Sanat mı, Elmyr mi, Heury mi, Bory mi, Sury mi, Zury mi, Kury mi, Tori mi, Nury mi, Myatt mı, Fiat mı, Ferrari mi?

Soğuk ve yağışlı bir geceydi demiştim sanırım, dostum sanat dedektifi Mellini ve epey kalabalık bir ‘yüksek sanatçı’ ekibiyle bir otelin davet salonundaydık, davet listesi şöyleydi:   Modi, ( Modi davete katılmadı ), Cezanne, Sezanne, Yazenne, Çizinne, Fikasso, Fakeasso, Mikasso, Pikasso, Dufy, Gufy, Zufy, Lufy, Monet,  Zonet, Elmyr, Heury, Bory, Sury, Zury, Nury, Myatt, Fiat… Elmyr de Heury, Elmyr de Bory diye…

Sanat mı, varsayın-tı mı, Modi mi, Elmyr mi, Heury mi, Bory mi, Sury mi, Zury mi, Nury mi, Myatt mı, Fiat mı?

Soğuk ve hafiften kar yağan bir geceydi, dostum ünlü ama meşhur olamamış sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni şömine başında oraletini içerken masa başında bir tuvalin üzerine eğilmiş dört kişiye bakıyordu, masa başındaki dört kişinin dünyanın en önemli kimseleri olduğunu size söylemeliyim, zaten birazdan haklı olduğumu anlayacaksınız: Şu sağ taraftaki gözlüklü ve çift sıra kolyeli olan kişi Elmyr de Hory diye birisi ve kendileri ünlü…

Sanat mı, varsayın-tı mı, Modi mi, Elmyr mi?

Soğuk ve epey yağışlı bir geceydi, sanat dedektifi dostum Mellini Nomüzikoloni pencereye doğru elinde yarısı içilmiş bir oralet fincanı ve iki raptiyeyle yöneldiği sırada kapı çalındı: “Elmyr de Hory, diye birisi gelecekti,” dedi oraletinden bir yudum alıp pencereden dışarıya bakarken. “Elmyr mi, şu büyük ressam mı?” “O ressam değildir, resmin ne olmadığını bize anlatan bir kimsedir…” Bu söylenenlerin ne olduğunu…

Sanat mı, Monet mi, borsa mı, sanat otoritesi mi, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Yine epey soğuk ve yağışlı bir gününün gecesiydi, dostum sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni şöminenin yanındaki koltukta oturmuş, oraletini içiyor; pencere önündeki kuş kafesine raptiye atıyordu ki kapı çalındı, dış kapının yanındaki koltuğumda oturmuş; her zamanki gibi ülkemizin ‘performans sanatçılarını’ en çok ve en iyi görebileceğim yer olan gazetedeki üçüncü sayfa haberlerini büyük bir keyif ile okuyordum, dostumla göz göze geldik:…

AffetmiyorumAffet Adorno!

GÜNCELLENİYOR… Çoğu sanat eleştiri ve kritikçisi ahmak tarafından sanatta özgünlük ve benzersiz olma bir burjuva ideali olarak görülür. Oysa bırakın burjuva değerlerini, feodalite öncesinde, eski Yunan’da dahi benzemezlik bir arayıştır, bir değer arayışıdır, galerileri pazarlayan ‘çağdaş sanat eleştirmenleri ve kritikçileri’ saatlerce aynada suratına bakıp kendini benzersizleştirmeye; diğerlerini aynılaştırmaya çalışır durur da epistemolojiden ve bilginin süreğen doğasından habersiz biçimde bütün pragmatik aptallığı…

Affetmeyensanat varsayın-tı ‘sanat eserleri’ bildirim hattı

GÜNCELLENİYOR…   Son yazılar nedeni ile birtakım ‘art niyet odakları’ tarafından; birtakım tehditler almaya başladık. Yolda yürürken başımıza dikiş makinesi, pisuvar, Jasper Johns, kurşun ya da saksı düşerse sorumlusu ‘çağdaş sanatçı’lardır! Eğer, alıntı, ç-alıntı, varsayın-tı olduğunu düşündüğünüz ama ‘açık’ etmekten bir biçimde çekindiğiniz ‘sanat eserleri’ var ise bunları bize iletir misiniz? Bu ‘sanatçılar’ ne kadar ünlü, güllü, mevki sahibi ve…

Sanat mı, kara para mı, küratör mü, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Soğuk ve yağışlı bir geceydi, dostum sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni pencerenin puslu camına düşen iri yağmur damlalarına bakarken; şöminenin yanındaki kırık beyaz koltukta oturmuş oraletini içiyordu, o sırada kapı çalındı: “Geldi sanırım, gelen kişi dostuma göre bir küratördü, Guy Wildenstein diye birisiyle bağlantıları vardı, nedir bu küratör pek anlamış değildim, aslında gelen kimse bildiğin kara para aklayan bir İsviçre bankası,…

Sanat mı, müzik mi, Dio mu, Şebo mu, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Soğuk ve yağışlı bir haftanın fırtınalı bir gecesiydi, dostum sanat dedektifi Mellini Nomüzikoloni şöminenin yanındaki masada oturmuş; oraletini içerken kapı çalındı, gidip kapıyı açtığımda boyu bir altmışlarda, uzun; kıvırcık saçlı birisi kendini, Dio diye tanıtarak izin vermeme dahi gerek görmeden elinde bir valizle içeriye girdi, Mellini burada mı, şömine başında oralet içiyor efendim, John Lennon diye biri vardı dün gece, onun arkadaşı…

Sanat mı, müzik mi, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Soğuk ve fırtınalı bir geceydi, dostum müzik dedektifi Mellini Nomüzikoloni şömine başında oturmuş oralet içerken kapı çalındı, hayırdır bu saatte; bu gelen de kim ola, demeye kalmadan daha kapıyı açar açmaz John Lennon adında birisi hiddetle içeriye girdi, Mellini burada mı, içeride oralet içiyor efendim, dün bir mektup almıştık, İngiltere’den mi geliyorsunuz, kör müsün; İngilizim elbette, affedersiniz gözlüklerden belli zaten,…

Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?

Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı? Dostum Mellini Nomüzikoloni oralet almak için dışarıya çıktı, bırak şu oraleti, çocukluğunu boğacaksın diyorum da inanmıyor, bu dosyadan nasıl çıkacak bilmiyorum, en azından o gelene kadar onun en son söylediği şeyler ve birkaç tanımlama çabası ile ‘Sanat mı, alıntı mı, çalıntı mı, varsayın-tı mı?’ vaziyetine başlayalım:   Resim, dolayısıyla sanat ‘kara paranın’ sürekli…

AffetmiyorumAffet Derrida!

Trendeyiz, yanımda Derrida diye birisi var, pencere kenarındayım, söylediğine göre yapı-inşaat işleriyle uğraşıyormuş, daha çok bina yıkım işlerini alıyorum, demişti sol tarafımızda uzanan deniz manzarasına bakarken, fatura işlerini nasıl hallediyorsun, diye sordum, müşteriler fatura istiyordur sonuçta, onları bir emlak dükkanı işleten arkadaşın üzerinden kestiriyorum, dedi piposuna tütün koyarken, mülkiyet işleri zor sonuçta… Ondan bahsetmemi istedi. Onunla nerede karşılaştım ilk defa,…

AffetmiyorumAffet Wittgenstein!

Kağıt Uçak Kurumu’nun hangarındaydık, sol elinde koyu beyaza boyanmış bir uçak pervanesi ile Wittgenstein diye birisi girdi içeriye, diğer elindeki bir dosyayı yanımdaki görevliye uzattığında dosyanın üzerinde yazan şeyi net olarak görebildim: “Uçak pervanesini geliştirme önerileri” projesi…Gel otur şöyle Wito, dedim dosyayı yanımdaki görevlinin elinden alırken, patent bürosunda İsmet amca vardı, senin dosyayı bir ona gönderelim, patent işini yapsın önce……

AffetmiyorumAffet Modi e Jeanne!

Modi karşı kıyıdaydı, Sol elimdeki neşteri hazırladım. Onu deniz atmadan önce bir süre baktım. Üniversite’de gereksiz bir bölümdeydi; kendini gerekli hissetmek için. Uzun sarı saçlar, turkuaza çalan bakışlar. Bulgar kızıydı: Bulgar göçmeni. Aşı boyası kızıllığıyla tozlanmış ametist morundan; bronz parıltılı bir granit grisi deniz. Kuşlar uludu, deniz neşter kesiğiyle doldu. Dünya diye bir yerin durmasını bekledim; sonra onu ittim. Sonra deniz…Dalgalar…

AffetmiyorumAffet Modi!

AffetmiyorumAffet Modi! Hava epey serindi, dünya diye bir yerdeydim, Modi kanalın karşısından sol elinde kapalı gri bir şemsiye ile köprüden geçerek yanıma kadar geldi; “Jeanne kendini atacak,” dedi yanımdaki boşluğa doğru bakarken, “ne yapabilirim, resim yapmam gerekiyor,” dedi sonra, “kendini atacağını düşünmüyorum ama yine de ne olur ne olmaz sen onunla ilgilenir misin,” sonra sağ kolunun altındaki büyük bir rulonun…

Araç çubuğuna atla