Triko Hırkalı Madonna ve Massimiliano Mellini | Tefrika Öykü, Birinci Bölüm

GİRİŞ: Açık turkuaza çalan, açık mavilikli su yeşili bir denize bakıyor, az önce denizden çıkmıştı, sabah saatlerinde denizde yüzmek öyle hoş ki, omuzlarından akan serin suyu hala algılar gibi oluyor bu tuhaf bir sakinlik veriyor ona:

GELİŞME: Şu denizi nasıl satın alabilirim diye düşünüyor, elinde koyu sarı bir kibrit kutusu; birinci katın balkonunda durmuş; hemen altı metre ötesindeki öğlen öncesi sakin denize doğru bakarken, ne kadar parası olduğunu anlamak için kibrit kutusunun içteki koyu sarı kabını öne doğru itiyor, kutu tam  kenara kadar açıldı, içinde ne kadar parası kalmış diye bakıyor, topu topu biraz adalet kalmış kutuda, sonra biraz bilgi diye bir şey var, iki birim heyecan, birkaç birim anlayış hemen sol dipte, onların arka tarafında biraz statü biraz toplum, ikiye katlanmış biraz rekabet, biraz incelik, biraz gerçeklik biraz da hassasiyet var ki bunlar kutunun sol üst tarafını oluşturuyor, sağ üst tarafında ise iki üç parça sorumluluk, birkaç parça yaratıcılık, bir birim liderlik, üç dört kap mükemmellik, birkaç çizgi disiplin, üç dört göz başarı, az biraz çokça bütünlük, az gibi ama çokça özgürlük duruyor, kutunun alt sol tarafında ise biraz dışavurum var, sonra şefkat, biraz sevgi, bir miktar cömertlik, biraz saygı, iki top bilinçlilik, birkaç gömlek dürüstlük, birkaç yumak güzellik, biraz kendiliğinden olma, biraz yardımseverlik, biraz doğa var, kutunun sağ alt tarafında ise epeyce bir kararlılık var çünkü boş gibi görünüyor, sonra biraz güç, biraz düş, birazca hırs, bir tutam mutluluk, birkaç parça beklenti var, birkaç tane de bozuk para var ki bunca ıvır zıvırın arasında onu görmesi pek mümkün olmuyor, hüzünlü bir tavırla kibrit kutusunu kapatıp solunda, yarım metre yanında duran masanın üzerine atıyor, kibrit kutusu masadaki doğranmış salatalık tabağının tam kenarına çarpıp tabağın kenarında duruyor.

Gel de işin yoksa bir değer bul, diye sesleniyor denize doğru, aşağıdaki kumsalda kimse yok, umarım üst katın balkonlarında kimse yoktur, balkon demirine iki elini yaslayıp yukarıyı dinliyor, en üst katta iki kişi konuşuyor ama belli ki onu duymadılar, değerlerim ne benim, diye düşünüyor, neye değer veriyorum, verdiğim değerlerin yaşamda bir karşılığı var mı, ya yaşama değer verdikçe değerlerimden uzaklaşmaya başlıyorsam, cevabını bulana kadar şunu soruyor kendine, yaşamımın anlamı nedir, yine sorduğuna göre belli ki henüz o bulmanın aydınlanmasına ulaşmadı, yaşamın anlamı sorusunu bir kenara bırakıp yaşamını anlamlı hale getirmeli ki belki o zaman o sorunun cevabı da zaten açıkça görünüyordur, gökteki solgun sarı güneşe baktı: il sole no si muove, demiş Leonardo Kopernik’ten de önce, güneş hareket etmez, dünya evrenin ve güneşin merkezinde değil, diyor Leo, ötedeki denize bakıyor, kendimde sahip olabildiğim ne var, bir şeye sahip olmanın anlamı nedir, şu deniz, onun adı neden böyle, neden dalgalar oluşuyor, suyu nasıl buharlaşıyor, nasıl fırtına çıkıyor, ne kadar derin, ne kadar tuzlu, deniz neden bu kadar koyu turkuaz…

Deniz epey sakin, elleri ile sıkıca kavradığı parlak metalik kaplamalı balkon demirlerinin sıcaklığını algılıyor, tabaktaki doğranmış salatalık kokusunu duyuyor, dudaklarında serin bir su tadı, sonra kapının çalındığını duyuyor, biraz bekleyip kapıyı dinliyor, ses kesildi şimdi, denize bakmayı sürdürüyor, kumsala açılan bahçe kapısının merdivenlerinde tangırdamalar, çenesini sağ koluna yaslayıp aşağıya bakıyor, önce kumsala doğru uzanan uzunca bir gölge, ardından bir gölge daha, sonra ona bakan iki kimse, soldaki çantalı, orta boylu olanı yoldan gelmiş belli ki, aşağıdan sesleniyorlar: ev sahibiniz geldi; kapıyı açar mısınız, olur deyip balkondan çıkarak dış kapıya gidiyor, kapı gıcırdayarak açılıyor, koridorun loş griliği, dışarıda hiç kimse yok, biraz bekliyor, kimse gelmeyince kapıyı kapatıp tekrar balkona çıkıyor, bahçenin sınır taşlarından ötedeki kumsalın koyu kahverengi kumlarına doğru uzayan iki gölge, az sonra iki kimse görüyor, sağdaki çantalı yoldan yeni gelmiş olmalı, aşağıya doğru sarkıp dikkatle onlara bakıyor, sesleniyorlar, dünyanın sahibi geldi; açar mısınız kendinizi, tuhaf şey; az önce gelen ev sahibi değil miydi, balkondan çıkıp kapıya varıyor, kapı sessizce açılıyor bu defa, loş gri merdiven aydınlığı, biraz bekliyor ama gelen yok, bu def geri dönmek istemiyor, derin derin nefes alıp kapıdan çıkıyor, alt katın merdivenlerini inip kumsala çıkan bahçe kapısına varıyor, o sırada arkadan birisi sesleniyor, sağ elinde büyükçe çanta olan birisi, belli ki yeni yoldan gelmiş, yaklaşmasını bekliyor, üst kattaki kiracı ne zaman gelir, diyor yolcu, balkondadır diyor, gelin bahçeden bakalım, duymuyordur belki, bahçeye çıkıp beton alanı geçerek bahçe sınır taşlarına varıyor ve balkona doğru bakıyorlar, sonra yolcu sesleniyor, ev sahibinizim, nasıl görüşebiliriz sizinle, tuhaf şey; aslında balkonda kimse yok ama yolcunun balkonda biriyle konuştuğunu sandığını düşünüyor, yolcudan ü dört adım uzaklaşıp güya denize bakıyormuşçasına gözlerini uzaklardaki koyu turkuaz parıltılara çeviriyor ama bir yandan da yan gözle yolcuyu gözlüyor, yolcu tekrar bir şey soruyor, bu defa ses tonu kendine yöneldi; belli ki ona bir şey soruyor, öne sesi duyuyor; sonra bu sesler bir algıya çevriliyor, geçmişteki bir şeyle bağlanıyor ve birden yolcuya dönüp sesleniyor: kiracınız benim aslında; size sormadan önceki kiracı yerine taşındım, yolcu bir an şaşırıyor sonra önemsiz dercesine bir işaret yapıp bahçe sınır taşlarının ardındaki ter çevrili plastik bir kanonun üzerine oturarak mırıldanıyor: altı aydır ödeme yapılmamış bankaya, telefonunuzu da bulamadım, diğer numarada da kimse yoktu, yolcuya tam bir şey söyleyecekti ki birinci katın balkon kapısı açılıyor, ikisi de başlarını yukarıya çeviriyorlar, balkondan birisi onlara bakıp sesleniyor, az önce siz seslenmediniz mi, balkondaki kendine ne kadar da benziyor, yolcu hala kanonun kenarında oturmuş denize doğru başını çeviriyor, belli ki balkondakini pek tanımıyor, balkondakine sesleniyor, ev sahibiniz gelmiş; kapıyı açar mısınız, balkondaki olur dercesine sağ elindeki bir çatalla bir işaret yapıp balkon kapısına doğru yöneliyor, yolcuya bakıp: kiracınız kapıyı açacak, diyor, yukarıya çıkmak isterseniz, yolcu plastik kanoyu ters çevirmeye çalışıyor sonra bir an bir şey söylenmiş de duymamışçasına başını kaldırıp bakıyor, kiracınız gelmiş; az önce balkonda gördüm, yardım eder misiniz şu kanoyu çevirmeme, kirek mi çekeceksiniz; şu karşı kıyıya ne kadar zamanda giderim, en fazla bir saat, o sırada az önce balkonda görünen tekrar balkonda beliriyor, aşağıdakilere sesleniyor: bana seslenmediniz m az önce, aşağıdaki yolcuya bakıp sesleniyor: kiracınız gelmiş, onunla görüşemeyecek misiniz, yolcu görüşüyoruz ya dercesine bakıp kanonun ön tarafını işaret ediyor, kanoyu ters çeviriyorlar, kürekleri nerede bunun; altında değilmiş, balkondaki sesleniyor, küreklerini içeriye alırız, yolcu anlamamışçasına bir balkondakine bir aşağıdakine bakıyor, aşağıdaki araya giriyor: kiracınız gelmiş, isterseniz kürekleri getirebilirim, sonra balkondakine sesleniyor: dünya sahibiniz gelmiş; kürekleri alabilir miyiz, balkondaki elindeki çatalla olur dercesine bir işaret yapıp balkon kapısına doğru ilerliyor, aşağıdaki yolcuya sesleniyor, kürekleri verecek, gidip almak ister misiniz, yolcu kanoyu denize doğru iterken bir yandan da ceketini çıkarmaya çalışıyor, siz gidip alabilir misiniz, kiracı kapıyı açmaz şimdi bana, balkondaki tekrar görünüyor, bana mı seslendiniz, kürekleri getirdim ama kapıda birisi yoktu, aşağıdaki balkondakine sesleniyor: ev sahibiniz sizi dünyada bulamamış, kapıyı neden açmıyorsunuz, yolcu araya giriyor, biraz yardım eder misiniz; nasıl da ağarmış bu kano, balkondaki sesleniyor, bana mı seslendiniz, küreksiz yüzdüremezsiniz onu, sizde kürek vardı diyor aşağıdaki; nasıl alabiliriz onu, yolcu bir an durup ceketini e kravatını çıkarıp aşağıdakine sesleniyor, küreklerini nereden buluruz bunun, kiracınız gelmiş diyor aşağıdaki, gidip neden kürekleri istemiyorsunuz, bana kürekleri açmaz şimdi diyor yolcu ben dünyanın sahibiyim sonuçta, aşağıdaki balkondakine sesleniyor, kürekleri neden vermiyorsunuz, ev sahibiniz geldi, balkondaki sağ elindeki çatalı havada bir işaret yapıp sesleniyor: bana neden seslenmediniz; kürekleri akşamları içeriye alırız; getireyim hemen iki kürek, aşağıdaki, kanonun burnunu denize daldırmış olan yolcuya sesleniyor, ev sahibiniz gelmiş; kürekleri akşamdan içeriye alıyorlarmış, gidip almamı ister misiniz, yolcu kanoyu biraz daha itip gelen ilk dalgaya dikkatle baktıktan sonra, size kürekleri verir diyor, ben dünya sahibiyim bana açmaz ki kapıyı, aşağıdaki, biraz bekleyin de getireyim diyor, kaşı kıyıya küreksiz geçemezsiniz, balkondakine sesleniyor, şu Allah’ın cezası kürekleri alabilir miyiz artık, balkondaki sağ elindeki çatalı havada oynatıp arka taraftaki görünmeyen bir kapıyı işaret ediyor: bana mı seslendiniz, kapıyı açtım ama kimse yoktu, yolcu kanonu içine girip otururken, neden gitmiyorsunuz diyor, açmış işte size kapıyı ben dünya sahibiyim gelsem sizinle açmaz ki bana kapıyı, aşağıdaki ona balkonu işaret ediyor, kürekleri getirmeye gitti bekleyin biraz, biraz yürümüştü ki balkondaki tekrar beliriyor sağ omuzunda iki kürekle, aşağıdakilere sesleniyor, bana mı seslendiniz, kürek istemişti birisi, bekleyin geliyorum; yine mi geç kaldım, kapıyı açtım ama kimse yoktu, kanonun içindeki yolcu arkadan sesleniyor umutsuz ve hüzünlü bir ses tonuyla, küreksiz gitmez ki şimdi bu kano, aşağıdaki sol omzu üzerinden başını çevirip geriye bakıyor, deniz sakin, kıyıda boş bir kano, dalgalar kanonun ucuna çarpıp havada toz şekeri taneleri gibi dağıldıktan sonra uğuldayarak geri çekiliyor, karşıdaki binanın birinci katının boş balkonuna bakıyor, az önce oradaydı, ne yapmaya indiyse aşağıya, boş gözlerle binanın diğer yedi balkonuna bakıyor, sabahın erken saatleri olduğu için kimse görünmüyor balkonlarda, şu kanonun kürekleri olacaktı yukarıda diyor, belki de şu karşı kıyıya gitmek en iyisi, belki kendime gelirim biraz, ev sahibi gelecekti bu gün, beni bulamazsa geri döner belki de…

SONUÇ: Binanın bahçe kapısından giriyor, loş gri basamakları çıkıp sahanlıktan sağa dönüyor, kapıyı açık bırakmış, kapıyı sağ eliyle umarsız bir tavırla itiyor, kapı gıcırdayarak açılıyor, çeriye girip kapıyı kapatıyor, odayı geçip mutfak kenarındaki küçük salondan balkon kapısına varıyor, balkona çıkıyor sağdaki camlı masada doğranmış domates tabağı ve iki çatal, çatallardan sağdakini alıp domates dilimlerinden birisine batırıyor, boyun kaslarının gerildiğini, dengesinin sağa sola gidip geldiğini sezerken domates dilimini ağzına atıyor yoğun bir serinlik algılıyor, o sırada aşağıdan birileri sesleniyor, parlak metalik gri balkon demirine doğru yaklaşıp aşağıya bakıyor, ona sesleniyor birisi: dünyanın sahibi geldi; sizi bulamamış, sağ elindeki çatal ile havada bir işaret yapı aşağıdakilere sesleniyor: bana mı seslendiniz.

 

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU

Comments

comments