Duygusal Şantajlar:”Beni artık sevmiyorsan eğer…”, Psikotik kişilikler ve nevrotik aşklar ile mücadele teknikleri

Duygusal Şantajlar:”Beni artık sevmiyorsan eğer…”, Psikotik kişilikler ve nevrotik aşklar ile mücadele teknikleri [ Anahtar kavramlar: Duygusal şantajlar, psikotik kişilik, nevrotik aşk, bilişsel psikoloji, psikoterapi, affetmiyorumaffet ] Özet: Beni artık sevmiyorsan eğer özet olarak sana şunu söyleyeyim ki…   Mayıs güneşinin koyu sarı üç dilim halinde düştüğü karşı duvara, duvardaki tabloya ve tablodaki mavimsi açık turkuaz denize bir an bakıyorum,…

İnsanlar neden sinsi ve ikiyüzlüdür? Karaktersizlik neden normalleşti?

İnsanlar neden sinsi ve ikiyüzlüdür? Karaktersizlik neden normalleşti? ( Aynen ya: aynen! ) [ Anahtar kavramlar: ikiyüzlülük, ethos ya da karakter, nevrotik kişilikler, bilişsel psikoloji, psikoterapi, affetmiyorumaffet ] Özet: İnsan ve “yüzleri”… Masamın ceviz “karakterli” sağlam yüzeyine az önce bıraktığım; fincan “karakteri” içindeki gür sesli salep dumanını koklayıp, bahar “karakterli” elma kokan pencereye bakarak; tarçın “karakterli” salepten iki yudum aldıktan ve yaz “karakterli”…

İyi insan neden pek kalmadı? Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı’nın bir analizi

[ Anahtar kelimeler: Bertolt Brecht, Sezuan’ın İyi İnsanı, epik tiyatro, yabancılaşma, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ] Özet: Bir başkasına iyilik yapmak olanaklı mıdır? Bertolt Brecht’in Sezuan’ın İyi İnsanı Oyununun analiz ve eleştirisine başlamadan, üzerine açık grimsi güneş parçacıklarının düştüğü tarçınlı sahlepten iki uzun yudum alıp batmakta olan mayıs güneşinin açık sarımsı kızıl parıltılarına bakarak mırıldanıyorum: İyi insan neden pek kalmadı? Bunca iyi “duyarlılık” gösterisi…

Yaşamın anlamı ve anlamsızlıkları: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, Werckmeister Harmonies’in bir analizi

[ Anahtar kelimeler: Bela Tarr, Karanlık Armoniler, affetmiyorumaffet ] Özet: Bir gece bir şehre bir balina ve gizemli bir prens gelir… Bela Tarr’ın Karanlık Armoniler’i bize neyin uyumunu “duyurur”? Af.1: Karanlık Armoniler: Werckmeister Harmonies filmi 1989 yılında László Krasznahorkai’nin Direniş Melankolisi adlı romanına dayanan Béla Tarr’ın yönettiği; komünist Macar yönetimi döneminde János, eski arkadaşı György, gizemli bir prens, bir balina ve bir şehir…

Dışa vurulan her şey sanat mıdır? Dışavurumcu sanat kuramının fenomenolojik analizi ve eleştirisi

[ Anahtar kelimeler: Dışavurumcu sanat kuramı, dışavurumculuk,  Munch, fenomenolojik analiz, affetmiyorumaffet ] Özet: Dışavurulan her şeyin sanatsal amaçla da olsa sanat olması pek mümkün değildir. 1. Eğer kişisellikten uzaklaşıldığını, “sanatçıların” tek tipleştiğini, kimsenin kendi sesinin olmadığını düşünmeye başlamışsam ve “dışavurumcu kuram” imdadıma yetişmişse ona dört elle sarılır ve en geçerli sanat ve sanat yapma kuramının dışavurumcu sanat kuramı olduğunu söyleyebilirim, peki bu doğru…

Marksist Felsefenin ve Yeni Marksizmin Bir Analizi ve Fenomenolojik Çıkarımlar: 1

[ Anahtar kelimeler: Karl Marks, Das Kapital, Komünist Manifesto, artı değer, affetmiyorumaffet ] Özet: Post-Marksizm Marks’tan büyük ölçüde bir uzaklaşma barındırır. Bir hayalet dolaşıyor; Avrupa’nın ve sanatın üzerinde… 1. Komünist Manifesto’nun daha ilk sayfalarında dolaşan hayalet bize kapitalizmin bir buhrana girmekte olduğunu duyurur, yakında ezilen sınıfların başına geçecek olan işçi kesimi ( proletarya ) çok kısa bir sürede sınıfları ortadan kaldıracak ve radikal…

Gerçekçi sinema gerçek midir? Vertov, Bazin, Ayzenştayn kuramlarının bir analizi ve eleştirisi

[ Anahtar kelimeler: Gerçekçi sinema, Vertov, Kameralı Adam, Bazin, Godard, Umberto Eco, affetmiyorumaffet ] Özet: Gerçekçi sinema gerçek değildir. Gerçekçi sinema gerçek midir? Eğer bugün Vertov sineması üzerinden gerçekliği sorgulayamıyorsak bu durum, gerçekçi sinema yolundaki Vertov’u başarısız bir yönetmen mi yapar? Vertov sineması “bildiğimiz” sinemaya benzemez, senaryo yaşamın kendisidir, oyuncular yoktur, belki de oyuncuların en iyisi: çalışırken, türlü işler yaparken çekilmiş insanlar vardır,…

Paul Auster, New York Üçlemesi: Cam Kent’in bir analizi ve eleştirisi:

Eser on üç bölümden oluşan “belirsiz bir dedektif hikayesi” olarak kurgulanmış, eleştirimizde “kurgu” vurgusu çok önemli olmalı çünkü kitap okuyanı baştan sona kurgusal bir yanlış içerisinde bırakıyor, kurgu mu yanlış yapılmış, kurgusu mu kurgusuz bir kurgu, neden bu kadar kurgulu gibi kurgusuz, türünde bir çok soru, tüm bu soruların vardığı yer aslında çok basit: roman epey yapay ( ne gerçek…

Sanat yapıtı ve sanatçı biricik midir? İşte yine ikircik!

1. Şöyle gelin azizim ve aslında kavramsal bir sanat eseri olan, kavramsız bir kelepirden aldığımız şu mavi kanepeye uzanın, sonra da söyleyin lütfen: Bireysellik var mı, siz bireysel misiniz, nasıl bireysel olduğunuzu söyler misiniz, sizi birisi mi bireysel yaptı, yoksa kendi bireysel seçiminiz miydi, kişisel bir kimliğinizin olduğunu düşünüyor musunuz, öze geleyim, siz gerçekten bir özne misiniz? Bireysel bir karşı…

Yeni-Wittgensteincı Sanat Kuramının Bir Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır?

Yeni-Wittgensteincılık’ın Eleştirisi: Sanat Açık Bir Kavram Mıdır? Sorular sorarak başlayalım dilerseniz: Sanat adı altında bunca nesne olduğuna göre tümünü kapsayan bir sanat tanımına ulaşabilir miyiz? Sanat tanımlanamaz mı yoksa? Yoksa sanat, Umberto Eco’nun göstergebilim için söylediği aynı varsayıma mı denk geliyor: sanat yalan söylemek mi? “Yalan” ( anlatım ve içerikler ) ile uğraşan göstergebilim gibi sanat da bir şeylerin yerini…

Sanat galerileri mi, Nişart sanat galerisi mi?

Sanat galerileri mi, Nişart sanat galerisi mi? 1. Bir şeyin duvarda aslı durması o şeyi sanat eseri, bir şeyi asacak o “ışıklandırılmış” duvarı yapan kurum “bir sanat galerisi” olabilir mi? Ya da bir tanım arayarak sorumuzu farklı bir algı içerisinde yenileyelim: Sanat galerisin sorumlulukları nelerdir, duvarları beyaza boyanmış bir alan açıp orayı ışıklandırmak, birkaç tabloya sahip olmak yeterli midir? Hiç…

Fenomenolojik ontoloji temelinde Ulus Baker ve Bakerizm

1. Ulus Baker neden vardı? Ulus Baker nereye vardı? Buradaki “var” en az iki anlamda kullanıldı, anlambilimcilere göre ise zaten sonsuz bir anlamı vardı, Umberto Eco’yu hesaba katar isek bu “varlık” toplumsal bir kod olmuştu çoktan, o halde toplum yok olmadan varlığı “yok” olamazdı. Barthes’i hesaba katar isek billur gibi bir metnin tadıydı. En azından fotoğrafında çakışmıyordu.   “Kendim” hiçbir…

Sanat kuramları ve felsefesinin fenomenolojik eleştirisi ve kuramsız bir öneri

1. Sanatı tanımlama çabalarına fenomenolojik bir göz atma ile başladı bu dosya, tıpkı tüm sanat kuramlarının da yola ilk olarak sanatı tanımlamaya kalkarak başlamaları gibi, sanat felsefesi kuramlarına birer ikişer değinmeden önce, sona geldiğimizde yine en başa geleceğimizi belirtmemiz gerektiğini şimdiden söylemeliyiz, başladığımız yerde yer alan soru ise burada bağsız oluşun ‘bağlamı’ olarak şu sorudan ibaret: Sanatın tanımı nedir?  …

Trier, Jack’in Yaptığı Ev, Fenomenolojik Eleştirisi ve Puanlama

  Adını ünlü bir çocuk masalından alan Film 1970’lerin Amerika’sında geçiyor, 12 yıl içerisinde bir mimar olmamış bir mühendis olan Jack’in işlediği beş seri cinayet olayı üzerine kurulu. Jack işlediği cinayetlerin bir sanat eseri olduğunu düşünür ve daha da ileriye gitmekten pek çekinmez.  (Sıla’ya… ) Jack’in Yaptığı Ev Yönetmen: Lars von Trier Senaryo: Lars von Trier Sinematografi: Manuel Alberto Claro     İLERİSİ SPOILER İÇERİR  Filmde felsefi olma gayesi ile…

Sartre, “Varlık ve Hiçlik”te Başkası Olarak Ben ve Husserl’den “Ben”ime Bakıyorum – 2.kısım

Peki “ortak bir yaşam” için diğerlerinin “varlığında oluşu” ne anlama gelmektedir? Bu soruyu sormuştuk en son buradan devam edelim )   Aşağıda irdeleyeceğimiz sorunlar: Cogito ergo sum, düşünüyorum o halde varım, dediğimde kaç ‘varlığı’ var ediyorum? Husserl’in kendini başkasının yerine koyarken kurduğu apprezentatio ( eşsunum ) kavramı neden “eşleşmiyor”? “Ortak yaşamın ortaklığı” ve “yaşayan anonimlik” kavramlarımız olursa nereye varırız? Bir…

Sartre, “Varlık ve Hiçlik”te Başkası Olarak Ben ve Husserl’in Fenomenoloji Felsefesi’nden “Ben”ime Bakıyorum

  Başkasının “kim olmadığını” görebilmek için başkasına “varlık” kadar önem vermiş olan Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik” indeki “görünen” başkasına “göz atmam” gerektiğini seziyorum, dışarıda ‘çakıl taşı’ iriliğinde kar yağıyor, Varlık ve Hiçlik’in üçüncü kısmının daha ilk bölümü başkasının “bir biçimde” varoluşunu öngören: “Başkasının Varoluşu” bölümü ile başlar, ardından “Tekbencilik” engelinin etraflı bir irdelemesine geçilir, bilincin başkasının bilincinden örtük bir biçimde…

9. KEZ GÜNCELLENDİ! Sanat mı, intihal mi, akademisyenlik mi? Barnett Newman mı, Nurdan Karasu Gökçe mi?

Dumanı tüten bir oralet fincanına bir bisküviyi batırıp tam ülkenin akademisyen sanatçılarının etkileri galaksi sınırlarını aşan başarıları üzerine bir gazete makalesini incelemeye başlıyorduk ki aşağıdaki yaşam çalındı, inip kapıyı açtığımızda dışarıda yere düşmek üzere bekleyen bir mektup, yere düşmeden uzanıp aldık, üzerinde ‘sanat öğrencileri’ imzası var, kapıyı kapatıp yukarıya geçtik ve oraletlerimizi önümüze çekip gazeteyi bir kenara bırakarak mektubu açmaya…