullanma kılavuzu için kullanmaya karar verdim, karşı masaya bakıyorum, sürekli bahçe kapısına bakıyor o iki tost söyleyen adam, orta boylu; geniş omuzlu, şüpheci bakışlı birisi, yandaki sandalyede bir buket çiçek de var, masaya koymadığına göre sürpriz yapacak, az sonra kadın geliyor, kısa bir selam verip karşı sandalyeye oturuyor, kadın uzunca boylu, zayıfça, kısa sarı saçları, açık gri gözleri olan birisi, sandalyedeki çiçeği vermeyi unuttu adam, kadın gözleriyle garsonu ararken adam çiçeği sol eliyle aldı, bacaklarının arasından geçirip yerdeki ağzı açık çantanın bir gözüne sıkıştırdı, belli ki kadının tavrından rahatsız oldu, düzeltilecek şey ne ise bunun çiçekle olamayacağına karar verdi, oysa bilmesi gerekirdi; çiçekle her şey düzeltilebilir; onu vermek istemeyen insanlardan başka, ne olacağını merak etmiştim kadının garsona seslenmesinden bu yana iki dakika geçmişti ve birbirine selam verdiklerini görmeyen birisi yer olmadığı açın aynı masaya oturmuş iki yabancıdan başka kimseyi göremezdi, ikisi de karşı kıyılara bakıyor, sinirli tavırlarla masanın üzerine ellerini dirseklerin yaslayıp sonra tekrar geriye çekiyor, önce arkalarına yaslanıyor sonra öne doğru eğilip garsona bakıyor, sanki bütün suçu garsona yüklemeye çalışıyorlardı, garson kız yanlarına gelir gelmez ikisinden birisinin çıkışacağını hemen sezdim, içteki kafenin koyu kahverengi boyalı ahşap kapısından çıkan garson kızı uyarmayı düşündüm, dikkatle gözlerine baktım, göz göze geldik, o masayı işaret ettim ama gülümseyerek bahçe kapısının sağdan ikinci masasına oturan bebek arabalı bir kadına doğru ilerledi, oysa o iki sevgili ile ilgilense daha iyi olurdu, iki kişinin susmuş halde garsonu beklediği masalarda zaman her zaman görecelidir, geçmek bilmez, garson kız bebek arabalı kadının siparişini aldı, bebek için dondurma, kendisi için de bir kahve, masadaki kadın en sonunda öfkeyle garson kıza doğru elini kaldırıp haykırdı, yarım saattir size işaret ediyorum, dedim ya zaman görecelidir diye, normalde topu topu iki dakika geçmesine rağmen onlar için bu on beş dakikaydı, kalan on beş dakika ise insan kullanma kılavuzunda yazdığı üzere, garson görünümündeki insanları kullanma payıydı, garson kız keskin bakışlarla masaya yaklaştı, böyle durumlarda taviz vermediğini biliyordum, kadın sanki hiçbir şey dememiş gibi masadaki kül tablasını aldı, hemen geliyorum deyip uzaklaştı, sonra kadının kahvesini getirdi, kadın ilk defa dikkatle karşıdaki adama bakıp, kahve istememiştim, dedi sert bir ses tonuyla, tost da istemedim, niyetin ne senin, adam kadının önüne konan tost tabağını kendi önüne çekti, kısa bir an kahve fincanına baktı, sonra onu da önüne çekti, kadına bir şey söylemeden tostu yemeye karşı kıyılara bakmaya başladı, kadın bekleyen garson kıza baktı, menü getirir misin, ses tonu kararsız bir öfke taşıyordu, garson kız masama yaklaştı, insan kullanma kılavuzunu alabilir miyim, diye sordu tüm olanları izlediğimi anlamış bir tavırla yüzüme bakarken, elbette, dedim sakin bir ses tonuyla, sona menüyü uzatıp mırıldandım: Seni kullanıyorlar.

Seni kullanıyorlar, demiştim: giderken hala gülümsüyordu. Masadaki kağıtlara uzandım ve şu ana kadar olan şeyleri: hemen yukarıdakileri kağıtlara karaladım, kendi kendime mırıldanıp duruyordum: Seni kullanıyorlar, diyorum: giderken hala gülümsediği için ona gülümsemek zorunda kalıyorum.

Garson kız kafenin kapsından çıktı şimdi, tlinnk tlinnk, kapı açılınca hep bu zırıltı duyuluyor, sağ elinde bir silah gibi tuttuğu koyu kahverengi ciltli menü ile masaya yaklaşıyor, bir süre menü ile tehdit eder gibi kadının tam karşısında durdu, sonra sessiz bir tavırla menüyü masaya bıraktı ve kadının sağ tarafında beklemeye başladı, kadın garsonun beklemesinden rahatsız olmuş olacak yan gözle ikide bir ona bakarak sayfaları çevirmeye başladı, az sonra garson kıza ne diyeceğini biliyordum, bunun için garson kızın bir şey demesini bekliyordu, yarım dakika boyunca sayfaları çevirme durumu devam etti, bir an duraklayınca garson kız söze girdi, bir karar verebildiniz mi, şöyle diyecekti: henüz değil, sizi çağırırım, tam olarak böyle olmasa da buna benzer bir şey demişti: henüz değil, bunu sert bir ses tonuyla söylediği için garson kız uzaklaşmak zorunda kalmıştı, karşı masadaki adam ise bu sırada olanlardan bütünüyle habersiz görünüyor, içten içe olanları izliyor diyemem, bu tür durumları o kadar çok yaşamış olmalı ki bu sırada olanların hiçbirisi ile ilgilenmedi, ilgiyle boğazdan geçen bir tankere bakmasını sürdürüyorum, o an yanında olsam belli ki tek önceliğinin yanındaki kadın değil karşıdaki tanker olduğunu vurgulayan bir ses tonuyla şöyle diyecek: şu tankeri gördün mü, ne kadar da güzel değil mi?

Elbette bir gemi tankerine kedisinden fazla ilgi gösterilen kadın bunun altında kalmazdı, zaten öyle de oldu, bir süre erkeğe bakıp onun bakışlarıyla neyi takip ettiğini anlamaya çalıştı, bir kadına baktığını umuyor, kendini daha yoğun bir öfke nöbetine hazırlıyor olmalıydı ki bunun, üzerinde martıların uçuştuğu bir petrol tankeri olduğunu anlayınca gözleri bir an ifadesizleşti, sonra birden aşırı hiddetlendi, menüyü sertçe yere bırakıp: benimle ilgilenemez misin?

Tlinnnk, tlinnnk, yine kapı açılmıştı, masadaki kadın garson kıza işaret etti, kesin olmayan bir şey isteyecek, Sezar salatası yok mu?, elbette yoktu, iyi kalsın o halde, burda da hiçbir şey olmaz zaten, garson kız uzatılan insan kullanma kılavuzunu bir silah ile tahdit ediliyormuşçasına kendini kollayarak dikkatle aldı, masadaki boş fincanı alıp uzaklaştı, tlinnnk, tliiiink.

Adam onlara baktığımı gördüğü için sesini alçaltıp kadına bir şeyler söyledi, o yüzden pek duyamadım, beş dakika kadar kadın tepeden bakan bakışlarla adamı dinledi, ellerini çenesinin önünde kenetledi, serbest bırakıp masayı tıngırdattı tekrar kenetledi, sonra çözüp kollarını kavuşturdu derken çantasından bir kağıt çıkardı,  o sırada cüzdanı açıldı, kadının polis olduğunu fark ettim, sonra kağıda bir süre baktı, bu da bir insan kullanma kılavuzuydu: “senden ayrılıyorum, bu da avukatın dilekçesi.”

Adam sessiz isteksiz tavırlarla gözlerini gemi tankerinden kadının masaya bıraktığı açık beyaz kağıda çevirdi, sonra kadına baktı: “Sana çiçek almıştım…”

“Sen beni sevmiyorsun hiç…” ( Buna katılamıyorum, birbirlerini sevmeseler burada işleri ne, ikisi de birbirini kullanıyor. )

“Senin için buraya geldim…” ( Buna da katılamıyorum, insan o iki tostu yemeden önce kadının gelmesini bekler, sen açlıktan gelmişsin buraya yavrucum, önce bunda anlaşalım, siz birbirinizi kullanıyorsunuz. )

“Beni sevsen arardın bunca zaman… Artık olan oldu… ( Kadın adama duygusal şantaj yapıyor… )

“Aradım açmadın…” ( Kesin gecenin en beklenmedik zamanı aramıştır…”

“Bir sefer aramışsın, o da gecenin dördünce, iki sefer çaldı kapandı”… ( İnsan kullanma kılavuzunda bu maddenin yeri pek değişmez… )

“Seni uyandırmak istemedim… Sana çiçek almıştım…” ( İnsan kullanma kılavuzu madde beş… )

Kadın masadaki kağıdı alıp öfkeyle buruşturarak adama fırlattı, çantasından bir silah kılıfı çıkardı, kılıfı açıp silahı aldı, adama doğrulttu, peşimi bırak, emniyeti açıldı, etraftaki masalardan haykıranlar oldu, adamın yüzü hala ifadesiz ama dudakları hafiften titriyor, bu kadarını beklemiyordu herhalde; bunun şaşkınlığını belli ki gizleyemiyor, kadın öfkeyle emniyeti tekrar kapattı, silahı kılıfına koydu, sonra kalkıp koşar adım bahçeden çıktı, kapıda bir taksi durdu, kadının taksiye binip uzaklaştığını duydum, masadaki adam kahvesini içmeyi sürdürdü, etraftakiler ona bakıyordu, o yüzden artık fazla dikkatini çekmiyordum, kısa bir an etrafı görmüyormuş gibi davranmaya çalıştı, sonra çantadaki çiçeği çekip alarak havaya kaldırdı, bahçedekilere seslenerek: Ona çiçek almıştım, daha ne yapayım?

Masadakiler önlerine döndüler, adam öfkeyle bu yana baktı, kadın dilekçeyi neden buruşturup attı, evlendiler mi, gerçekten boşandılar mı, pek bir şey anlamamıştım açıkçası, bir şey söylemem gerekiyordu, adama seslendim: “O çiçekler solmuş…”

Adam sanki daha önceden hiç fark etmemişçesine çiçekleri süzdü, herhalde çiçekleri bir haftadır çantasında taşıyordu, bir kadına çiçek verecekseniz; çantanızı vazo olarak kullanmayın, ne kadar çabuk çiçeğin sahibine ulaşırsanız, çiçekler vazosunu ve bedenini o kadar çabuk bulur, bir süre çiçekleri süzdü, aralarındaki kağıt parçalarını çekip küllüğe bıraktı, sonra bana bakıp sıkıntılı bir sesle seslendi: “Haklısın, alalı dört-beş gün olmuştu…” sonra birden bir şey hatırlamışçasına boğazdaki tankeri gösterdi, ne söyleyeceğini sezmişim:

“Şu nerenin tankeri? Bandıralı ne”

“Norveç sanırım…”

“Norveç bayrağı değil mi o… Tahmin etmiştim…”

Sonra garson kıza işaret etti, hesabın içerideki kasaya ödeneceğini duyunca masaya biraz bahşiş bıraktı, çiçek de masada duruyordu, tlinnnk tlinnnk, adam içeriye girdi, o sırada garson kız ile göz göze geldik, çiçeği ne yapayım diye soruyordu, çıkınca adama verirsin, tlinnnk tlinnnk, garson kız bahçe kapısında adamı yakalayıp seslendi: çiçeğinizi unuttunuz, adam şaşkın tavırlarla bir çiçeğe bir garson kıza baktı, sanki baka bir çiçek almışçasına gülümseyerek uzatılan çiçeği aldı, teşekkür edip üç basamağı çıkarak uzaklaştı, sonra da pek bir şey olmadı, şimdi adamla kadının oturduğu o masada iki sevgili daha var. İki sevgili de sağ ellerini masanın kenarlarını ortada kavuşturmak istercesine tutmuş, boğazdan geçen Norveç bandıralı benzin tankerine bakıyor.

SONUÇ: Tliiink tliiiink. Garson kız bu yana geliyor. Olanları gördün mü dercesine, masayı işaret etti, neyi kastettiğini anlamamıştım pek, hangisi daha anlamlıydı, çiçek veremeyen bir adama silah çeken bir kadın mı, aşklarını Norveç bandıralı bir benzin tankerine bakarak kutsayan iki sevgili mi? İnsan kullanma kılavuzunu nasıl kullanacağıma hala karar verememiştim. Tliiink tliiiink.

“Kaçta çıkıyorsun işten, şu kılavuz için, işin yoksa bu akşam…”

Tliiink tliiink.

 

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Comments

comments